Biyoloji Hikayesi Duyuruları  |  Sitemizdeki Konular Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredatına ve Öğrenme Çıktılarına Uygun Olarak Hazırlanmıştır.  |  Ders Kitabında Bulunan Ölçme ve Değerlendirmeler ile Yönergelerin Çözümlerine Konuların İçerisinden Ulaşabilirsiniz.  |  Soru Bankası Sayfamızdan Konular Bazında Oluşturacağınız Çoktan Seçmeli Testlerle Kendinizi Sınavlara Hazırlayabileceksiniz.  |  Maarif Modeli Temaları İçerisinde Bulunan Karekod Belgelerinin Çözümlenmiş Örneklerine Dokümanlar Sayfasından Ulaşabilirsiniz.  |  Geçmiş Yıllarda Çıkmış Sorulara Konu İçerisinden ve Sorular Menüsünden Ulaşabilirsiniz.  |  Biyoloji Hikayesi Duyuruları  |  Sitemizdeki Konular Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredatına ve Öğrenme Çıktılarına Uygun Olarak Hazırlanmıştır.  |  Ders Kitabında Bulunan Ölçme ve Değerlendirmeler ile Yönergelerin Çözümlerine Konuların İçerisinden Ulaşabilirsiniz.  |  Soru Bankası Sayfamızdan Konular Bazında Oluşturacağınız Çoktan Seçmeli Testlerle Kendinizi Sınavlara Hazırlayabileceksiniz.  |  Maarif Modeli Temaları İçerisinde Bulunan Karekod Belgelerinin Çözümlenmiş Örneklerine Dokümanlar Sayfasından Ulaşabilirsiniz.  |  Geçmiş Yıllarda Çıkmış Sorulara Konu İçerisinden ve Sorular Menüsünden Ulaşabilirsiniz.  | 

Konu Detayı Sayfası

Dolaşım Sisteminin Yapı, Görev ve İşleyişi

11.Sınıf

İnsan Fizyolojisi

Dolaşım Sistemleri

27450

Dolaşım Sisteminin Yapı, Görev ve İşleyişi

Canlıların aldığı besin ve oksijenin hücrelere, hücrelerde oluşan karbondioksit ve diğer metabolik atıkların ilgili boşaltım organlarına taşınması gerekir. Gelişmiş canlılarda bu taşıma dolaşım sistemi ile sağlanır.

Gelişmiş canlılarda dolaşım sistemi maddelerin taşınmasından başka;

► Bağışıklığın sağlanması,

► Vücut sıcaklığının düzenlenmesi,

► Hormonal düzenleme görevlerini de yerine getirir.

Bütün canlılar dolaşım sistemine sahip değildir. Dolaşım sistemine sahip olan canlılarda iki çeşit dolaşım görülür. Bunlar;

1. Açık Kan Dolaşımı

2. Kapalı Kan Dolaşımı

1. Açık Kan Dolaşımı

► Sadece omurgasız hayvanlarda görülür.

► Besin ve oksijen ihtiyacı az olan canlılarda bulunur.

► Dolaşım sisteminde kalp, atardamar ve toplardamarlar bulunur. Kılcal damarlar bulunmaz.

► Kanın akış hızı yavaştır.

► Vücut sıvısı olan kan hemolenf olarak adlandırılır.

► Hemolenf ile hücreler arasındaki madde alışverişi sinüs denilen vücut boşluklarında olur.

► Hemolenf ile; besinler, metabolizma atıkları ve hormonlar taşınır. Ancak solunum gazları (O2 ve CO2) taşınmaz.

2. Kapalı Kan Dolaşımı

► Bazı omurgasızlarda (toprak solucanı, mürekkep balığı ve ahtapot) ve tüm omurgalı hayvanlarda (balıklar, kurbağalar, sürüngenler, kuş ve memeliler) görülür.

► Kalp, atardamar, toplardamar ve kılcal damarlar bulunur.

► Kan damarların içinde dolaşır. Vücut boşluklarına çıkmaz.

► Kanın akış hızı ve basıncı yüksektir.

► Enerji ihtiyacı fazla olan canlılarda görülür.

► Kan ile hücreler arasındaki madde alışverişi kılcal damarlar aracılığı ile olur.

► Kan ile besinler, metabolizma atıkları ve hormonların yanında solunum gazları (Ove CO2) taşınır.

► İnsanlarda kapalı dolaşım sistemi bulunur.

İnsanda Dolaşım Sistemleri

İnsanda iki dolaşım sistemi bulunur. Bunlar;

1. Kan Dolaşım Sistemi

2. Lenf Dolaşım Sistemidir.

► Bu sistemler sinir ve endokrin sistem tarafından kontrol edilir.

► Kan dolaşım sistemi; kalp, damarlar (atar, toplar ve kılcal damarlar) ve kan olmak üzere üç kısımda incelenir.

► Lenf dolaşım sistemi ise; lenf damarları (toplar ve kılcal damarlardan oluşur.), lenf sıvısı ve lenf düğümlerinden oluşur. Lenf sisteminde kalp ve atardamar bulunmaz. Bu nedenle lenf sıvısı yavaş hareket eder.

Not

Bunların dışında insanda portal dolaşım da bulunur. Portal dolaşım; mide, ince ve kalın bağırsak, pankreas ve dalaktaki kanı kapı toplardamarı aracılığı ile karaciğere getiren ve kalbe ulaştıran dolaşımdır.

İnsanda dolaşım sistemleri sayesinde kanın taşıdığı oksijen, besin, hormon gibi moleküller vücut hücrelerine kadar iletilir.

Hücrelerde oluşan atık maddeler ise ilgili yapılara ulaştırılarak vücuttan uzaklaştırılması sağlanır.

1. Kan Dolaşım Sistemi

İnsanda kan dolaşım sistemi; vücut hücrelerinin ihtiyacı olan oksijen, besin ve hormon gibi moleküllerin hücrelere iletilmesini, atık maddelerin uzaklaştırılmasını sağlar.

► İnsanda kan dolaşım sistemi kardiyovasküler sistem olarak da ifade edilir.

► Kardiya (kalp) ve Vaculum (damar) kelimelerinin biraraya gelmesi ile oluşur.

Kardiyovasküler sistem;

1. Kalp,

2. Kan Damarları,

3. Kan sıvısından oluşur.

1. KALP

► İnsanda kalp; göğüs boşluğunda göğüs kemiğinin (sternum) hemen arkasında, iki akciğerin arasında, biraz sola eğik konumdadır.

► Yaklaşık olarak her insanın kendi yumruğu büyüklüğündedir. (240 - 340 gr. ağırlığındadır.)

► Büyük çoğunluğu kastan oluşan bir organdır.

► Yaşlandıkça kalbin büyüklüğü ve ağırlığı artar.

İnsan Fizyolojisi: Kalbin Yapısı ve Çalışması
Video Özeti:
  • Kalbin Odacıkları: İnsan kalbi, üstte iki kulakçık (atrium) ve altta iki karıncık (ventrikül) olmak üzere toplam dört odacıktan oluşur.
  • Kapakçıklar: Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında üçlü (triküspit), sol kulakçık ile sol karıncık arasında ise ikili (biküspit/mitral) kapakçıklar bulunur.
  • Tek Yönlü Akış: Kapakçıklar, kanın sadece kulakçıklardan karıncıklara doğru tek yönlü akmasını sağlar ve geri kaçışını önler.
  • Konum: Kalp, göğüs boşluğunun merkezinde, iki akciğer arasında yer alan hayati bir pompadır.
* Bu video, 11. Sınıf Biyoloji Ders Kitabı sayfa 113'teki QR kod aracılığıyla ulaşılan EBA içeriğinden alınmıştır.

Kalp dıştan içe doğru üç tabakadan oluşur.

1. Perikart

2. Miyokart

3. Endokart

1. Perikart

► Kalbi dıştan saran, bağ dokusundan oluşan iki katlı bir zardır.

► Kalbi ve kalbe bağlı damarların köklerini çevreler.

► İki katlı olan zarlar arasında lenf sıvısına benzeyen kaygan bir sıvı bulunur. Bu sıvıya Perikardiyal Sıvı denir.

► Bu sıvı; kalp atışları sırasında oluşan sürtünmelerin etkisini azaltarak kalbin çalışmasını kolaylaştırır.

2. Miyokart

► Kalp kasından oluşan orta tabakadır.

► Kalp kası sayesinde kalbin çalışması gerçekleşir.

► Kalp kasının yapısı iskelet kasına, çalışması düz kasa benzer. Yani otonom sinir sisteminin kontrolünde istemsiz olarak kasılır. Kendi impulslarını oluşturma özelliğine sahiptir. Bu yönü ile diğer kas çeşitlerinden ayrılır.

► Miyokart tabakası kalbin karıncıklarında kalın, kulakçıklarında ise incedir.

► Çünkü kan akciğerlere ve vücudun diğer kısımlarına karıncıklardan pompalanır.

► Miyokartın en kalın olduğu yer; sol karıncık duvarıdır.

► Çünkü bu kısım kanı kuvvetli bir şekilde tüm vücuda pompalar.

► Sol karıncığa bağlı olan aort atardamarının çıktığı yerden küçük damarlar ayrılarak, miyokart tabakasında kılcallara dağılır. Bu kılcallara koroner damarlar denir.

► Koroner damarlar; kalbi besleyen damarlardır. Yani kalp kendi içinden geçen kandan beslenmez. Bu nedenle kalbin içinden geçen kanın yoğunluğu değişmez.

► Koroner damarlar tıkanır ya da daralırsa, kalp ihtiyacı olan besin ve oksijeni alamaz. Bu durumda kalp krizi (enfarktüs) oluşur.

İnsan Fizyolojisi: Kalp Sağlığı ve Kalp Krizi
Video Özeti:
  • Damar Sertliği (Ateroskleroz): Atardamarların iç tabakalarında yağ, kolesterol ve iltihabi atıkların birikerek plaklar oluşturması sonucu damar daralmasıdır.
  • Beslenme Bozukluğu: Damar daralması sonucu kan akım hızı yavaşlar ve ilgili organların beslenmesi bozulur.
  • Kalp Krizi: Kalbe oksijence zengin kan taşıyan koroner damarların tıkanması sonucu kalp kası dokusunun zarar görmesi veya ölmesidir.
* Bu video, 11. Sınıf Biyoloji Ders Kitabı sayfa 132'deki QR kod aracılığıyla ulaşılan EBA içeriğinden alınmıştır.

3. Endokart

► Kalp boşluğunu saran en iç tabakadır. Kalbin iç yüzeyini örten zardır. Kaygan ve pürüzsüz bir yapıya sahiptir.

► Tek sıralı, yassı epitel dokudan oluşur.

► Kılcal kan damarları bulundurmaz.

Not

Sağ kulakçık ile sağ karıncıktaki kanın bileşimi aynıdır. (Karbondioksitçe zengindir.)

Sol kulakçık ile sol karıncıktaki kanın bileşimi aynıdır. (Oksijence zengindir.)

Dikkat!!!

Kalp kendi içindeki kandan besin veya oksijen alamaz. Miyokard tabakasının içinde aorttan ayrılan ve kalbi besleyen Koroner Damarlar yer alır. Koroner atardamarın kılcalları ağ oluşturarak kalbin besin ve oksijen ihtiyacını karşılar. Kalp gevşediği zaman koroner kılcal damarlar kalbi besler.

Kalbin Bölümleri ve Kapakçıklar

► İnsanda kalp dört odacıktan oluşur.

► Üstte iki kulakçık (atrium), altta iki karıncık (ventrikül) bulunur.

► Kalbin sağ ve sol bölümü tam bir perde ile ayrılmıştır. Bundan dolayı sağda bulunan kirli kan ile solda bulunan temiz kan asla birbirine karışmaz.

Kalbin sağ kulakçık ve karıncığında; karbondioksitçe zengin olan ve vücut dokularından gelen kirli kan bulunur.

Kalbin sol kulakçık ve karıncığında ise; oksijence zengin olan ve akciğerlerden gelen temiz kan bulunur.

► Kısaca kalbin sağ tarafında daima kirli kan, sol tarafında ise temiz kan bulunur.

► Kalbin sağ ve sol kulakçıklarına toplardamarlar bağlıdır.

Sağ kulakçığa; kan ve lenf dolaşımının getirdiği kan giriş yapar. (Alt ve üst ana toplardamarlarla)

Sol kulakçığa ise; akciğerlerden temizlenerek gelen kan giriş yapar. Bu temiz kan akciğer toplardamarı ile sol kulakçığa getirilir.

Not

► Vücudumuzdaki toplardamarlar genellikle kirli kan taşırken akciğer toplardamarı temiz kan taşır.

► Atardamarlar ise temiz kan taşırken akciğer atardamarı kirli kan taşır.

► Kalbin karıncıklarından atardamarlar çıkar.

Sağ karıncıktan; vücuttan toplanarak kalbe gelen kirli kanı, temizlenmek üzere akciğerlere götüren akciğer atardamarı çıkış yapar.

Sol karıncıktan ise; vücudun en büyük atardamarı olan aort atardamarı çıkar.

Aort, kalpteki temiz kanı tüm vücuda pompalar.

Kalpte bulunan kapakçıklar şunlardır;

- Atrioventriküler (AV) kapakçıklar

- Yarım ay (semilunar) kapakçıklar

Atrioventriküler (AV) Kapakçıklar

► Sağ ve sol kulakçıkların, sağ ve sol karıncıklara açıldığı yerlerde bulunan ve bağ dokudan oluşan kapakçıklardır.

► Kulakçıklardan karıncıklara geçen kanın geri dönmesini önlerler.

► Bu nedenle tek yönlü açılıp kapanan kapakçıklardır.

► Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında üçlü (triküspit) kapakçık bulunur.

► Sol kulakçık ile sol karıncık arasında ise ikili (biküspit=mitral) kapakçık bulunur.

► Kalpteki AV kapakçıklarının yapısında bir bozukluk varsa kan kapakçıklardan geriye doğru kaçar. Buna kalp üfürümü denir.

Semilunar (Yarım Ay) Kapakçıklar

► Karıncıklar ile bunlara bağlı olan atardamarlar arasında bulunurlar.

► Karıncıklardan pompalanan kanın geri dönmesini önlerler.

► Tek yönlü açılan kapakçıklardır.

► Aortun sol karıncığa bağlandığı yerde aort kapakçığı,

► Akciğer atardamarının sağ karıncığa bağlandığı yerde pulmoner kapakçık bulunur.

Kalbin Çalışması

► Kalbin çalışması kulakçık ve karıncık kaslarının kasılıp gevşemesi ile olur.

► Kalp kasının kasılmasına sistol, gevşemesine ise diastol denir.

Kulakçık ve karıncıkların aynı anda kasılması söz konusu olamaz. Ancak kalp dinlenme durumunda iken (0.40 saniye) kulakçık ve karıncıklar aynı anda gevşeme durumundadırlar.

► Bu kasılıp gevşeme sırasında kanın kalpte hareketi sağlanır.

► Kalp çalışırken önce kulakçıklar, sonra karıncıklar kasılır ve gevşer.

► Kulakçıklar ve karıncıkların kasılmaları birbirine zıt olarak gerçekleşir.

► Yani kulakçıklar kasılırken karıncıklar gevşer, karıncıklar kasılırken kulakçıklar gevşer.

► Kulakçıkların kasılması ile kan karıncıklara dolar. Bu sırada karıncıklar gevşeme durumundadır.

► Karıncıkların kasılması ile de kan atardamarlara geçer. Bu esnada kulakçıklar gevşeme durumundadır.

Not

► Odacıklar; kasılma durumunda iken içlerindeki kanı gönderirler. Gevşeme durumunda iken ise kan ile dolarlar.

► Kulakçıkların kasılması sırasında triküspit ve biküspit kapakçıklar açılır.

► Karıncıkların kasılması sırasında ise yarımay kapakçıkları açılır.

► Kalp kapakçıklarının kapanması steteskop yardımı ile duyulabilir.

► Bu sesler "lup-dup" şeklinde duyulur.

► Her atışta vücuda 70 ml. kan gönderilir.

► Birim zamanda kalpten geçen kan miktarına kalp debisi denir.

► Kalbin birbirini izleyen kasılma ve gevşeme olayına kalp döngüsü denir.

► Kalp döngüsü her kalp atışını ifade eder.

► Bir kalp atışı; kasılma, gevşeme ve dinlenme evrelerinden oluşur. Bunların tamamı 0,85 saniye sürer.

► Bu sürenin 0,15 saniyesi; kulakçıkların kasılması,

► 0,30 saniyesi; karıncıkların kasılması,

► 0,40 saniyesi ise kalbin dinlenmesi şeklinde gerçekleşir. Bu esnada kulakçıkların sağ ve sol kulakçıklar birlikte kasılır. Bu sırada karıncıklar ise gevşeme durumunda olur ve kan karıncıklara geçer.

► Ardından karıncıklar kasılıma durumundayken kulakçıklar gevşeme durumunda olur.

► Karıncıkların kasılması ile kan atardamarlarla akciğerlere ve vücuda pompalanır.

► Karıncıkların kasılmasından sonra kulakçıklar ve karıncıklar birlikte dinlenme evresine geçer. Daha sonra yeni bir kalp atışı süreci başlar.

► Atardamarların kan basıncının etkisiyle genişleyip daralmasına nabız denir.

► Her nabız karıncıkların kasılmasına karşılık geldiği için nabız sayısı kalp atışı sayısına eşittir. Sağlıklı yetişkin bir insanın kalbi dakikada 70 - 80 kez atar.

► Nabız; kalbin ritmik kasılma ve gevşemesinin atardamarlarda hissedilmesidir.

Not

El ve ayak bileği ile şakaktaki atardamar yüzeyine hafifçe bastırdığımızda nabız sayısını hissedebiliriz.

► Karıncıklar kasıldığında pompalanan kan atardamarları genişletir.

► Kalbin kasılması gevşemesi sırasında kanın atardamar duvarına yaptığı basınca Tansiyon denir.

Tansiyon; büyük ve küçük tansiyon olmak üzere iki çeşittir.

Büyük Tansiyon: Karıncıkların kasılması sırasında kanın atardamar duvarına yaptığı basınçtır. (Akciğer atardamarı ile aort atardamarına uygulanan basınç) Sağlıklı bir insanda dinlenme anında büyük tansiyon ortalama 120 mm/hg'dir.

Küçük Tansiyon: Karıncıkların gevşemesi sırasında kanın atardamar duvarına yaptığı basınçtır. Sağlıklı bir insanda dinlenme anında küçük tansiyon ortalama 80 mm/hg'dir.

► Tansiyon bireyin yaşına ve vücut özelliklerine göre değişiklik gösterebilir. Belirtilen sınırların dışında tansiyonun görülmesi bir hastalık belirtisi olabilir.

Kalp Ritminin Kontrolü

► Kalp insanda embriyo gelişiminin dördüncü haftasından itibaren atmaya başlar.

► Kalp kasında bulunan bazı hücreler uyartı oluşturabilme özelliğine sahiptir. Bu nedenle kalp kası yaşam boyu hiç durmadan kasılıp gevşeyebilir. Yani kalp; sinir sisteminden herhangi bir uyartı gelmeden  yapısı gereği kendi kendine uyartı oluşturup kasılmayı sürdürebilir.

► Kalpte kalp kası hücrelerinin özelleşmesi ile oluşmuş, uyartıların başlatılması ve iletilmesini sağlayan özel bir sistem bulunur.

Bu sistemi oluşturan yapılar;

- Sinoatrial (SA) Düğüm

- Atrioventrikuler (AV) Düğüm

- His Demetleri

- Purkinje Lifleridir.

► Kalp kasında bunu sağlayan yapı üst ana toplardamarın kalbe girdiği yerin yakınında bulunan SA (sinoatrial düğüm) denilen hücre grubudur.

► SA düğüm; kalp kasının kasılma hız ve zamanını belirler.

► Bu hücrelerde oluşan aksiyon potansiyelleri kasılmaları için komşu hücreleri uyarır.

► Kalpte impuls oluşumu ve iletimi sırası ile şu şekilde olur.

► SA düğümden çıkan uyarılar, kulakçıkların duvarlarına yayılır ve her ikisinin de aynı anda kasılmasına yol açar.

► Bu uyarılar, sağ ve sol kulakçıklar arasındaki duvarda yer alan AV (atrioventriküler) düğüme aktarılır.

► AV düğümde; impulslar kalbin uç noktasına yayılmadan önce 0,1 saniye kadar geciktirilir.

► Bu durum kulakçıklardaki kanın karıncıklara aktarılmasını sağlar. (karıncıklar henüz kasılmadan önce)

► AV düğümden çıkan uyarılar önce his demetlerine sonra purkinje liflerine iletilir.

► His demetleri ve purkinje lifleri özelleşmiş kas lifleridir. Karıncık duvarlarında yayılmıştır.

► Uyarıları alan karıncıklar kasılır ve kan atardamarlara pompalanır.

► Böylece kalp bir kez kasılıp gevşemiş olur.

► SA düğümünü etkileyerek kalbin çalışma hızını değiştiren bazı faktörler vardır.

Kalbin Çalışma Hızını Etkileyen Faktörler

Hızlandıran Faktörler

► Sempatik sinirler

► Adrenalin, Noradrenalin, Tiroksin hormonları

► Kafein, Tein (çayın içindeki uyarıcı madde) ve Nikotin gibi kimyasallar

► Kandaki karbondioksit artışı (bu durum kanın pH'ını 7.4'den aşağıya düşürür.)

► Vücut sıcaklığındaki artış (ateşli hastalıklar)

► Ortam sıcaklığının azalması (soğuk hava)

Yavaşlatan Faktörler

► Parasempatik sinirler (vagus siniri)

► Asetilkolin (vagus sinirinden salgılanır)

► Dış ortam sıcaklığının artışı (sıcak hava)

► Kalsiyum gibi minerallerin eksikliği

KAN DAMARLARI

Kalpten pompalanan kan, damarlar sayesinde vücutta kapalı bir sistem içinde dolaşır. Böylece hücrelerin ihtiyaç duyduğu besin, oksijen, su gibi yararlı maddeler doku ve hücrelere ulaştırılırken zararlı atık maddeler ise hücrelerden uzaklaştırılmış olur. Kan dolaşım sisteminde üç tip damar bulunur. Bunlar;

- Atardamarlar (Götürücü damarlar)

- Toplardamarlar (Getirici damarlar)

- Kılcal damarlardır.

 

Atardamarlar (Götürücü Damarlar)

► Atardamarlar karıncıklardan çıkan kanı doku ve organlara taşıyan damarlardır. Yani kanı vücuda dağıtan damarlardır.

► Atardamarlar genellikle kanı götürdükleri organa göre adlandırılır. Örneğin mideye kan götüren damara mide atardamarı, karaciğere kan götüren damara karaciğer atardamarı denir.

► Atardamarların yapısı dıştan içe doğru;

- En dışta lifli bağ doku; içerdiği lifler sayesinde atardamarın genişlemesine ve tekrar eski haline gelmesine yardımcı olur.

- Ortada düz kas tabakası (elastik lifler içerir); Yüksek kan basıncına karşı atardamarların dayanıklılığını artırır. Damara esneklik kazandırır. Böylece kanın damar içinde rahat ilerlemesine katkı sağlar.

- İçte epitel doku (endotel); tek sıralı yassı epitel dokudan oluşur. Kaygan yapısı sayesinde sürtünmeyi azaltır ve kan akışını kolaylaştırır. Gerekli durumlarda, damarların büzülmesi, kanın pıhtılaşması ve bağışıklık sisteminin harekete geçirilmesi gibi olaylarda rol oynar.

► Düz kas tabakasındaki fazlaca elastik lifler damarın yüksek basınçtan zarar görmesini engeller.

► Atardamarların çeper kalınlığı toplardamarlara göre daha fazladır. Kan basıncının ve kanın akış hızının en yüksek olduğu damarlardır.

► Atardamarlar genelde oksijen bakımından zengin olan temiz kanı taşırlar. Ancak sağ karıncıktan çıkan akciğer atardamarı CO2'ce zengin kirli kanı taşır.

► Akciğer atardamarı kalbin sağ bölümündeki kirli kanı akciğerlere ileterek temizlenmesinde rol oynar.

► Vücudumuzun en büyük atardamaru sol karıncıktan çıkan aort atardamarıdır. Aort; sol karıncıktan çıktıktan sonra sola doğru yay çizerek kollara ayrılır ve akciğer hariç tüm vücut organlarına O2'ce zengin temiz kanı iletir.

Atardamarda Kanın Hareketini Sağlayan Faktörler

Atardamarlardaki kan hareketi;

- Karıncıkların kasılması ile oluşan itme gücü,

- Damarlardaki düz kasların kasılması,

- Arkadan gelen kanın öndekini itmesi

- Yer çekiminin pozitif etkisi ile sağlanır.

Toplardamarlar (Getirici Damarlar)

► Doku ve organlarda aldığı kanı kalbe getiren damarlardır. Ancak kapı toplardamarı kanı kalbe değil karaciğere getirir.

► Akciğer toplardamarı hariç diğer tüm toplardamarlar CO2 (karbondioksitçe zengin) kirli kanı taşır.

► Toplardamarlar; kalbin kulakçıklarından kalbe giriş yapan damarlardır.

► Sağ kulakçığa; alt ve üst ana toplardamar giriş yaparken, sol kulakçığa; akciğer toplardamarı giriş yapar.

► Alt ve üst ana toplar damarlar kirli kanı, akciğer toplardamarı ise temiz kanı kalbe getirir.

► Toplardamarlar çıkış yaptıkları organa göre adlandırırlırlar. (Kalp hariç) Örneğin; akciğerden çıkana akciğer toplardamarı, böbrekten çıkana böbrek toplardamarı gibi adlandırılırlar.

► Toplardamarlar atardamarlar gibi dıştan içe doğru üç tabakadan oluşur.

- En dışta bağ doku (az lifli yapıdadır)

- Ortada düz kas doku; düz kas doku oldukça incedir ve elastik lif oranı çok azdır.

- En içte ise epitel doku (endotel) tabakası bulunur.

► Toplardamarlarda atardamarlardan farklı olarak; bağ doku lifleri az, düz kas dokudaki elastik lifler çok azdır.

► Vücudumuzdaki kanın yaklaşık %70'i toplardamarlarda bulunduğu için damar çapı atardamarlara göre daha geniştir.

Dikkat!!!

► Toplardamarlar en fazla gerilme yeteneğine sahiptir.

► Bu yüzden gerektiğinde dolaşımın başka bir yerinde kullanılmak üzere büyük miktarda kan toplardamarlarda depolanabilir.

► Vücudun sağ ve solundan gelen toplardamarlar birleşerek üst ve alt ana toplardamar olarak kalbe girer.

► Bu birleşme yerinde toplardamarın içindeki kan basıncı sıfır olur.

Toplardamarlarda Kanın Hareketini Sağlayan Faktörler

- Kulakçıkların gevşemesiyle oluşan negatif emme basıncı,

- Damarların yapısında bulunan düz kasların kasılması

- Toplardamarın çevresini saran iskelet kaslarının kasılıp gevşemesi (kas kasılmasıyla damar sıkışır kan kalbe doğru hareket eder.)

- Nefes alma sırasında göğüs kafesinin genişlemesi

- Göğüs boşluğundaki basıncın düşmesi

- Yer çekimi (kalpten yüksekte bulunan toplardamarlarda) ile sağlanır.

► Vücudun alt kısmından gelen toplardamarlarda kanın geriye akmasını engelleyen kapakçıklar vardır. Kapakçıklar kanın kalbe doğru akmasını kolaylaştırır.

Kılcal Damarlar

► Atardamarlar ile toplardamarlar arasında bulunur.

► Sadece tek katlı yassı epitelden dokudan (endotel tabakası) oluşmuştur. Kas ve bağ doku bulunmaz.

► Atardamarlar ile toplardamarlar arasındaki bağlantıyı sağlarlar. Bir atardamar ile toplardamar arasında yüzlerce kılcal damar bulunabilir.

► Kan ile hücreler arasındaki madde alışverişi kılcal damarlarda gerçekleşir.

► Kılcal damarlardaki kan ile doku sıvısındaki madde alışverişi difüzyon ve süzülme ile gerçekleşir.

NOT: Üst derideki epitel dokuda, göz merceğinde ve korneda, kıkırdak dokuda kılcak damarlar bulunmaz. Bu yapılar bağ dokudan beslenir.

► Atardamarlardaki kan, kılcal damarlara geçtiğinde kan akış hızı yavaşlar. Yavaş akan kan sayesinde kan ile hücreler arasında madde alışverişi gerçekleşebilir.

Kan Damarlarının Karşılaştırılması

1. Toplam Kesit Alanı

► Kılcal damar > toplardamar > atardamar

► Kılcal damarlar doku ve organların beslenmesinde rol aldıkları için çok geniş bir alana yayılmıştır. Toplam kesit alanı en fazla olan damarlardır.

Eğer bir damar için kesit alanı söz konusu olursa; toplardamar > atardamar > kılcaldamar olur.

2. Kan Akış Hızı

► Kan akış hızı; damarların toplam kesit alanı ile ters orantılıdır. Bu nedenle kılcal damarlarda kan akış hızı minimum düzeydedir.

3. Kan Basıncı

► Kalpten uzaklaştıkça kan basıncının etkisi gittikçe azalır.

► Özellikle damarların yapısında bulunan elastik lifler kan basıncının düşmesine neden olur.

► Atardamarlarda kan basıncı en yüksektir. Kan basıncının en yüksek olduğu damar aorttur.

► Doku kılcal damarlarında kan basıncı düşse de, kılcal damarlardaki basınç toplardamarlardan daha yüksektir.

Kan ile Doku Sıvısı Arasındaki Madde Alışverişi (Starling Hipotezi)

► Hücreler doku sıvısının içinde bulunurlar. Hücrelerin içinde bulunduğu doku sıvısı ile kan arasındaki madde alışverişi kılcal damarlar aracılığı ile olur. Bu durumu açıklayan hipoteze Starling Hipotezi denir.

► Doku sıvısı; kalbin kasılması sonucu kılcal damarlardan çıkan sıvılar tarafından oluşturulur.

► Doku sıvısının içeriğinde; kan hücreleri (bazı fagositoz yapan akyuvarlar hariç) ve plazma proteinleri (albumin, globulin, fibrinojen gibi) bulunmaz.

► Özellikle hücrelerin ihtiyacı olan besinler, gazlar, çeşitli iyonlar ve hormonlar bulunur.

► Ayrıca doku sıvısında çeşitli atık maddeler de bulunabilir.

► Bağışıklıkla ilgili durumlarda bazı fagositik akyuvarlar damardan doku sıvısına çıkabilirler.

► Madde alışverişinde etkili olan iki farklı basınç vardır. Bunlar; kan basıncı ve kanın osmotik basıncıdır.

1. Kan Basıncı

► Kalbin kanı pompalamasıyla oluşan basınçtır.

► Damar boyunca değişkendir. Kılcal damarın atardamar ucundan toplardamar ucuna doğru gidildikçe kan basıncı düşer. (40 mmHg - 15 mmHg düşer.)

► Kan basıncı kandaki moleküllerin doku sıvısına geçmesini sağlar.

2. Kanın Osmotik Basıncı

► Damar içindeki kanın osmotik basıncını kanda bulunan plazma proteinleri oluşturur. Plazma kanın sıvı olan kısmıdır.

► Plazmada bulunan albumin, globulin ve fibrinojen gibi büyük yapılı proteinler kanın osmotik basıncını oluşturur.

► Bu proteinler suda çözünür ve yoğunluk oluşturur. Damar dışına çıkamazlar. Bu nedenle osmotik basınç kılcal damar boyuncu sabit kalır. (28 mmHg)

► Kan plazmasındaki bu proteinler kanda emme basıncı oluşturur. Böylece doku sıvısında bulunan atıklar ve moleküller toplardamar kılcalları ile emilir ve kana geçer.

Kan basıncı ve osmotik basıncın etkisi ile kılcal damarlarda süzülme ve emilim olayları gerçekleşir.

Süzülme Olayı: Kılcal damarların atardamar ucunda, kan basıncı osmotik basınçtan büyüktür (kan basıncı > osmotik basınç). Bu kan basıncının etkisi ile kandaki su ve çözünmüş maddeler önce doku sıvısına sonra da doku hücrelerine geçer (atardamar kılcallarından doku sıvısına doğru). Bu olaya Süzülme denir. Süzülme sırasında ATP enerjisi harcanmaz.

Emilim Olayı: Kılcal damarların, toplardamar ucunda osmotik basınç kan basıncından büyüktür (osmotik basınç > kan basıncı). Kandaki yüksek osmotik basıncın etkisi ile doku hücrelerindeki su ve çözünmüş atık maddeler önce doku sıvısına sonra da kılcal damarlara geçer (toplardamar kılcalları ile).

► Kılcal kan damarlarının çeperlerinden doku sıvısına; su, oksijen, karbondioksit, tuz, glikoz, amino asit, laktik asit, üre, ürik asit, hormon gibi maddeler geçebilir. Ancak alyuvarlar, plazma proteinleri ve kan pulcukları geçemez.

► Sağlıklı bir bireyde süzülme miktarı emilim miktarından daha fazladır. Bu nedenle hücreler arasındaki doku sıvısı miktarı artar. Bu fazla doku sıvısı lenf damarları tarafından toplanarak tekrar kan dolaşımına taşınır. Böylece doku sıvısının miktarı dengede kalır.

Ödem: Eğer hücreler arasındaki doku sıvısı miktarı normalin üzerine çıkarsa Ödem oluşur. Ödem; lenf damarlarının tıkanması, kan basıncının fazla olması, kanın osmotik basıncının normalin altına düşmesi, doku sıvısındaki osmotik basıncın artması gibi bir çok faktörün etkisi ile oluşabilir.

Vücutta Kanın Dolaşımı

► İnsanda ortalama 5 - 5,5 litre kan bulunur.

► Kan hiç durmaksızın tüm vücudumuzu dolaşır.

► Kanın vücuttaki dolaşımı küçük ve büyük kan dolaşımı olarak iki şekilde gerçekleşir.

Küçük Kan Dolaşımı

► Kalbin sağ karıncığında başlar sol kulakçığında biter.

Sağ karıncıktan çıkan akciğer atardamarı, iki kola ayrılarak sağ ve sol akciğerlere girer.

► Akciğer kılcallarında O2 - CO2 alışverişi sağlandıktan sonra temizlenen kan 4 Akciğer toplardamarı ile kalbin sol kulakçığına getirilir.

► Akciğer kılcallarında kanın O2 derişimi artarken CO2 derişimi azalır. Ancak üre derişiminde herhangi bir değişiklik olmaz.

► Küçük kan dolaşımında amaç; kanı oksijen bakımından zenginleştirerek temizlemektir.

İbn Nefs

Tarihte ilk defa kanın sağ karıncıktan akciğer atardamarıyla akciğere gittiğini ve buradan akciğer toplardamarıyla kalbin sol kulakçığına geldiğini ortaya koyarak küçük kan dolaşımını keşfetmiştir.

Küçük kan dolaşımında;

Başlama Noktası: Sağ Karıncık

Kanın Geçtiği Damarlar: Akciğer Atardamarı, kılcal damarı, toplardamarı

Bitiş Noktası: Sol Kulakçık

Büyük Kan Dolaşımı

► Sol karıncıkta başlar sağ kulakçıkta son bulur.

► Büyük kan dolaşımında amaç; oksijence zengin kanı dokulara iletmek, dokularda kirlenen kanı alarak kalbe getirmektir.

► Sol karıncıktan çıkan aort atardamarı, kanı akciğer hariç tüm vücut organlarına pompalar.

► Aorttan ayrılan kollar vücudun alt ve üst kısımlarındaki organlara O2 iletir.

► Dokulardan alınan CO2'ce zengin kirli kanı ise alt ve üst ana toplardamarlar ile kalbin sağ kulakçığına getirirler.

► Aorttan ayrılan ilk damarlar kalbin beslenmesini sağlayan koroner damarlardır.

► Büyük kan dolaşımında sindirim kanalından gelen toplardamarlar (mide, bağırsaklar, pankreas, ayrıca dalak) doğrudan alt ana toplar damarına bağlanmaz. Bu organlardan çıkan toplardamarlar önce kapı toplardamarına bağlanır. Oradan karaciğere giriş yaparlar. Daha sonra karaciğerden çıkan karaciğer üstü toplardamarı ile alt ana toplardamarına bağlanır.

► Bacaklar, böbrek ve üreme organlarından çıkan toplardamarlar ise alt ana toplarmarına doğrudan bağlanarak kalbin sağ kulakçığına kirli kanı iletirler.

► Baş, boyun ve kollardan gelen kirli kan; üst ana toplardamarı ile kalbin sağ kulakçığına giriş yapar.

► Büyük dolaşım ise akciğer dışında kalan dokuların oksijen ve besin ihtiyacını karşılar.

► Ayrıca organlarda oluşan metabolik atıkları uzaklaştırır.

Büyük kan dolaşımında;

Başlama Noktası: Sol Karıncık

Kanın Geçtiği Damarlar: Akciğer Atardamarı hariç tüm atardamarlar, akciğer kılcal damarı hariç tüm kılcal damarlar (yani doku kılcalları), akciğer toplarmarı hariç tüm toplardamarlar

Büyük kan dolaşımında kan sadece akciğerlere uğramaz.

Bitiş Noktası: Sağ Kulakçık

Önemli Notlar

1. Vücuttaki en kirli kanı taşıyan damarımız: AKCİĞER ATARDAMARIDIR.

2. Vücuttaki en temiz kanı taşıyan damarımız: AKCİĞER TOPLARDAMARIDIR:

3. Amonyak miktarının en fazla olduğu damarımız: KARACİĞER KAPI TOPLARDAMARIDIR.

4. Boşaltım atığı miktarının en fazla olduğu damarımız: BÖBREK ATARDAMARIDIR.

5. Boşaltım atığı miktarının en az olduğu damarımız: BÖBREK TOPLARDAMARIDIR.

6. Hem atardamar hem de toplardamardan kan alan organlarımız: KARACİĞER ve KALP

7. Hem temiz hem de kirli kan alan organlarımız: KARACİĞER ve KALP

Büyük Kan Dolaşımında Kanın pH'ını Etkileyen ve Kanı Temizleyen Olaylar

1. Karaciğere giren atardamarda NH3 (amonyak) fazla iken karaciğer toplardamarında üre ve ürik asit fazladır.

2. Böbrek atardamarında amonyak, üre ve ürik asit fazla iken böbrek toplardamarında CO2 fazladır.

Kan Dokunun Yapısı ve Görevleri

► Kan vücudun sıvı olan tek dokusudur. Damarların içinde dolaşır. Vücut içinde pek çok görevi vardır.

Kanın Görevleri

1. Taşıma Görevi

► Hücrelerde oluşan metabolik atıkları ve CO2'yi böbrek, karaciğer, akciğer gibi organlara taşır.

► Besin monomerlerini ve O2'yi tüm hücrelere taşır.

► Hormonları hedef organlara taşır.

2. Savunma Görevi

► Vücuda giren yabancı maddeleri fagositoz ile ortadan kaldırır.

► Akyuvarların ürettiği antikorlar ile patojenlere etkisiz duruma getirir.

3. Koruma Görevi

► Yaralanma ve diğer kanama durumlarında pıhtılaşma olayı ile kan kaybını ve vücuda mikropların girişini önler.

4. Düzenleme Görevi

► Vücut sıcaklığının sabit tutulmasında etkili olur.

► Vücudun asit - baz dengesini (pH'ını), mineral, su ve iyon dengesinin korunmasında etkili olur.

Kanın Yapısı

► Yetişkin bir insanda ortalama 4 - 5 litre kan bulunur.

► Kan santrifüj edildiğinde kanın bileşiminde olan maddeler yoğunluklarına göre ayrılır. Buna göre kan iki kısma ayrılır.

1. Kan Plazması

► Plazmanın %90-92’sini su, %7-8’ini kan proteinleri oluşturur.

► Plazma içeriğinde; glikoz, aminoasit, üre, ürik asit, yağ molekülleri, vitaminler, mineraller, hormonlar, çeşitli enzimler, solunum gazları, metabolik atıklar, çözünmüş inorganik tuzların iyonları (kalsiyum, sodyum, poptasyum, magnezyum, klor, bikarbonat vb.), antikorlar ve plazma proteinleri bulunur. Plazmada bulunan en önemli proteinler; albümin, globülin, immünoglobülin,  fibrinojen ve protrombindir.

Kan Plazmasında Bulunan Bu Maddelerin Görevleri Şunlardır.

Su; Çözücülük ve taşıma görevi yapar.

İyonlar; Osmotik basınç pH dengesinin ayarlanması, kas ve sinir hücrelerinin işlevini yerine getirebilmesi ve zar geçirgenliğinin düzenlenmesi gibi olaylarda görev alırlar.

Plazma Proteinleri;

Albümin; osmotik basınç ve pH dengesinin ayarlanmasını sağlar.

Globülin; antikorların yapısını oluşturur.

Antikorlar; mikroplara karşı savunma görevi yapar.

İmmünoglobülinler; vücut savunmasında görev alan antikorlardır.

Histamin; kılcal damar geçirgenliğinin ayarlanmasını sağlar.

Fibrinojen; yaralanma anında aktifleşip fibrin haline gelir ve kanın damar dışında pıhtılaşmasını sağlar. Plazmanın fibrinojenden arındırılmış kısmına serum denir.

► Plazma proteinleri genellikle karaciğerde üretilir ve ekzositoz ile damarlara geçer.

► Plazmada ayrıca kanın damar içinde pıhtılaşmasını önleyen Heparin bulunur. Heparin protein değil bir polisakkarittir.

Dikkat!!!

Kanda büyük moleküllü organik bileşikler (nişasta, glikojen, maltoz, sükroz, laktoz, dipeptit, tripeptit, polipeptit vb) ve sindirim enzimleri bulunmaz.

Not

Kan basıncının etkisiyle plazmanın kılcal damar dışına çıkan kısmına doku sıvısı denir. Doku sıvısında; büyük yapılı plazma proteinleri ve alyuvar hücreleri bulunmaz. Plazmada az miktarda trombosit ve akyuvar hücresi bulunabilir.

2. Kan Hücreleri

► Kan dokuda üç çeşit hücresel eleman bulunur.

► Bunlar;

1. Alyuvar (Eritrosit) = Kırmızı Kan Hücreleri

2. Akyuvar (Lökosit) = Beyaz Kan Hücreleri

3. Kan Pulcukları (Trombosit) = Pıhtılaşma Elemanları

► Kan hücreleri;

- Solunum gazlarının (O2 ve CO') taşınmasında

- Bağışıklığın sağlanmasında

- Kanın pıhtılaşmasında görev alırlar.

1. Alyuvar (Eritrosit) = Kırmızı Kan Hücreleri

► Kan içinde en bol bulunan hücrelerdir.

► 1 mm3 kanda, 4,5-5 milyon kadar alyuvar bulunur.

► Bu oran, kadın ve erkekte farklı olabildiği gibi yaşanılan coğrafi bölgelere göre de değişir.

► Örneğin, dağlık alanlarda yaşayan insanlarda atmosfer oksijeninin azalmasına bağlı olarak alyuvar sayısı artmaktadır.

► Alyuvarlar kırmızı kemik iliğinde üretilir.

► Yapılarında demir içeren bir protein olan hemoglobin bulunur.

► Hemoglobin, kana kırmızı rengini verir ve oksijen ile karbondioksitin taşınmasında görev alır.

► Alyuvarların yüzeyinde bulunan glikoproteinler (A, B ve Rh glikoproteinleri) ise kan gruplarının belirlenmesini sağlar. 

► Alyuvarlar damar dışına çıkamaz ve pasif hareket eder.

► Bu hücreler olgunlaşıp kana geçtiklerinde çekirdeklerini ve zarlı organellerini kaybederek ortası çökük bir şekil alır.

► Bu özellikleri hemoglobin taşıma kapasitelerini artırır.

► Tüm memelilerin alyuvarları çekirdeksizdir.

► Bu nedenle alyuvarlar bölünemez ve kendilerini yenileyemez.

► Normal fizyolojik koşullarda, alyuvarların (eritrositlerin) yıkımı yani parçalanması temel olarak şu organlarda gerçekleşir:

Dalak: Alyuvarların ömürleri tamamlandığında (yaklaşık 120 gün) dalak içerisindeki kırmızı pulpa bölgesinde bulunan makrofajlar tarafından fagositoz yoluyla parçalanırlar.

Karaciğer: Kupffer hücreleri, karaciğerin alyuvar yıkımında önemli bir rol oynar.

Kemik İliği: Bazı durumlarda, kemik iliğindeki makrofajlar da alyuvarların parçalanmasında görev alabilir.

2. Akyuvar (Lökosit) = Beyaz Kan Hücreleri

► Lökosit olarak da tanımlanan akyuvarlar 1 mm3 kanda, yaklaşık 6000-10.000 kadar bulunur.

► Akyuvarlar kırmızı kemik iliğinde üretilir.

► Bazı akyuvar çeşitleri üretildikten sonra dalak, timüs bezi, lenf düğümleri gibi lenfatik organlarda aktifleşir.

► Ömürleri birkaç gündür.

► Renksiz ve çekirdekli kan hücreleridir.

► Bağışıklık sisteminin önemli hücreleri olan akyuvarların bir kısmı, kılcal damar duvarından doku sıvısına geçerek bakterileri fagositozla yutabilen hücrelere dönüşür.

► Bir kısmı ise özgül bağışıklığın sağlanmasında görevli olan T ve B lenfositlerini oluşturur.

► Timüs bezinde olgunlaşan lenfositler T lenfositleri adını alır.

► Olgunlaşmalarını fetüs döneminde karaciğerde, doğumdan sonra kemik iliğinde tamamlayanlar ise B lenfositleri olarak adlandırılır.

► T lenfositleri antijenle doğrudan temas ederek salgıladıkları kimyasal maddelerle onları yok eder.

► Diğer savunma hücrelerini antikor üretmesi için uyararak vücut savunmasında rol oynar.

► B lenfositleri ise antijeni tanır ve antijenin yapısına uygun antikor üretir.

► Lenfositler sinir dokusu hariç her dokuda bulunur.

3. Kan Pulcukları (Trombosit) = Pıhtılaşma Elemanları

► Çekirdek içermeyen, kanın pıhtılaşmasında rol oynayan hücre parçacıklarıdır.

► Yaralanmalarda salgıladıkları enzimle, kanın pıhtılaşmasında görev alırlar.

Kanın Pıhtılaşması

► Kan, damar içinde dolaşırken plazma içinde bulunan heparin sayesinde pıhtılaşmaz.

► Eğer damar zedelenirse kan, damar dışına çıkar ve kan pulcukları sürtünmeye bağlı olarak parçalanır.

► Kan pulcuklarından ve hasar gören damar çeperinden tromboplastin salgılanır.

► Tromboplastin, K vitamini ve Ca+2 iyonları yardımıyla karaciğerde sentezlenen protrombini trombine dönüştürürken trombin de plazma proteini olan fibrinojeni fibrine dönüştürür.

► Fibrin, lifli bir proteindir ve kan hücrelerini sararak çökeltir.

► İçinde alyuvar, akyuvar ve kan pulcuklarının olduğu, pıhtı olarak adlandırılan bir yapı oluşur.

► Oluşan pıhtı ile yara tıkanır ve kanama durur.

► Kan plazması içinde pıhtılaşmadan sorumlu faktörlerden birinin olmaması kanama sırasında önemli kan kayıplarına neden olur.

Kan, yaşamın sürmesini sağlayan en önemli vücut sıvısıdır. Kanın vücuttaki görevleri aşağıda özetlenmiştir.

► Kan, kalp ve damarlar aracılığıyla tüm vücudu dolaşarak besin moleküllerini, solunum gazlarını, hormonları, mineralleri, vitaminleri ve atık ürünleri ilgili yerlere taşır.

► Pıhtılaşma mekanizması ile kan kayıplarını önler.

► Vücut sıcaklığının ayarlanmasında, asit baz dengesinin sağlanmasında ve osmotik dengenin düzenlenmesinde işlev görür.

► Vücut savunmasında rol oynar.

Kan Grupları

► İnsanlarda A, B, O alelleriyle ortaya çıkan dört farklı kan grubu vardır.

► Bunlar A, B, AB ve kan gruplarıdır.

► Kan grupları, alyuvarların zarında antijen olarak adlandırılan glikoproteinlere göre belirlenir.

► Kan plazmasında ise antikor denilen proteinler bulunur.

Kan Nakilleri

► Kan nakillerinde antijen-antikor ilişkisine bakılır.

► Aynı gruptan antijen ve antikorlar bir araya gelirse alyuvarlar çökelir.

► Bu çökelmeye aglütinasyon denir.

► Aglütinasyon oranının çok fazla olması durumunda damarlar tıkanır.

► Ani şok ve ölüm gerçekleşir.

► Örneğin, A kan grubundan bir kişinin kanını yanlışlıkla B kan grubundan bir kişiye verdiğimizi düşünelim.

► A kan grubunda bulunan A antijeni, B kan grubunda bulunan anti-A ile birleşir ve alyuvarlar çökelir.

► Kan alışverişi, teorik olarak yukarıda belirtildiği gibi açıklanmasına karşın pratikteki uygulamada aynı grup olan kanlar tercih edilir.

► Çünkü farklı gruplar arasında yapılan kan nakillerinde az da olsa çökelme görülebilir.

► Örneğin A, B ve 0 kan grubundan AB kan grubuna kan verildiğinde kısmi çökelme görülür.

► Bu çökelmenin nedeni A, B ve 0 kan grubundaki antikorların, AB kan grubundaki antijenlerle bir araya gelmesidir.

► Bu durum ağır kan kayıplarının olduğu zaman bireye fazla oranda kan verilmesine bağlı olarak daha fazla çökelme olacağından oldukça tehlikelidir.

Rh Faktörü

► Kan gruplarının belirlenmesinde ve kan alışverişlerinde Rh faktörü de önemlidir.

► Rh faktörü alyuvarların yüzeyinde bulunan bir antijendir. Bu antijeni taşıyan bireyler Rh (+), taşımayanlar Rh (–) kan grubundandır.

► Rh (–) olan bireyler Rh (+) bireylere kan verebilirken Rh (+) bir birey, Rh (–) bireye kan veremez.

► Bunun nedeni Rh (+) bireyin alyuvar zarındaki antijenlere karşı Rh (–) bireyin kan plazmasında antikorların oluşmasıdır.

► Rh antijen ile Rh antikorunun bir araya gelmesi alyuvarların parçalanarak çökelmesine neden olur.

► Bu nedenle kan alışverişlerinde Rh faktörünün uygunluğu önemlidir.

2. Lenf Dolaşım Sistemi

► Kılcal damarların atardamar ucundan boşluğa geçen sıvının tamamı, toplardamar ucundan kılcala geri emilemez ve bazı küçük kan proteinleri doku sıvısında kalır.

► Eğer proteinler tekrar kana alınmazsa insan 24 saat içinde ölebilir.

► Hücreler arası boşlukta biriken sıvının kana dönüşü lenf sistemi ile sağlanır.

► Lenf sistemi, lenfositlerin oluşumunu ve olgunlaşmasını sağlayarak vücudun savunmasında da görev alır.

► Ayrıca ince bağırsaklardan emilen yağ asiti, gliserol ve yağda çözünen vitaminlerin kan dolaşımına katılmasını sağlar.

► Lenf dolaşımı, kan dolaşımına göre oldukça yavaştır.

► Yalnızca omurgalılarda görülen lenf dolaşımı; lenf sıvısı, lenf damarları ve lenf düğümlerinden oluşur. Dalak, timus bezi, bademcikler, apandis lenf sisteminde yer alan önemli organlardır.

İnsan Fizyolojisi: Lenf Dolaşımı
Video Özeti:
  • Lenf Sistemi Bileşenleri: Lenf damarları, lenf sıvısı ve lenf düğümlerinden oluşur.
  • Lenf Sıvısı (Akkan): Alyuvar içermediği için renksizdir ve vücut savunmasında görevli akyuvarları taşır.
  • Lenf Düğümleri: Lenf damarlarının yoğun olarak birleştiği bölgelerdir ve vücuda giren mikropların süzülerek yok edilmesini sağlar.
  • Fonksiyon: Kan dolaşımına ek olarak dokular arası sıvının fazlasını toplayıp tekrar kana kazandırır.
* Bu video, 11. Sınıf Biyoloji Ders Kitabı sayfa 128'deki QR kod aracılığıyla ulaşılan EBA içeriğinden alınmıştır.

Lenf Sıvısı

► Lenf damarlarına geçen doku sıvısına lenf sıvısı denir.

► Lenf sıvısının bileşimi doku sıvısına benzer.

► Lenf sıvısında; makrofaj ve lenfosit adı verilen akyuvar hücreleri, küçük moleküllü proteinler, glikoz, amino asit, tuz ve su gibi maddeler, şilomikron, yağda çözünen vitaminler (A,D,E,K) ve bir miktar doku sıvısı bulunur.

► İçeriğinde alyuvar bulunmadığı için lenf sıvısı renksizdir ve akkan olarak tanımlanır.

► Lenf sıvısında plazma proteinlerinden biri olan ve pıhtılaşmada görevli fibrinojen bulunmaz.

► Lenf sıvısı dokulardan kalbe doğru hareket eder. İçeriğinde bulunan akyuvarlar sayesinde vücut savunmasında da rol oynar.

Lenf Damarları

► Lenf damarları, lenf kılcalları ile lenf toplardamarlarından oluşur.

► Lenf atardamarı bulunmaz.

► Dokular arasına yayılmış ince çeperli ve oldukça geçirgen olan lenf kılcalının bir ucu kapalıdır ve doku sıvısı ile temas hâlindedir.

► Diğer ucu ise lenf toplardamarına bağlıdır.

► Vücudun alt bölgelerindeki lenf toplardamarlarında tek yöne açılan kapakçıklar bulunur.

► Bu kapakçıklar, lenf sıvısının kalp yönüne doğru akmasına yardımcıdır.

► Lenf sıvısının hareketinde kapakçıkların yanı sıra;

- İskelet kaslarının hareketi,

- Soluk alıp verme sırasında göğüs iç basıncında oluşan değişiklik ve

- Arkadan gelen sıvının öndekini itmesi etkilidir.

Lenf Kılcalları;

- Uçları kapalı tüp şeklinde damarlardır. Dokular arasında yayılmıştır.

- Lenf toplardamarlarına açılırlar. Lenf kılcallarının bir ucu kapalı olup doku sıvısı ile temas halindedir. Diğer ucu ise lenf toplardamarlarına bağlıdır.

- Lenf kılcalları tek sıra epitelden oluşur. Kılcal kan damarlarından farklı olarak Lipoprotein gibi büyük moleküllere de geçirgendir.

- Lenf kılcallarında madde geçişi; doku sıvısından lenf kılcallarına doğru tek yönlü gerçekleşir. Doku sıvısından emilerek lenf kılcalına alınan sıvı, damardan dışarı çıkamaz.

- Geçirgenlikleri kan kılcallarından daha yüksektir.

- Lenf kılcallarının birleşmesiyle göğüs lenf kanalı ve sağ lenf kanalı adı verilen iki büyük lenf damarı oluşur.

- Göğüs lenf kanalı vücudun sol bölümünden kalbe ulaşır.

- Merkezi sinir sisteminde ve kemik iliğinde lenf damarları bulunmaz.

Lenf Düğümleri

► Lenf toplardamarlarının birleştikleri yerlerde oluşan yapılara lenf düğümü denir.

► Bademcikler, dalak, timüs bezi en önemli lenf düğümleridir.

Dalak; büyük bir lenf düğümü gibidir. Görevleri;

- Lenfosit üretimi

- Patojen maddeleri yakalayarak yok etmek

- Ömrünü tamamlamış alyuvarların parçalanması

- Alyuvarların parçalanmasıyla açığa çıkan demirin tekrar kullanılmasını sağlamak

- Embriyonik dönemde fetüsün kan hücrelerini üretmek gibi görevleri vardır.

► Koltuk altlarında, kasık bölgelerinde çok sayıda lenf düğümü bulunur.

► Lenf düğümlerinde patojen mikroorganizmaları kısa sürede ortadan kaldıran ve bağışıklık sisteminde etkili olan lenfosit hücreleri üretilir.

► Bağışıklıkta etkili olan lenfositler; lenf düğümlerinde ve kırmızı kemik iliğinde üretilir.

► Lenfositler antikor üreterek ya da antijeni yok edecek kimyasal maddeler salgılayarak vücut savunmasında rol oynar.

► Lenf, kan dolaşım sistemine dönmeden önce lenf düğümleri aracılığı ile filtre edilir.

► Lenf sıvısı içinde bulunan virüs, bakteri, kanserli hücreler, yabancı maddeler tutulur. Bunlar lenf düğümleri içine yerleşmiş lenfositler ve diğer akyuvar hücreleri tarafından yokedilir. Böylece arınmış lenf sıvısı kan dolaşımına katılır.

► Vücudun bazı enfeksiyonlara karşı koyması sırasında bu hücreler aşırı çoğalarak lenf düğümlerinin şişmesine neden olur.

► Örneğin önemli lenf düğümlerinden olan bademciklerin şişmesinin nedeni, vücuda giren mikroorganizmalarların yok edilmesi sırasında lenfositlerin hızla çoğalmasıdır.

Ödem ve Lenf İlişkisi

► Dokularda oluşan sıvı birikimine ödem denir.

Ödemin nedenleri;

- Lenf damarlarının tıkanması

- Damarlarda bulunan kapakçıkların yapısının bozulması

- Kan proteinlerinin azalmasına bağlı olarak kan osmotik basıncının düşmesi

- Kan basıncındaki artış

- Histamin salgılanması

- Dokularda tuz birikimi ödem oluşumuna neden olabilir.

Fil Hastalığı

► Lenf damarları parazitlerle tıkanırsa doku sıvısının aşırı birikimine bağlı olarak özellikle bacaklarda aşırı şişmeler ortaya çıkar. Bu durum fil hastalığı olarak tanımlanır.

Lenf sıvısı, iki yolla kan dolaşımına katılır.

Birinci Yol

► Vücudun alt bölgelerinden yani bacaklar ve bağırsaklardan toplanan lenf sıvısı, lenf kılcalları ile karın boşluğundaki peke sarnıcına (lenf toplardamarıdır) getirilir. Buradan da en büyük lenf damarı olan göğüs lenf kanalı ile sol köprücük altı toplardamarına bağlanır. Sol köprücük altı toplardamarı ile kan dolaşımına katılır.

► Ayrıca başın sol tarafı ve sol koldan gelen lenf damarları da göğüs lenf kanalı aracılığıyla kan dolaşımına katılır.

► Daha sonra sol köprücük altı toplardamarı, üst ana toplardamarla birleşerek toplanan lenf sıvısını kan dolaşımına (kalbin sağ kulakçığına) katar.

İkinci Yol

► Başın sağ tarafı, sağ kol ve gövdenin sağ yarısından toplanan lenf sıvısı, lenf kılcalları ile boyun bölgesindeki büyük lenf damarına getirilir.

► Bu damar da sağ köprücük altı toplardamarı ile birleşerek üst ana toplardamara bağlanır.

► Böylece lenf sıvısı kan dolaşımına katılır.

► Kan ve lenf yoluyla taşınan sıvılar kalbin sağ kulakçığında bir araya gelir.

Lenf Dolaşımının Görevleri

► Doku arası boşluklara sızan sıvıyı toplayarak kan dolaşımına ulaştırır.

► Lenf düğümleri lenfosit üreterek vücudun savunma sistemine yardımcı olur.

► Yağların sindirim ürünlerinin ince bağırsaktan emilerek kan dolaşımına katılımını sağlar.

Dolaşım Sistemi Rahatsızlıkları

► Dengesiz beslenme, hayvansal yağların ve karbonhidratların fazla tüketimi, sigara ve alkol kullanımı, kirli hava, stres, hareketsiz yaşam, diyabet, şişmanlık, yüksek tansiyon gibi durumlar kalp, kan ve damar sağlığını olumsuz etkiler.

► Aşağıda bu gibi durumlara bağlı olarak ortaya çıkabilen rahatsızlıklara örnekler verilmiştir.

Kalp Krizi

► Kalbin beslenmesini sağlayan koroner damarlardan birinin ya da birkaçının daralması, sertleşmesi ya da tıkanması sonucu kalp kasının ilgili bölümü beslenemez, oksijen alamaz ve kalp kası zayıflar. Bu durum kalp krizine neden olur.

► Kalp krizi sonucu kas dokunun beslenemeyen bölümündeki hücreler ölür ve yenilenemez.

► Kalbin kanı yeterince pompalayamadığı bu durum kalp yetmezliği olarak tanımlanır.

Damar Tıkanıklığı

► Atardamar duvarının esnek bir yapıya sahip olduğunu öğrenmiştiniz.

► Atardamar duvarına kalsiyum tuzları ve yağ birikmesi zamanla damarın esnekliğini yitirmesine neden olur.

► Buna damar sertliği (arterioskleroz) denir.

► Damar sertliğinde damar içine doğru biriken yağ ve kalsiyum tuzları plaklar oluşturur.

► Bu plaklar damarın tıkanmasına ve kalbin zayıflamasına neden olur.

► Bu durum damar tıkanıklığı olarak adlandırılır.

► Damar tıkanıklığına bağlı olarak kalp krizi, beyin kanaması, yüksek tansiyon ve felç gibi hastalıklar ortaya çıkabilir.

Yüksek Tansiyon (Hipertansiyon)

► Kalbin kasılıp gevşemesi sırasında kanın atardamar duvarına yaptığı basınca kan basıncı ya da tansiyon denildiğini öğrenmiştiniz.

► Atardamarların daralması ya da sertleşmesi sonucu kanın damar duvarına yaptığı basıncın artması ile yüksek tansiyon oluşur.

► Kan basıncının 140/90 mmHg’dan fazla olması durumu yüksek tansiyonu ifade eder.

► Yüksek tansiyon kalp hastalıkları için önemli bir risk faktörüdür.

► Hipertansiyon belirti vermeden ortaya çıkabildiği gibi baş ağrısı, bulantı, kusma, burun kanaması, yorgunluk, endişe, bulanık görme, fazla idrara çıkma gibi belirtiler de gösterebilir.

Tedavi edilmediğinde yüksek tansiyonun vücuda verdiği zararların bazıları şunlardır.

► Damar sertliği,

► Beyin kanaması ve felç,

► Böbrek hasarı,

► Görme kaybı,

► Kalp krizi ve kalp yetmezliğidir.

Yüksek tansiyondan korunmak için;

► Düzenli egzersiz yapılarak ve sağlıklı beslenerek ideal kilonun korunması gerekir.

► Tuz tüketimi azaltılmalıdır.

► Sigara, alkol gibi zararlı alışkanlıklardan, stresten uzak durulmalıdır.

► Yüksek tansiyondan korunmak için yukarıdaki kurallara uyulduğu hâlde tansiyon normal değerlere inmiyorsa hekimin belirleyeceği ilaçların kullanılması ve düzenli kontrollerin yapılması gerekir.

Kangren

► Dokuları besleyen atardamarlarda kan akışını azaltan ya da damarın tıkanmasına neden olan her şey kangrene yol açabilir.

► Şeker hastalığı ve yüksek tansiyon damar tıkanıklığına neden olabilen hastalıklardır.

► Kangren, kollarda ve bacaklarda yaralanma ya da soğukta donma sonucu kan akışının kesilmesiyle de oluşabilir.

► Sigara, kalp ve damar sağlığı için son derece tehlikelidir.

► Sigaranın içinde bulunan nikotin, kanın damar içinde pıhtılaşmasına neden olur ve damarlar tıkanır.

► Tıkanan damar, ilgili organı besleyemez ve kangren oluşur.

► Bu da parmak veya bacağın kesilmesine neden olabilir.

Varis

► Yaşın ilerlemesi, hareket eksikliği, ayakta uzun süre kalma gibi nedenlerle toplardamarlar elastikiyetini kaybeder.

► Toplardamarlardaki tek yöne açılan kapakçıklar işlevini düzgün yapamaz hâle gelir.

► Kalbe doğru gitmesi gereken kan geriye doğru kaçma yapar ve toplardamarları dışa doğru zorlayarak bunların şişmesine neden olur.

► Genelde mavi renkli ve genişlemiş olan bu damarlara varis denir.

► Toplardamar çeperlerinin ve kapakçıklarının esnekliğini yitirmesi sonucu varis oluşur.

Anemi (Kansızlık)

► Kan miktarının ve kandaki alyuvar sayısının azalması anemi olarak tanımlanır.

Aneminin başlıca nedenleri;

► Travma, cerrahi operasyonlar, sindirim kanalı veya Orak hücreler idrar yollarındaki kanamalara bağlı kan kaybı,

► Orak hücre anemisi gibi kalıtsal etkenler,

► Hormonlar ve bazı kronik hastalıklara bağlı yetersiz alyuvar üretimi veya alyuvar yıkımının fazla olması,

► Demir alınımı ya da emiliminin yetersizliği, folik asit ve B vitamininden yoksun beslenme tarzı sayılabilir.

► Genel olarak anemi tedavilerinde beslenme değişikliği, vitamin ve mineral takviyesi, ilaçlar, kan nakli ve kök hücre nakli uygulanmaktadır.

Lösemi (Kan Kanseri)

► Genellikle kandaki akyuvar hücrelerinin kontrolsüz çoğalarak aşırı artması ile ortaya çıkan bir hastalıktır.

► Kanser hücrelerinin aşırı çoğalması kan pulcuklarının ve savunmada rol alan akyuvarların üretiminin azalmasına neden olur.

► Kanser hücreleri kan yoluyla karaciğer, lenf bezleri gibi yapılara hızla yayılabilir. Kişide hâlsizlik, güçsüzlük, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak enfeksiyonlara yatkınlık, kilo kaybı, lenf bezlerinde şişkinlik, ateş ve solunum zorluğu gibi belirtiler gözlenebilir.

► Hastalığın erken teşhisinde tedavi şansı oldukça yüksektir.

Dolaşım Sisteminin Sağlıklı Yapısının Korunması

► Dolaşım sisteminin sağlıklı yapısının korunması tüm sistemlerin sağlığı için önemlidir.

► Bu nedenle dolaşım sistemi sağlığı için yapılması gerekenler aşağıda belirtilmiştir.

  1. Yeterli ve dengeli beslenilmeli, özellikle kızartmadan, tuzlu ve şekerli hamur işlerinden, hazır gıda türü yiyeceklerden uzak durulmalıdır.
  2. Yağ, vücudumuz için gereklidir ancak fazla tüketilmesi damarların tıkanmasına ve sertleşmesine neden olmaktadır.
  3. Tuz, kan basıncını artırdığından özellikle yüksek tansiyonu olan kişilerin tuzlu besinlerden uzak durması gerekir.
  4. Baklagiller, özellikle kandaki kolesterol düzeyini dengelediğinden tüketilmeleri gereklidir.
  5. Aşırı yorgunluk ve stresten uzak durulmalıdır.
  6. Çünkü stres, kalp sağlığını olumsuz etkiler.
  7. Hayata pozitif bakmak, öz güvenli olmak stres hormonlarını azaltacağından kalp sağlığını olumlu etkiler.
  8. İki saatten fazla sürekli oturmamalı ve ayakta kalınmamalıdır.
  9. Uzun süre ayakta kalmak toplardamar kapakçıklarının bozulmasına ve varis oluşumuna neden olur.
  10. Yüzme, bisiklet kullanma ve yürüme gibi fiziksel aktiviteler yapılmalı, açık hava ve bol oksijenden yararlanılmalıdır.
  11. Bol su içilmelidir. Çünkü metabolik atıkların, toksin maddelerin vücuttan uzaklaştırılması suyla olmaktadır.
  12. Çok sıcak suyla banyo yapılmamalıdır.
  13. Sıcak su, kan damarlarının genişlemesine neden olduğundan kalp atışını hızlandırır.
  14. Dar giysiler giyilmemeli, sıkı kemerler ve çorap lastikleri kullanılmamalıdır. Çünkü kan dolaşımı bozulacağından kalp çalışması olumsuz etkilenir.
  15. Sigara ve alkol kullanılmamalıdır.
  16. Alkol, damarların esnek yapısını bozarak genişlemesine neden olur.
  17. Sigarada bulunan nikotin ise damar tıkanıklığına ve kanın mikroorganizmalara karşı direncinin azalmasına yol açar.
  18. Ağız içinde oluşan enfeksiyonlar ve çürük dişler varsa tedavi edilmelidir.
  19. Bademcik iltihaplanmalarına (tonsilit) neden olan mikroorganizmalar kalp kapakçığı rahatsızlıklarına neden olabilmektedir.
  20. Kan yoluyla bulaşan AIDS, frengi, hepatit gibi hastalıklardan korunmak için sterilizasyonun önemli olduğu bilinmelidir.
  21. Bir defa kullanılan enjektörler tercih edilmeli, kan nakillerinde kan testleri yapılmalıdır.
  22. Kalp rahatsızlığı, yüksek tansiyon, alerji, kanser gibi rahatsızlıkları olan kişilerin ve yaşlıların grip aşısı yaptırmaları önemlidir.

Bağışıklık (Savunma Sistemi)

► Çevremizde virüs, bakteri, mantar ve daha pek çok hastalık etkeni bulunmaktadır. Bu etkenlere Patojen (Hastalık Yapıcı) denir. Bu etkenlerin insan vücuduna girerek çoğalmalarına Enfeksiyon adı verilir.

► Hastalık yapan bu mikroorganizmaları, vücudun yabancı bir madde olarak tanımasına ve bunlara karşı kendini korumak ve savunmak için gösterdiği tepkiye Bağışıklık denir.

► Bağışıklığın oluşmasında etkili olan yapı ve organlara ise Bağışıklık Sistemi (İmmün Sistem) denir.

► İnsanda bağışıklık sistemini oluşturan ve vücudun değişik yerlerinde bulunan başlıca yapılar şunlardır.

- Lenf düğümleri

- Timüs bezi

- Dalak

- Kırmızı kemik iliği

- Karaciğer ve Bademcikler gibi yapılar

Antijen - Antikor Tepkisi

► Bağışıklığın oluşmasına neden olan; bakteri, virüs gibi mikroorganizmalar ile vücudun kalıtsal yapısına uymayan (kanserli hücreler, allerjenler gibi) diğer bütün maddeler Antijen olarak adlandırılır.

► Antijenler vücuda girdiğinde antikor oluşumuna neden olurlar.

► Antijen, vücuda girdiğinde bağışıklık sistemi uyarılır ve özgül savunma proteinleri olan antikorlar üretilir.

► Örneğin; bakteriler, virüsler, mantarlar birer antijendir.

► Antijenlerin çoğu, protein ya da nükleik asit ve proteinlerle birleşmiş polisakkaritlerdir.

► Her antikor kendi yapısına uyan antijen ile birleşerek onu etkisiz hâle getirir. Buna antijen-antikor tepkisi denir.

► Antijen-antikor tepkimelerinin özgüllüğü, türler arasındaki akrabalık derecelerinin belirlenmesinde kullanılmaktadır.

► Bağışıklık sistemi hücreleri tarafından üretilen antikorlar, antijenlere özgüdür.

► Antijen - antikor tepkisi doku nakillerinde önemlidir.

► Doku nakillerinin başarılı olabilmesi için nakil yapılan dokudaki antijenlerin aktarıldıkları canlıdaki doku ile uyumlu olması gerekir.

► Vücuda uyumlu olmayan dokuların nakledilmesi durumunda bağışıklık sistemi tepki gösterir. Vücut, nakledilen dokudaki antijenlere karşı antikor oluşturur. Oluşan antikorlar antijenleri etkisiz hâle getirir ve doku nakli başarısız olur.

Bağışıklık Çeşitleri

► Vücudumuz hastalık etkenlerine karşı kendini korumak ve savunmak için çeşitli Savunma Hatlarına sahiptir. Yani bağışıklık sisteminde çeşitli savunma mekanizmaları bulunur.

► Bu savunma mekanizmaları 2 gruba ayrılır.

1. Doğal Bağışıklık (Özgül Olmayan Bağışıklık)

2. Kazanılmış Bağışıklık (Özgül Olan Bağışıklık)

Bağışıklık Tablosu

 

1. Doğal Bağışıklık (Özgül Olmayan Bağışıklık)

► Doğal bağışıklık doğuştan gelir.

► Canlının genetik özellikleri nedeniyle doğuştan sahip olduğu bağışıklığı ifade eder.

► Mikrop ayırt etmeksizin genel bir savunma yapılır.

► Doğal bağışıklığın aktif hale geçmesi için vücudun daha önce bir patojenle karşılaşmasına gerek yoktur.

► Herhangi bir enfeksiyon durumunda hemen aktif hale geçerek patojenin (hastalık yapıcı etken) vücuda girmesini engellemeye çalışır ya da patojeni yok eder.

► Ayrıca ileride oluşacak olan Kazanılmış Bağışıklık savunması için de bir temel oluşturur.

► Hastalık yapıcı etkenlere özgül olmayan bu mekanizmalar;

- Fiziksel engeller (burun, göz, deri gibi),

- Fagositoz yapan hücreler (makrofajlar gibi),

- Doğal katil hücreler,

- İnterferonlar,

- Kompleman sistemler,

- İltihaplanma ve ateşlenme (yangısal tepki)'dir.

► İnsanlar bazı hastalık etkenlerine karşı doğuştan dirençlidir ve bu direnç genlerle yeni nesillere aktarılır.

► Böylece bazı hastalıklara karşı doğuştan korunma sağlanır.

► Doğal bağışıklık türe ve ırka özgü olarak değişir.

Örneğin, siyahi insanlar sarı humma hastalığına yakalanmazlar.

Uçuk virüsü tavşanda öldürücü olmasına karşın insanda genel olarak ağız kenarında içi su dolu kabartıları oluşturur ve öldürücü değildir.

Tavuk kolerası, sığır vebası gibi virüslerin neden olduğu hastalıklara karşı insanlar doğal bağışıklığa sahiptir.

► Buna karşın insanlar için öldürücü olabilen kızamık, boğmaca, çocuk felci gibi hastalıklar da hayvanlarda görülmez.

► Doğal bağışıklıkta patojenler iki savunma hattı ile karşılaşır.

Bunlar;

- Savunmanın birinci hattı (fiziki engeller)

- Savunmanın ikinci hattıdır.

Savunmanın Birinci Hattı

► Hastalık etkeninin vücuda girişini engellerler.

► Patojenlerin vücuda girişini engelleyen mekanizmalar şunlardır:

- Deri

- Ter bezleri

- Tükürük

- Gözyaşı bezleri

- Midedeki HCl

- Safra sıvısı

- Burun ve bu yapıların salgıları ve salgılarda bulunan bazı enzimler etkili olur.

► Dış çevre ile temas eden bu organ ve yapılar, bir patojen ile karşılaştıklarında doğal olarak kendi sıvılarını salgılayarak bir bariyer oluştururlar. Böylece patojenlerin vücuda girişine engel olurlar.

► Antijenlerin yapısına ve türüne bağlı olmadan yapılan bu savunmada hastalık etkenlerinin vücuda girişi ağız, burun, mide, deri ve gözdeki salgılarla engellenir.

Deri: Deride bulunan ter ve yağ bezlerinin salgıları pH’ı düşürerek mikroorganizmaların yerleşmesini ve üremesini önler.

Solunum Yolu: Havadan solunum yoluyla alınan mikroorganizmalar, burun kılları ve soluk borusundaki hücrelerin oluşturduğu mukusla sarılarak (balgam gibi) dışarı atılır.

Gözyaşı: Gözyaşında bulunan lizozim enzimi, çevreden göze gelen mikroorganizmaları parçalar.

Mide Asiti ve Enzimler: Midedeki HCI ve enzimler, besinlerle vücuda giren mikroorganizmaları yok eder.

Tükürük: Gözyaşında olduğu gibi tükürükte bulunan lizozim enzimi, ağız yoluyla giren mikroorganizmaları öldürücü özelliktedir.

Savunmanın İkinci Hattı

► Savunmanın birinci hattını geçen mikroorganizmalar, ikinci savunma hattı ile karşılaşırlar.

► İkinci savunma hattını oluşturan yapılar vücudun iç kısmında bulunurlar.

Bu savunma hattında vücudu koruyan yapılar şunlardır:

- Fagositoz yapan hücreler,

- Doğal katil hücreler,

- Yangısal tepki (iltihaplanma)

- Vücut sıcaklığının yükselmesi,

- İnterferonlar

- Kompleman sistemlerdir.

Fagositoz Yapan Hücreler

► Bazı akyuvar hücreleri ve bağ dokunun makrofajları mikropları oluşturdukları yalancı ayaklarla fagositoz yaparak hücre içine alırlar.

► Besin kofulundaki mikrop lizozom enzimleri ile parçalanır ve etkisiz hale getirilir.

Vücudumuzda fagositoz yapan akyuvar hücreleri şunlardır:

- Kupfer hücreleri

- Makrofajlar

- Monositler

- Nötrofiller

- Eozinofillerdir.

Kupfer hücreleri karaciğerde bulunan makrofaj grubundaki hücrelerdir.

► Monositler oluştuktan bir kaç saat sonra makrofajlara dönüşürler.

► Bu makrofajların bazıları dokular arasında ve kanda dolaşırken, bazıları organlarda ve dokularda sürekli olarak kalır.

► Dalak, lenf düğümleri, karaciğerde, akciğerde ve sinir sisteminde (beyin ve omurilikte) fagositoz yapan bu makrofajlar sürekli bulunurlar.

Doğal Katil Hücreler

► Fagositoz yapmayan hücrelerdir. Lenfositlerin bir çeşitidir.

► Bu hücreler vücudu dolaşarak patojenlerin enfekte ettiği hücreler ile kanserli hücreleri tanırlar.

► Salgıladıkları lizozim enzimi vb. maddelerle hücreleri ve virüsleri yok ederler. 

► Doğal katil hücreler sahip oldukları reseptörler aracılığı ile yok edecekleri hücreleri tanırlar.

► Ayrıca doğal katil hücreler, doku ve organ reddinden sorumlu olan başlıca hücrelerdir.

Yangısal Tepki (İltihaplanma)

► Vücudun herhangi bir yerinde yaralanma ya da hasar oluşursa bu bölgede kızarıklık, şişlik, ısınma ya da ağrı oluşur. Bunların nedeni; iltihaplanma adı verilen yangısal tepkilerdir.

► Yaralı bölge küçükse bu etkiler sadece o bölgede görülür. Ancak büyük bir yaralanma ya da enfeksiyon varsa tüm vücuda dağılabilir.

Yangısal tepki oluşumunda sırasıyla şu olaylar görülür:

1. İlgili bölgede bazofiller ve mast hücreleri histamin adı verilen kimyasal uyarıcıları salgılar. Histamin damar geçirgenliğini arttırır. Böylece yaralı dokuya kan akışı hızlanır.

2. Kılcal damarlardaki sıvı ve akyuvarların damar dışındaki doku sıvısına geçmesi sağlanır.

3. Bununla birlikte aktifleşen makrofajlar ve diğer akyuvarlar salgıladıkları kimyasallar (sitokin gibi) ile yaralı bölgedeki kan akışını hızlandırırlar. Böylece yaralı bölge kızarır, şişer ve sıcaklığı artar.

4. Yaralı bölgeye giden; makrofajlar, akyuvarlar ve antimikrobiyal moleküller burada yabancı hücreler ile savaşır.

5. Yaralı bölgede doku kalıntıları, ölü veya canlı patojenler ve akyuvarlar bulunan bir sıvı birikir. Buna irin adı verilir.

► Bazı akyuvarlar, pirojen adı verilen bir madde salgılayarak vücut sıcaklığının yükselmesine neden olur.

► Yaralanan dokuya geçen bazı akyuvarlar ise fagositozla mikroorganizmaları yok eder.

► Doku sıvısına geçen fibrinojen ve pıhtılaşmada rol oynayan diğer proteinler, pıhtı oluşturarak mikroorganizmaların sağlıklı dokulara yayılmasını engeller.

Vücut Sıcaklığının Yükselmesi (Ateşlenme)

► Vücut savunmasında enfeksiyonlara karşı bir diğer tepki de ateşin yükselmesidir.

► Çok yüksek ateş (40 - 43 oC) enzimlerin yapısını bozduğu için kişinin havale geçirmesine neden olur ve yaşamını tehdit eder.

► Orta şiddetteki ateş (38 - 39 oC) ise mikroorganizmaların çoğalmasını yavaşlatarak vücudun savunulmasını kolaylaştırır. Ayrıca fagositoz yapan hücreleri aktifleştirir.

► Vücuda giren patojenlerin toksinleri kana karıştığında hipotalamus uyarılır.

► Hipotalamus vücut ısısının kontrollü bir şekilde artışını düzenleyerek patojenlerin enzimlerinin çalışmasını engellemeyi amaçlar.

► Ateşlenme bir yangısal tepkidir.

İnterferonlar

► Doğal korunma yollarından biri de bazı hücrelerin interferon denilen antimikrobiyal proteinleri salgılamasıdır.

► İnterferon virüs ile enfekte olmuş hücreler tarafından üretilir.

► Bu moleküller sağlıklı olan komşu hücreleri uyararak virüse karşı önlem almalarını sağlar.

► İnterferonlar virüse özgü değildir. Bu nedenle özgül bağışıklık sağlamaz.

► Doğal katil hücrelerle bazı akyuvar çeşitleri de interferon salgılayabilir. Bu sayede fagositoz yapan hücreler uyarılır ve mikroplara karşı daha etkin savunma yapılır.

► İnterferon sağlıklı hücrelerin virüse karşı hazırlıklı olmasını, virüsün hücrelerde çoğalmasını önleyici mekanizmaları harekete geçirmesini sağlar. Virüsler diğer sağlıklı hücrelere yayılmayacağı için enfeksiyon biter.

Kompleman Sistem

► Kan plazmasındaki aktif olmayan proteinlerdir. Bu proteinler vücuda giren patojenlerin üzerinde taşınan moleküller ile aktifleşirler. Bu da genellikle patojenlerin parçalanmasıyla oluşan tepkimeler sonucunda olur.

► Kompleman sistem proteinleri; yangısal tepkide ve kazanılmış bağışıklıkta yardımcı yapılardır. Ayrıca kompleman sistemdeki bazı proteinler allerjik tepkilerde de etkili olur.

► Bu proteinlerin bazı çeşitleri mikropların zarlarını parçalarken bazıları mikropların birbirine yapışarak çökelmesini sağlar.

2. Kazanılmış Bağışıklık (Özgül Olan Bağışıklık)

► Doğumdan sonra birey yabancı antijenlerle karşılar.

► Birinci ve ikinci savunma hattını aşan mikroorganizmalar, üçüncü savunma hattında lenfosit adı verilen bağışıklık sistemi hücreleri ile karşılaşır.

► Özgül bağışıklık olarak tanımlanan bu savunmada; lenf düğümleri ve kırmızı kemik iliğinde üretilen ve antijenleri tanıma özelliğine sahip olan T ve B lenfositleri görev alır.

- T lenfositleri; hücresel bağışıklıkta,

- B lenfositleri ise humoral (sıvısal) bağışıklıkta görev alırlar.

► Lenfositler; kemik iliğindeki kök hücrelerin farklılaşması ile oluşurlar. Bu hücreler olgunlaştıkları yere göre adlandırılırlar. Buna göre;

- Olgunlaşmalarını fetüs döneminde karaciğerde, doğum sonrasında ise kemik iliğinde tamamlayan lenfositlere B Lenfositleri denir.

- Kemik iliğinde oluştuktan sonra timus bezine geçerek burada olgunlaşan lenfositlere ise T Lonfositleri denir.

► Olgunlaşan bu hücreler daha sonra dalak, bademcik gibi çeşitli lenf düğümlerine geçerler.

► B ve T lenfositleri genetik olarak antijenleri tanıma özelliğine sahip şekilde üretilirler.

► Antijen vücuda girdiğinde bu lenfositler çoğalmaya başlar.

► Bir kısmı antijen ile savaşan kısa ömürlü hücrelere dönüşür. Bir kısmı ise antijeni tanıyan hafıza (bellek) hücrelerine dönüşür. Bu olaya Birincil Bağışıklık (Birincil Tepki) denir. Birincil bağışıklıkta antijene verilen tepki yavaş ve uzun süreli olur.

Hafıza hücreleri; vücutta uzun süre kalan lenfositlerdir. Aynı hastalık etkeni ikinci kez vücuda girdiğinde hafıza hücreleri daha önce hafızasına kaydettiği için antijene karşı verilen tepki güçlü ve kısa sürede gerçekleşir. Buna İkincil Bağışıklık (İkincil Tepki) denir.

Humoral (Sıvısal) Bağışıklık

► B lenfositleri ve antikorlarla oluşturulan bağışıklığa denir.

Kan ve lenf gibi vücut sıvılarında gerçekleşen savunma tepkilerini kapsar.

► Humoral bağışıklık denmesinin nedeni; antikorların kan plazması ve lenf sıvısı içinde bulunmasıdır.

Humoral bağışıklıkta, B lenfositleri antijenle temas ettiklerinde hızla bölünerek plazma hücrelerini oluşturur.

► Plazma hücreleri her antijene karşı özgül savunma proteinleri olan antikorları üretir.

► Üretilen antikorlar kan ve lenf sıvısıyla enfeksiyonlu bölgeye taşınarak antijenleri etkisiz hâle getirir.

► Antikorların; aglütinasyon (çökelme), patojenlerin fagositozunu kolaylaştırma ve toksinleri etkisiz hale getirme gibi fonksiyonları vardır.

► Antikorlar vücutta; dalak, lenf düğümleri ve kemik iliğinde üretilerek kan ve lenf sistemine salgılanırlar.

► Bazı B lenfositleri ise antijeni tanıyan bellek hücrelerine dönüşür ve uzun süre dolaşımda kalır.

► Antijen, ikinci kez vücuda girdiğinde ise hızla çoğalır ve onu etkisiz hâle getirir.

► Bu şekilde oluşan kalıcı bağışıklıkla bazı hastalıklara karşı ömür boyu korunma sağlanır.

► Kızamık, kabakulak gibi bazı çocukluk hastalıkları kalıcı bağışıklığa örnektir.

Hücresel Bağışıklık

► T lenfositleri ile sağlanan bağışıklıktır.

T lenfositleri antikor üretmez. Fagositoz yapmaz. Ancak sinyal moleküllerini sergileyen hücreyi, apoptozise (kontrollü hücre ölümü) yönlendirecek mekanizmaları başlatır. Böylece enfekte olmuş veya kanserleşmiş hücre yok edilir. Böylece T lenfositleri, doğrudan temas ederek antijeni yok ettiği için bu bağışıklığa hücresel bağışıklık denir.

► Salgıladıkları çeşitli kimyasallarla kanserli hücreleri ve çeşitli patojenleri yok ederler.

► Hücresel bağışıklıkta T lenfositleri bakteriler, mantarlar, parazitler, doku nakillerinde yabancı hücreler ve kanser hücreleriyle mücadelede etkinlik gösterir.

► Ayrıca T lenfositleri diğer lenfositleri de uyaran sitokin üretir.

► Aktive olan T lenfositleri çoğalır, bir kısmı hafıza hücrelerine dönüşür, bir kısmı ise antijen ile doğrudan birleşir.

Bağışıklığın Kazanılması

► Bağışıklık iki şekilde kazanılır.

1. Doğuştan Gelen Bağışıklık (Doğal = Kalıtsal Bağışıklık)

2. Sonradan Kazanılan Bağışıklık (Kazanılmış Bağışıklık)

1. Doğuştan Gelen Bağışıklık (Doğal = Kalıtsal Bağışıklık)

► Vücudun herhangi bir hastalık etkenine karşı doğuştan dirençli olmasıdır.

► Doğal bağışıklık savunmanın birinci ve ikinci hattını oluşturan yapılar tarafından sağlanır.

► Doğal bağışıklık; kalıtsaldır, türe ve ırka özgüdür.

2. Sonradan Kazanılan Bağışıklık (Kazanılmış Bağışıklık)

► Doğumdan sonraki dönemde hastalık etkenlerinin vücuda girmesi sonucu bağışıklık sisteminin uyarılması ve antikor üretilerek savunma oluşturulmasıdır.

► Dolayısıyla canlının doğumdan sonra bazı hastalıklara karşı sonradan edindiği bağışıklıktır.

► Kazanılmış bağışıklık iki şekilde ortaya çıkar. Bunlar;

- Aktif Bağışıklık

- Pasif bağışıklıktır.

Aktif Bağışıklık

► Vücuda giren antijenlere karşı B ve T lenfositlerinin savunma yapmasıdır.

► Aktif bağışıklık iki şekilde kazanılır.

- Hastalığı geçirerek

- Aşı yaptırarak

Hastalığın Geçirilmesi

► Su çiçeği, kızamık, kabakulak gibi hastalıkları genellikle hayatımız boyunca bir kez geçiririz.

► Bunun nedeni hastalık sırasında bazı lenfositlerin bellek hücrelere dönüşmesidir.

► Bağışıklık sistemi antijeni tanır ve özgül savunma proteinleri olan antikorlar üretilir.

► Aynı hastalık etkeni ile tekrar karşılaşıldığında çok hızlı bir şekilde oluşturulan antikorlar, antijenleri etkisiz hâle getirerek kişinin hastalanmasını önler ya da hastalık çok hafif geçirilir.

Aşılama

► Aşı, hastalık yapabilme yeteneği azaltılmış ya da yok edilmiş mikroorganizmaları ya da mikroorganizmaların toksinlerini içeren sıvıdır.

► Sağlıklı bireye yapılır. Koruyucudur. İçeriğinde antikor veya antitoksin bulunmaz.

► Aşıya karşı vücut antikor üretir. Aktif bağışıklanma yapar.

► Uzun süreli bağışıklık sağlar. Laboratuvarda hazırlanır. Kanda etkisini gösterir.

► Aşılama ile patojenin antijeni ya da toksini verilince bunlara karşı oluşan lenfositlerden bazıları hafıza hücrelerine dönüşür.

► Aşılanan kişi, hastalık etkeni ile ikinci kez karşılaşırsa hafıza hücreleri antikorların hızla üretilmesini sağlar.

► Her aşının süresi farklıdır. Bu süre bellek hücreleri tarafından belirlenir. Bağışıklığın silinmesini önlemek için belirli aralıklarla aşılama tekrarlanmalıdır.

Vücuda aşı verilmesi;

- Burundan damlatma veya püskürtme

- Deri altına enjekte etme

- Kas içine enjekte etme

- Ağızdan verme

- Doğrudan kana verme şeklindedir.

Aşılama

► Aşı, hastalanmadan önce korunma amaçlı uygulanır ve etkisi uzun sürelidir.

► Aşı ile bağışıklık sisteminin bellek hücreleri hastalık etkenini tanıyarak antijene özgü antikor üretir.

► Bu olay birincil bağışıklık olarak tanımlanır.

► Böylece hastalık çok hafif geçirilir ya da hiç görülmez.

► Bu olay da ikincil bağışıklık olarak bilinir.

► Kızamık, kabakulak, çocuk felci, hepatit gibi aşılar çocuklar için birincil bağışıklığı sağlamaya yönelik hazırlanmıştır.

► Ancak hastalık yapan mikroorganizmaların genetik yapılarının hızlı değişimi nedeniyle her bulaşıcı hastalık, aşılama ile önlenememektedir.

► Bu durum insan sağlığı için sürekli bir tehdit oluşturmaktadır.

► Örneğin, AIDS hastalığına neden olan HIV virüsü için antijenik değişkenliği nedeniyle etkin bir aşı geliştirilememiştir.

► Grip hastalığının da etkeni virüstür. Her sene toplumda gribe neden olan virüs çeşidi farklılık gösterebileceğinden bu hastalıkla ilgili üretilen aşılar zaman içerisinde değiştirilmektedir.

Pasif Bağışıklık

► Hastalanmış kişilere başka bir canlının vücudunda geliştirilen antikorların hazır olarak verilmesidir. Bu yolla sağlanan bağışıklığa Pasif Bağışıklık denir.

► Hazır antikorlar bireye serum ile verilir. Serum; at ve sığır gibi hayvanların kanından elde edilebilir.

Serumun Elde Edilmesi

► Günümüzde biyoteknolojik yöntemlerle bakterilerde serum üretebilmektedir.

Serumun özellikleri şunlardır:

- Fibrinojensiz kan plazmasıdır.

- Antikor veya antitoksin içerir.

- Hastalık sırasında vücuda verilir.

- Tedavi edicidir.

- Kısa süreli pasif bağışıklık sağlar.

- Bağışıklık sistemini uyarmadığı için etkisi kısa sürer ancak etkisini kanda ve çabuk gösterir.

► Anne sütü içinde bulunan antikorlar da bebeği geçici bir süre hastalıklara karşı koruduğundan pasif bağışıklık olarak kabul edilir.

Antibiyotikler

► Antibiyotikler bağışıklık sağlamaz. Tedavi edicidir. Bakterilerin üremelerini ve protein sentezlerini durduran kimyasallardır. Virüslerin enzim sistemleri ve protein sentezleme mekanizmaları olmadığı için antibiyotiklerden etkilenmezler.

Aşı ile Serumun Karşılaştırılması
Aşı Serum
Sağlıklı bireylere uygulanır. Hasta bireylere verilir.
Bireye antijen enjekte edilir. Bireye antikor takviye edilir.
Genelde uzun süreli bağışıklık sağlar. Kısa süreli bağışıklık sağlar.
Aktif bağışıklık sağlar. Pasif bağışıklık sağlar.

Alerjilerde Bağışıklık Sisteminin Rolü

► Alerji, çok sık görülen bağışıklık sistemi rahatsızlığı olarak kabul edilir.

► Bağışıklık sistemimizin antijenlere karşı vücudumuzu koruduğunu öğrendiniz.

► Bazı durumlarda ise bağışıklık sistemi normalde vücut için zararlı olmayan yabancı bir antijeni de tehlikeli olarak görebilir ve aşırı tepki verir.

► Alerji olarak tanımlanan bu durumun ortaya çıkışında genetik yatkınlık ve çevresel faktörler önemli rol oynar. 

► Alerjiye neden olan antijenler, alerjen olarak tanımlanır.

► Vücut bu alerjenlere karşı antikor üretir ve onu yok etmeye çalışır.

► Vücudun alerjenlere karşı verdiği tepkiler arasında ciltte kabarıklıklar, kaşıntı, egzema, astım, saman nezlesi, konjoktivit gibi durumlar sayılabilir.

► Alerjenler solunum yolu, yiyecekler ve alerjenin deriden teması ile alınabilir.

► Alerjik tepkimelere yol açan maddeler kişiden kişiye değişebilir.

► Bunlar, penisilin ve sulfamid gibi bazı ilaçlar olabildiği gibi polen, bal, fındık, kivi, yumurta gibi besinler de olabilir.

► Alerjinin hangi maddeye karşı oluştuğunun belirlenebilmesi için deri testleri yapılır.

► Bazı alerjen maddelere karşı aşılar geliştirilmiştir.

Otoimmun Hastalıklar

► Bağışıklık elemanları bazı bozukluklardan dolayı, bireyin kendisine ait olan sağlıklı hücrelerini yabancı antijen olarak algılayıp saldırır.

► Bu durum doku ve organların tahrip olmasına bağlı olarak bazı işlevsel bozukluklara yol açar. Bunun sonucunda otoimmun hastalıklar çıkar.

► Bu hastalıklara; çölyak, eklem romatizması, multipl skleroz (MS) ve insüline bağlı diyabet örnek olarak verilebilir.

► Bu hastalıkların tedavisinde bağışıklık baskılayıcı kortizol içeren ilaçlar kullanılır.

Konuya Ait Videolar

Konuya Ait Çıkmış Sorular

Soru 1.

Aşağıdakilerden hangisi insan dolaşım sisteminin görevleri arasında yer almaz?

(2020-YKS-Alan Yeterlilik Testleri (AYT))

Doğru Cevap: B

► Kanın plazma kısmında hormonlar taşınır.

► Azotlu metabolik atıklar kan ile boşaltım organına taşınır.

► Kan hücrelerinden olan alyuvarlar oksijen ve karbondioksit taşınmasını sağlar.

► Kanın plazma kısmında bulunan antikorlar savunmada görev yapar.

► Kanda sindirim kanalına enzim taşınmaz.

Soru 2.

Memelilerde, atardamarları toplardamarlara bağlayan kılcaldamarlar boyunca, kan basıncı azalmayıp sabit kalsaydı,

I. Çözünen maddelerin kılcaldamardan doku sıvısına daha kolay geçmesi

II. Metabolizma atıklarının kılcaldamarlara daha kolay geçmesi

III. Doku sıvısının kılcaldamarlara daha kolay geçmesi

IV. Doku sıvısı miktarının azalması

durumlarından hangilerinin gerçekleşmesi beklenirdi?

(2000-Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS))

Doğru Cevap: A

Kısa çözüm mantığı

Kılcal damarlarda arter ucunda kan basıncı yüksektir ve sıvı ile bazı çözünenler dokuya doğru süzülür (filtrasyon). Normalde venül ucuna gelindikçe basınç düşer ve onkotik basıncın etkisiyle sıvı geri emilir (reabsorpsiyon). Eğer kan basıncı azalmayıp venül ucunda da yüksek kalsaydı, filtrasyon sürer; geri emilim azalır. Bu, çözünenlerin kapillerden dokuya geçişini kolaylaştırır; ancak doku sıvısının kapillere geri dönmesini ve atıkların kana geçişini zorlaştırır. Sonuçta doku sıvısı artar (ödem), azalmaz.

Şıkların değerlendirilmesi

I. Çözünen maddelerin kılcaldamardan doku sıvısına daha kolay geçmesi: Yüksek ve değişmeyen hidrostatik basınç filtrasyonu artırır. Doğru.

II. Metabolizma atıklarının kılcaldamarlara daha kolay geçmesi: Bu, geri emilim gerektirir; yüksek basınçta geri emilim azalır. Yanlış.

III. Doku sıvısının kılcaldamarlara daha kolay geçmesi: Reabsorpsiyon azalır. Yanlış.

IV. Doku sıvısı miktarının azalması: Filtrasyon arttığı için doku sıvısı artar. Yanlış.

Bu nedenle doğru seçenek: Yalnız I (A).

Soru 3.

İnsanlarda, kan proteinleri,

I. Kanın pıhtılaşmasında rol oynama

II. Sindirilmiş besin maddelerini taşıma

III. Kan plazmasının ozmotik basıncını dengelemede rol oynama

IV. Vücudun bağışıklık tepkisinde rol oynama

İşlevlerinden hangilerini gerçekleştirir?

(2001-Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS))

Doğru Cevap: E

Kan Proteinlerinin İşlevleri

İnsanlarda kan proteinlerinin çeşitli önemli görevleri vardır. Bu görevleri anlamak için şıkları teker teker inceleyelim.

Çözüm Mantığı

Kanın pıhtılaşması (I): Kanın pıhtılaşmasında yer alan proteinler vardır (örneğin, fibrinojen). Bu doğru bir ifadedir.

Sindirilmiş besin maddelerinin taşınması (II): Besin maddelerini taşıyan proteinler değil, kan plazmasında çözünmüş maddeler ile alyuvarlar gibi hücreler görevlidir ancak kan proteinleri doğrudan sindirilmiş besin taşımaz.

Kan plazmasının ozmotik basıncını dengeleme (III): Albümin gibi kan proteinleri, kan plazmasının ozmotik basıncını düzenleyerek sıvı dengesini sağlar.

Vücudun bağışıklık tepkisi (IV): Antikorlar (immunglobülinler) kan proteinleri arasında yer alır ve bağışıklıkta önemli rol oynar.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) I ve II: II yanlış olduğu için elimine edilir.

B) II ve III: II yanlış olduğu için elimine edilir.

C) II ve IV: II yanlış olduğu için elimine edilir.

D) I, II ve III: II yanlış olduğu için elimine edilir.

E) I, III ve IV: Üçü de doğru, bu şık doğru cevaptır.

Sonuç: Kan proteinleri pıhtılaşma, ozmotik basınç düzenleme ve bağışıklık tepkisi işlevlerini yerine getirirler. Sindirilmiş besin maddelerinin taşınması ise doğrudan kan proteinlerinin görevi değildir.

Soru 4.

Bir bireye belirli bir hastalığa karşı direnç kazandırmak için iki ayrı zamanda aşı yapılarak bu hastalıkla ilgili antijen verilmiştir. Aşağıdaki grafik, bu bireyin kanında bulunan antikor miktarının, antijenin 1. ve 2. kez uygulanmasına bağlı olarak değişimini göstermektedir.

Bu grafiğe dayanarak aşağıdaki yargılardan hangisine varılamaz?

(2002-Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS))

Doğru Cevap: A

Çözüm Mantığı

Grafikte antikor miktarının birinci ve ikinci antijen uygulamalarından sonraki değişimi görülmektedir. İkinci uygulama sonrasında antikor miktarının daha hızlı ve yüksek artması, bağışıklık sisteminin bu antijeni tanıdığı ve daha etkin yanıt verdiği anlamına gelir. Ancak antijen miktarına dair grafik doğrudan bilgi vermez, sadece antikor yanıtının kinetiği gözlemlenir.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) Antijenin 2. kez uygulanmasında vücuda verilen antijen miktarı daha fazladır. Grafik antikor miktarını gösterir, antijen miktarını değil. Antigen miktarının ikinci kez daha fazla olduğuna dair bir bilgi veya işaret yoktur. Bu yüzden bu yargıya grafikle varılamaz.

B) Vücudun, uygulanan antijeni tanıması için belirli bir sürenin geçmesi gerekir. İlk uygulamada antikor miktarının artmaya başlaması belli bir süre sonra gerçekleşir. Bu, bağışıklık sisteminin antijeni tanıma ve yanıt oluşturmasının zaman aldığını gösterir. Grafikte bu açıkça gözlemlenir ve doğrudur.

C) Antijenin 1. kez uygulanmasından sonra oluşan antikor miktarı, belirli bir süreden sonra azalmaya başlar. Birinci uygulamadan sonra antikor miktarındaki azalma açıkça grafikte görülür. Bu, bağışıklık yanıtının zamanla azaldığını gösterir.

D) Antikor oluşumu, antijenin 2. kez uygulanmasında, 1. kez uygulanmasındakine göre daha kısa süre sonra gerçekleşir. İkinci uygulamadan sonra antikor miktarının artışı daha hızlı olur. Bu, bağışıklık sisteminin antijeni tanıması ve daha hızlı yanıt vermesidir.

E) Antijenin 2. kez uygulanmasıyla kazanılan direnç, 1. kez uygulanmasıyla kazanılandan daha güçlü ve daha kalıcıdır. İkinci antikor artışı daha yüksek ve daha uzun süreli olduğundan, kazanılan bağışıklık daha güçlü ve kalıcıdır.

Sonuç olarak, sadece A şıkkındaki "antijen miktarının daha fazla olduğu" ifadesine grafik dayanarak kesin olarak karar verilemez, diğer şıklar doğrudur.

Soru 5.

Bir insanda, atardamar, kılcaldamar ve toplardamardan geçmekte olan kanın normal akış hızını gösteren grafik aşağıdakilerden hangisidir?

(2004-Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS))

Doğru Cevap: A

Kısa Çözüm Mantığı

İnsan vücudundaki kan dolaşım sisteminde, kan akış hızı damar tiplerine göre değişir. Atardamarlarda kan yüksek basınçla, hızlı akar. Kılcal damarlarda çap çok küçük olduğu için akış hızı belirgin şekilde düşer. Toplardamarlarda ise çap artar ve kan akış hızı tekrar artar ancak atardamarlardaki kadar hızlı değildir.

Şıkları Değerlendirme

A şıkkı: Atardamarda yüksek hız, kılcaldamarda düşük hız, toplardamarda ise orta hız görünüyor. Bu doğru akış mantığıdır.

B, C, D, E şıkları: Diğer grafiklerde kılcal damarlarda hızın artması veya toplardamarlarda hızın atardamardaki gibi yüksek olması gibi hatalar var. Bu durumlar biyolojik gerçeklerle uyumsuzdur.

Sonuç olarak, kan akış hızının normal dağılımını gösteren grafik A şıkkıdır.

Soru 6.

İnsanda, karaciğerin bazı besin maddelerinin depolanması, kanın zehirli maddelerden arındırılması, homeostasisin sağlanması gibi görevleri vardır. Aşağıdaki şemada, karaciğere kan getiren ve karaciğer- den kan götüren damarlar numaralanarak gösterilmiştir.

Buna göre, karaciğere kan getiren ve karaciğerden kan götüren damarlar aşağıdakilerin hangisinde doğru olarak gruplanmıştır?

      Karaciğere kan       Karaciğerden kan

     getiren damarlar     götüren damarlar

(2005-Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS))

Doğru Cevap: D

Karaciğere Kan Getiren ve Götüren Damarlar

Öncelikle karaciğerin iki ana damarı vardır: hepatik arter ve portal ven. Hem oksijen açısından zengin kanı hepatik arter getirirken, besin açısından zengin fakat oksijen açısından fakir kanı portal ven getirir. Karaciğerden ise temizlenmiş kan, hepatik venler aracılığıyla büyük dolaşıma döner.

Şimdi numaralara göre damarlara bakalım:

2, 3, 4: Karaciğere kan getiren damarlar (hepatik arter ve portal ven)

1: Karaciğerden kan götüren damar (hepatik ven)

Böylece doğru cevap D seçeneği olur.

Şıkların Değerlendirmesi

A: 1 ve 3 karaciğere kan getiren damarlardır, ama 2 ve 4'ü karaciğerden götüren olarak belirtmiş, yanlış.

B: Karaciğere kan getiren 1 ve 4 doğru değil; 4 genellikle kan götüren damardır.

C: 1, 2, 3 karaciğere kan getiren olarak doğru değil, çünkü 1 karaciğerden kan götürür.

D: Karaciğere kan getirenler 2, 3, 4 ve karaciğerden kan götüren 1 olarak doğru gruplandırılmış.

E: 4 sadece karaciğere kan getiren değil, genellikle götüren damarlardan biridir; ayrıca 1,2,3 hep götüren olarak gösterilmiş, yanlış.

Özetle: Karaciğere kan getiren damarlar hepatik arter ve portal vendir (2, 3, 4) ve karaciğerden kan götüren damarlar hepatik ven (1) olarak sınıflandırılır. Bu nedenle doğru cevap D seçeneğidir.

Soru 7.

Aşağıdaki şemada, insan karaciğerini oluşturan lopçuklardan biri, numaralanmış bazı damarları, kanalları ve bir kısım hücreleriyle gösterilmiştir. Karaciğerin lopçuklarında gerçekleşen olaylar arasında,

I. üretilen safra sıvısının uzaklaştırılması,

II. depolanmış öncül A vitamininden oluşturulan A vitamininin kan dolaşımına gönderilmesi

olayları da vardır.

Lopçuklarda I. ve II. olaylarla ilgili madde akışının gerçekleştiği yapılar ve bu yapıların madde akışına göre sıralanışı aşağıdakilerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?

(2006-Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS))

Doğru Cevap: D

Karaciğer lopçuklarında madde akışının anlaşılması

İnsan karaciğerinde lopçuklar, kan damarları ve safra kanallarından oluşan birimlerdir. Bu yapılar sayesinde, safra sıvısı karaciğerden bağırsaklara taşınır; aynı zamanda karaciğer hücreleri depolanmış A vitaminini kana gönderir.

Çözüm Mantığı

I. Olay: Üretilen safra sıvısının uzaklaştırılması

Safra karaciğer hücrelerinde sentezlenir ve safra kanalları yoluyla taşınır.

Safra sıvısı, karaciğer hücrelerinden (3) küçük safra kanallarına (2) ve oradan da safra kanalı ana damarına (1) akar.

II. Olay: Depolanmış öncül A vitamininden A vitamininin kan dolaşımına gönderilmesi

A vitamininin öncülleri karaciğer hücrelerinde işlenir.

Bu A vitamini kana, önce karaciğer hücrelerinden (3), kan sinüsoidlerinden (5) geçer ve buradan portal ven (4) gibi büyük damarlara katılır.

Şıkların Değerlendirilmesi

I. Olay: "3 → 2 → 1" akışı safra sıvısının karaciğer hücresinden başlayıp safra kanalına doğru olan doğru akışıdır.

II. Olay: "3 → 5 → 4" akışı, A vitamininin karaciğer hücresinden kana geçişini ve son olarak büyük damarlara katılmasını gösterir.

Bu açıklamalarla sadece şık D, her iki olay için de maddelerin doğru sıralanışını verir. Bu nedenle doğru cevap D şıkkıdır.

Soru 8.

İnsanda, kan plazmasının ozmotik basıncının artması, aşağıdakilerden hangisine neden olur?

(2006-Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS))

Doğru Cevap: A

Kan Plazmasının Ozmotik Basıncının Artması ve Etkileri

Kan plazmasının ozmotik basıncının artması, kan içinde çözünmüş maddelerin (özellikle tuz ve proteinlerin) yoğunluğunun arttığını gösterir. Bu durum, vücudun su dengesini düzenleyen mekanizmaları etkiler.

Çözüm mantığı: Ozmotik basınç arttığında, kanın sıvıyı tutma kapasitesi artar. Bu da böbreklerde suyun geri emilimini artırarak, atılan idrar miktarının azalmasına neden olur. Böylece vücut, kanın ozmotik dengesini sağlamaya çalışır.

A şıkkı: Doğru. Ozmotik basınç arttığında, su böbreklerde geri emilir ve atılan idrar miktarı azalır.

B şıkkı: Yanlış. Kanda glukoz miktarının artması ozmotik basıncını artırabilir ama ozmotik basıncın artması doğrudan glukoz miktarının artmasına sebep olmaz.

C şıkkı: Yanlış. İdrarda glukoz miktarının azalması doğrudan ozmotik basınç artışıyla ilgili değildir.

D şıkkı: Yanlış. İdrarda tuz miktarının artması ozmotik basıncını artırabilir ama ozmotik basıncın artışı doğrudan tuz atılımını artırmaz.

E şıkkı: Yanlış. Üre atılımının artması ozmotik basınç ile doğrudan ilişkilendirilmez.

Soru 9.

İnsan vücudunda ödem oluşmasında,

I. Kılcal damarlardaki kan basıncının artması,

II. Kan proteinlerinin azalması,

III. Dokular arası sıvının ozmotik basıncının azalması

Durumlarından hangileri etkili olur?

(2010-Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS))

Doğru Cevap: D

Ödem, dokular arasında fazla sıvı birikmesi sonucu oluşur ve genellikle kan basıncı, kan proteinleri ve ozmotik dengeyle ilgilidir.

Ödem oluşumuna neden olan faktörleri inceleyelim:

Kılcal damarlardaki kan basıncının artması (I) → Ödem Oluşur

→ Kılcal damarlardaki kan basıncı arttığında, plazma sıvısı daha fazla dokuya geçer.

→ Fazla sıvı dokulara geçtiğinde, lenf sistemi bu sıvıyı yeterince toplayamazsa ödem oluşur.

→ Örnek: Hipertansiyon veya uzun süre ayakta kalma durumlarında bacaklarda ödem oluşabilir.

Kan proteinlerinin azalması (II) → Ödem Oluşur

→ Kan proteinleri (özellikle albümin), plazmanın ozmotik basıncını sağlar ve dokulardaki fazla sıvının geri emilmesine yardımcı olur.

→ Kan proteinleri azaldığında, kılcal damarlardan dokuya sıvı çıkışı artar ve ödem meydana gelir.

→ Örnek: Karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları veya yetersiz beslenme sonucu kan proteinleri düşerse ödem görülür.

Dokular arası sıvının ozmotik basıncının azalması (III) → Ödem Oluşmaz

→ Dokular arası sıvının ozmotik basıncı düştüğünde, suyun damarlara geri çekilmesi kolaylaşır.

→ Bu durumda sıvı dokuya değil, damara yönelir ve ödem oluşmaz.

→ Bu nedenle III. seçenek ödem oluşumunda etkili değildir.

Soru 10.

Aşağıdakilerden hangisi antikorların özelliklerinden biri değildir?

(2010-Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS))

Doğru Cevap: A

Antikorlar, bağışıklık sisteminin hücreden bağımsız olarak ürettiği proteinlerdir ve antijenlere özgü olarak bağlanarak onları etkisiz hale getirirler. Ancak kendileri antijenleri fagosite etmezler!

Şıkları analiz edelim:

A) Antijenleri fagosite etme → Yanlış (Antikorların Görevi Değildir)

Fagositoz, makrofajlar, nötrofiller ve dendritik hücreler gibi fagositoz yapan bağışıklık hücreleri tarafından gerçekleştirilir.

Antikorlar doğrudan antijenleri yutmaz, sadece onları işaretleyerek fagosit hücrelerin tanımasını kolaylaştırır.

Bu nedenle A şıkkı antikorların bir özelliği değildir ve doğru cevaptır.

Soru 11.

Aşağıdaki tablo insanın alveolünde, aort kanında ve doku sıvısında ölçülmüş oksijen ve karbondioksit kısmi basınç değerlerini göstermektedir.

Buna göre, K, L ve M ile gösterilen alveol, aort kanı ve doku sıvısı aşağıdakilerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?

(2010-Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS))

Doğru Cevap: B

Çözüm Mantığı

İnsan solunum sisteminde ve kan dolaşımında oksijen (O2) ve karbondioksit (CO2) kısmi basınçları (kısmen atmosfer basıncı içerisindeki gazların yoğunluğu) farklılık gösterir. Bu değerler dokulara oksijenin taşınması ve karbondioksitin atılması sırasında değişir.

Genel olarak:

Alveolde: Oksijen kısmi basıncı yüksek, karbondioksit kısmi basıncı düşüktür. Çünkü alveol havası oksijence zengin ve karbondioksitçe fakirdir.

Aort kanı: Oksijen kısmi basıncı alveoldekine yakın ve yüksek, karbondioksit kısmi basıncı ise alveolden biraz daha yüksektir ama düşük kalır. Çünkü aort kanı oksijenlenmiş kandır.

Doku sıvısı: Oksijen kısmi basıncı en düşüktür, karbondioksit kısmi basıncı ise en yüksektir, çünkü organların metabolik faaliyetleri sonucu oksijen tüketilir ve karbondioksit açığa çıkar.

Şıkların Değerlendirilmesi

A şıkkı: K → Alveol, L → Aort kanı, M → Doku sıvısı şeklindedir ki bu, gaz değişimi mantığına uygundur. Alveolde oksijen yüksektir, aort kanı biraz düşer, doku sıvısında ise en düşük olur.

B şıkkı: K → Alveol, L → Doku sıvısı, M → Aort kanı ifadesi doku sıvısı ve aort kanının yer değiştirmesi anlamına gelir, burada oksijenin ve karbondioksitin kısmi basınç değerleri uyumsuz olur.

C, D ve E şıkları: Gaz değişimi prensiplerine aykırıdır çünkü alveol, kan ve doku sıvısı arasındaki kısmi basınç düzenine uymamaktadır.

Bu nedenle doğru cevap A şıkkıdır.

Soru 12.

Normal bir insanda karaciğer toplardamarında bulunan kandaki üre miktarının fazla olmasına, aşağıdaki moleküllerden hangisinin yıkımının artması neden olur?

(2010-Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS))

Doğru Cevap: D

Üre, protein ve amino asitlerin metabolizması sonucu azotlu atıkların vücuttan uzaklaştırılması için üretilen bir atık bileşiktir. Amino asitler karaciğerde deamine (amonyak ayrıştırma) edildiğinde üre oluşur ve bu üre karaciğer toplardamarı ile böbreklere taşınarak idrarla atılır.

Amino asitlerin fazlaca yıkılması → Amonyak (NH₃) oluşumu artarKaraciğerde üre sentezi artarKaraciğer toplardamarında üre miktarı yükselir.

Amino asitlerin yıkımı, üre miktarını artıran tek mekanizmadır, çünkü azot içeriğine sahiptir ve üre döngüsüne katılır.
Bu yüzden doğru cevap D şıkkıdır (Aminoasit).

Soru 13.

HIV insanda AIDS hastalığına neden olan bir virüstür.

Bu hastalığın tedavisinde güçlüklerle karşılaşılmasına, bu virüsün,

I. Mutasyon hızının yüksek olması,

II. Bağımsız yaşam döngüsünün olmaması,

III. Çoğalmak için bağışıklık hücrelerini kullanması

Özelliklerinden hangileri neden olabilir?

(2010-Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS))

Doğru Cevap: E

HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü), bağışıklık sistemini zayıflatarak AIDS hastalığına neden olur. Bu hastalığın tedavisindeki güçlüklerin temel nedenleri şunlardır:

I) HIV'in mutasyon hızının yüksek olması → Tedaviyi zorlaştırır.

- HIV, ters transkriptaz enzimiyle RNA’sını DNA’ya çevirirken çok fazla hata yapar (yüksek mutasyon oranı).

- Bu durum, virüsün hızla evrim geçirmesine ve bağışıklık sisteminin veya ilaçların virüsü tanımasını zorlaştırmasına neden olur.

- Bu yüzden HIV'e karşı geliştirilen ilaçlar ve aşılar sürekli olarak güncellenmek zorundadır.

II) HIV’in bağımsız bir yaşam döngüsüne sahip olmaması → Tedaviyi zorlaştırmaz.

- Virüsler genel olarak bağımsız olarak çoğalamazlar, ancak bu özellik HIV'e özgü bir durum değildir.

- Tüm virüsler konak hücreye ihtiyaç duyar, ancak bu durum HIV’i diğer virüslerden daha zor tedavi edilebilir yapmaz.

III) HIV'in çoğalmak için bağışıklık hücrelerini kullanması → Tedaviyi zorlaştırır.

- HIV, özellikle CD4+ T lenfositlerine saldırarak bağışıklık sisteminin düzenleyici hücrelerini yok eder.

- Bağışıklık sistemi çöktüğünde vücut diğer enfeksiyonlara karşı savunmasız hâle gelir.

- HIV’in bağışıklık sistemini hedef alması, tedavi geliştirmeyi zorlaştırır çünkü bağışıklık sistemi virüsü tanıyıp yok edemez.

Soru 14.

Normal bir insanda, kılcal damarların atardamar ve toplardamar ucunda, kan ile doku sıvısı arasında su ve madde değişimini sağlayan kan basıncı (KB) ile ozmotik basınç (OB) arasındaki ilişki, aşağıdakilerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?

   Atardamar ucu    Toplardamar ucu  

(2011-Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS))

Doğru Cevap: A

Kılcal damarlarda madde alışverişi iki ana basınca bağlıdır:

  1. Kan Basıncı (KB): Kalbin pompaladığı kanın damar duvarına yaptığı basınçtır.
  2. Ozmotik Basınç (OB): Kan plazmasındaki proteinlerin (özellikle albumin) oluşturduğu su çekme basıncıdır.

Atardamar Ucu (KB > OB)

  • Kalpten pompalanan kan, yüksek basınçlıdır.
  • Kan basıncı ozmotik basınçtan büyük olduğu için, kan plazmasındaki su ve çözünmüş maddeler doku sıvısına geçer (filtrasyon).

Toplardamar Ucu (KB < OB)

  • Kan, kılcal damarların toplardamar ucuna geldiğinde, kan basıncı düşer.
  • Ozmotik basınç, kan basıncından büyük hale gelir ve bu sayede doku sıvısından su geri emilir (reabsorpsiyon).
Şıkların Analizi
Şık Atardamar Ucu (KB vs OB) Toplardamar Ucu (KB vs OB) Açıklama
A Doğru Doğru (Filtrasyon ve geri emilim doğru anlatılmış)
B Yanlış Yanlış Kan basıncı hiçbir zaman her iki uçta da ozmotik basınçtan düşük değildir.
C Yanlış Yanlış Kılcal damarın toplardamar ucunda KB azalır, OB’den düşük olur.
D Yanlış Yanlış Toplardamar ucunda OB daha büyüktür, eşit olamaz.
E Yanlış Yanlış Atardamar ucunda KB daha büyük olmalıdır.

Atardamar ucunda KB > OB olduğu için madde dışarı çıkarken, toplardamar ucunda KB < OB olduğu için su geri emilir.

Soru 15.

Aşağıdaki grafik bir hastalık etkeniyle ilk kez ve yıllar sonra ikinci kez karşılaşan bir insanın, kanındaki antikor derişimini göstermektedir.

Aşağıdaki hücre gruplarından hangisinin bağışıklık belleği oluşturması, grafikteki gibi ikincil bağışıklık cevabının oluşmasını sağlar?

(2011-Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS))

Doğru Cevap: E

Grafikteki temel bilgiler:

- İlk kez antijenle karşılaşıldığında (birincil bağışıklık), bağışıklık sistemi yavaş ve düşük seviyede bir yanıt oluşturur.

- Aynı antijenle ikinci kez karşılaşıldığında (ikincil bağışıklık), antikor üretimi çok hızlı ve güçlü bir şekilde gerçekleşir.

- Bu hızlı ve güçlü yanıtı sağlayan, "bağışıklık belleği" oluşturan hücrelerdir.

Bağışıklık Belleği ve B Lenfositleri:

- B lenfositleri, antijenle ilk karşılaşmada "bellek hücreleri" üretir.

- Bu bellek hücreleri, aynı antijenle ikinci kez karşılaşıldığında hızla çoğalır ve antikor üretimini artırır.

- Bu yüzden, bağışıklık belleğini oluşturan ve grafikte görülen hızlı bağışıklık yanıtından sorumlu olan hücreler B lenfositleridir.

Şıkların Analizi
Hücre Grubu Bağışıklık Belleği ile İlgili mi? Açıklama
Makrofajlar Hayır Makrofajlar antijenleri fagosite eder (yutar) ve bağışıklık yanıtını başlatır, ancak bellek oluşturmazlar.
Bazofiller Hayır Bazofiller, alerjik reaksiyonlarda histamin salgılar ama bağışıklık belleği oluşturmazlar.
Nötrofiller Hayır Nötrofiller hızlı fagositoz yapar, ancak bağışıklık belleği oluşturmazlar.
Eozinofiller Hayır Eozinofiller, parazit enfeksiyonlarına karşı rol oynar ama bağışıklık belleği oluşturmazlar.
B lenfositler Evet B lenfositleri, antikor üretir ve bellek hücreleri oluşturarak ikinci bağışıklık yanıtını hızlandırır.
Soru 16.

İnsanda, işaretlenmiş bir alyuvar, akciğer atardamarı içine veriliyor; bu işaretli alyuvara bir süre sonra alt ana toplardamarında rastlanıyor.

Bu alyuvar kalpten bir kez geçtiğine göre, aşağıdaki yapıların hangisinden geçmemiştir?

(2011-Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS))

Doğru Cevap: D

İnsanda kan dolaşımı büyük dolaşım ve küçük dolaşım olmak üzere ikiye ayrılır.

- Küçük dolaşım: Kalpten çıkan kirli kanın akciğere giderek oksijenlenmesini sağlar.

- Büyük dolaşım: Oksijenlenmiş kanın kalpten vücuda pompalanması sürecidir.

Soru çözümü:

- İşaretlenmiş alyuvar, akciğer atardamarı ile akciğerlere gidiyor.

- Akciğerlerde oksijenlenen kan, akciğer toplardamarı ile sol kulakçığa geliyor.

- Sol kulakçıktan sol karıncığa geçerek aort atardamarına pompalanıyor.

- Aort atardamarından vücuda dağılıyor ve alt ana toplardamara ulaşıyor.

- Ancak, bu süreçte sağ karıncığa uğramıyor.

Soru 17.

Sağlıklı bir insanda kılcal damarlarla doku sıvısı arasında gerçekleşen madde alışverişinde etkili olan kan basıncı ve ozmotik basınç grafiği aşağıda verilmiştir.

Buna göre;

I. Atardamar ucundaki kan basıncı, toplardamar ucundaki kan basıncından yüksektir.

II. 1. bölgeden süzülen madde miktarı, 2. bölgede emilen madde miktarından fazladır.

III. Toplardamar ucunda sıvıyı kılcal damardan dışarıya iten net kuvvet maksimum seviyeye ulaşır.

İfadelerinden hangileri doğrudur?

(MEBİ 06.01.2025 AYT Deneme Sınavı)

Doğru Cevap: D

Kılcal Damar ve Doku Sıvısı Arasındaki Madde Alışverişi

Kılcal damarlarla doku sıvısı arasındaki madde değişimi kan basıncı ve ozmotik basınç farklarına bağlıdır.

  • Atardamar Ucu:
    • Kan basıncı (40 mmHg), ozmotik basınçtan (25 mmHg) büyüktür.
    • Net basınç pozitif olduğu için sıvı dokuya geçer (filtrasyon gerçekleşir).
  • Toplardamar Ucu:
    • Kan basıncı (15 mmHg), ozmotik basınçtan (25 mmHg) küçüktür.
    • Net basınç negatiftir, yani sıvı geri emilir (reabsorpsiyon gerçekleşir).

Şıkların Değerlendirilmesi

I. Atardamar ucundaki kan basıncı, toplardamar ucundaki kan basıncından yüksektir.

Doğru!

  • Kan basıncı atardamar ucunda 40 mmHg iken toplardamar ucunda 15 mmHg'ye düşer.
    Bu ifade doğrudur.

II. 1. bölgeden süzülen madde miktarı, 2. bölgede emilen madde miktarından fazladır.

Doğru!

  • 1. bölgede net basınç pozitiftir (sıvı dışarı çıkar).
  • 2. bölgede net basınç negatiftir (sıvı içeri alınır).
  • Süzülen madde miktarı, emilenden daha fazladır.
    Bu ifade doğrudur.

III. Toplardamar ucunda sıvıyı kılcal damardan dışarıya iten net kuvvet maksimum seviyeye ulaşır.

Yanlış!

  • Toplardamar ucunda sıvı dışarı itilmez, aksine geri emilir!
  • Net basınç negatif olduğu için sıvı doku sıvısından kılcal damarlara geri döner.
    Bu ifade yanlıştır.

Sonuç:

Doğru Cevap: D) I ve II

Soru 18.

Karbondioksitin taşınması sırasında şekilde gerçekleşen

tepkimeleriyle ilgili

I. Kan plazmasında gerçekleşir.

II. İlk tepkimede karbonik anhidraz enzimi görev yapar.

III. Açığa çıkan H+ iyonlarının çoğu, serbest hâlde plazmada taşınır.

İfadelerinden hangileri doğrudur?

(MEBİ 06.01.2025 AYT Deneme Sınavı)

Doğru Cevap: B

Karbondioksitin Taşınması ve İlgili Tepkimeler

Karbondioksitin taşınması, karbonik anhidraz enzimi sayesinde kan plazmasında ve alyuvarlarda gerçekleşen kimyasal reaksiyonlarla sağlanır. Denklemi inceleyelim:


Şıkların Değerlendirilmesi

I. Kan plazmasında gerçekleşir.

Yanlış!

  • Bu tepkime esas olarak alyuvar (eritrosit) içinde gerçekleşir.
  • HCO₃⁻ iyonu plazmada taşınsa da, tepkimenin ana kısmı eritrositlerde olur.
    Bu ifade yanlıştır.

II. İlk tepkimede karbonik anhidraz enzimi görev yapar.

Doğru!

  • Karbonik anhidraz enzimi, CO₂’nin su ile birleşerek H₂CO₃ (karbonik asit) oluşturmasını hızlandırır.
  • Bu enzim olmadan reaksiyon çok yavaş ilerler.
    Bu ifade doğrudur.

III. Açığa çıkan H⁺ iyonlarının çoğu, serbest hâlde plazmada taşınır.

Yanlış!

  • H⁺ iyonları plazmada serbest taşınmaz!
  • Hemoglobin ile bağlanarak tamponlanır (Hb + H⁺ → HHb).
  • Bu sayede kanın pH dengesi korunur.
    Bu ifade yanlıştır.

Sonuç:

Doğru Cevap: B) Yalnız II

Soru 19.

İnsanda, aşağıdaki damar çiftlerinden hangisinde bulunan kan, oksijen derişimleri bakımından birbirine çok benzerdir?

(2013-Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS))

Doğru Cevap: D

Çözüm Mantığı

İnsan dolaşımında atardamarlar genellikle oksijen açısından zengin kan taşır, toplardamarlar ise oksijen açısından fakir kan taşır. Ancak bazı istisnalar vardır. Böbrek atardamarı ve aort, her ikisi de oksijen zengini kan taşır çünkü her ikisi kalpten çıkar ve vücuda oksijen açısından zengin kan dağıtır. Bu nedenle bu damar çiftindeki kanın oksijen derişimi birbirine çok benzerdir.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) Akciğer atardamarı - Aort: Akciğer atardamarı oksijen fakiri kan taşır (kalpten akciğere gider). Aort ise oksijen zengini kan taşır (kalpten vücuda gider). Oksijen derişimleri çok farklıdır.

B) Akciğer toplardamarı - Karaciğer atardamarı: Akciğer toplardamarı oksijen zengini kan taşır. Karaciğer atardamarı da oksijen zengindir ama karaciğer atardamarı karaciğere giden kanın önemli kısmıdır ve biraz farklıdır. Ancak bu damarlar oksijen derişimi açısından birbirine çok benzer değildir.

C) Böbrek atardamarı - Akciğer atardamarı: Böbrek atardamarı oksijen zengini kan taşır ama akciğer atardamarı oksijen fakiri kan taşır. Bu nedenle oksijen derişimleri farklıdır.

D) Böbrek atardamarı - Aort: Her ikisi de kalpten çıkar ve oksijen zengini kan taşır. Bu yüzden oksijen derişimleri birbirine çok benzerdir.

E) Karaciğer atardamarı - Kapı toplardamarı: Karaciğer atardamarı oksijen zengini, kapı toplardamarı ise karaciğere barsaklardan gelen oksijen fakiri kanı taşır. Oksijen derişimleri farklıdır.

Soru 20.

İnsanın kan dolaşımında kan basıncı; aorttan başlayıp atardamar, kılcal damar ağı, toplardamar ve ana toplardamar boyunca değişir.

Bu değişmeyi gösteren grafik aşağıdakilerden hangisidir?

(2012-Lisans Yerleştirme Sınavı-2 (LYS2))

Doğru Cevap: E

Kan basıncının kan dolaşımı boyunca değişimi: İnsanın kan dolaşımında kan basıncı, kalpten çıkan aortta en yüksektir ve kanın damarlar boyunca akışı sırasında kademeli olarak azalır.

Çözüm mantığı:

Aort ve büyük atardamarlarda kan basıncı en yüksektir çünkü kalp kasılması ile güçlü bir kan pompalaması gerçekleşir.

Kılcal damarlarda kan basıncı ciddi şekilde düşer çünkü burada damarlar çok ince ve yüzey alanı çok geniştir, bu da basıncın azalmasına neden olur.

Toplardamarlarda basınç tekrar çok düşük düzeye iner çünkü kan kalbe geri dönmektedir ve pompalanma etkisi kalpten uzaklaştıkça azalır.

Şıkların değerlendirilmesi:

Soru grafik ile basınç eğrisini sormakta ve doğru grafik, aorttan başlayıp kılcal damarlarda basıncın düşüşünü en net gösteren, toplardamarlarda ise basıncın en düşük olduğu eğri olmalıdır.

Verilen şıklarda, E seçeneği bu kan basıncı değişim modelini doğru şekilde yansıtmaktadır: Yüksek basınç aorttan itibaren başlar, kılcal damarlarda önemli ölçüde düşer, toplardamarlarda ise daha düşük basınç devam eder.

Bu nedenle doğru cevap E şıkkıdır.

Soru 21.

İnsanda sindirilerek bağırsaklardan emilen yağların en yoğun olarak bulunduğu damar aşağıdakilerden hangisidir?

(2012-Lisans Yerleştirme Sınavı-2 (LYS2))

Doğru Cevap: C

Kısa çözüm mantığı

Yağlar ince bağırsakta şilomikron olarak paketlenir ve doğrudan kana değil, lenf damarlarına (kilus damarlarına) geçer. Lenf, göğüs kanalı ile sol köprücük altı toplardamarına boşalır. Bu nedenle, bağırsaklardan emilen yağların en yoğun bulunduğu damar sol köprücük altı toplardamarıdır.

Şıkların değerlendirilmesi

A) İnce bağırsak toplardamarı: Suya çözünen besinleri kapı toplardamarına taşır; yağlar öncelikle lenfe gider. En yoğun yağ burada değildir.

B) Karaciğer üstü toplardamarı (hepatik ven): Karaciğerden çıkan kandır; şilomikronlar zaten lenf yoluyla sistemik dolaşıma katılır, burada en yoğun değildir.

C) Sol köprücük altı toplardamarı: Göğüs kanalı bu damara açılır ve şilomikronlar bu noktadan kana karışır. Doğru.

D) Kalın bağırsak toplardamarı: Kalın bağırsakta yağ emilimi yok denecek kadar azdır; daha çok su ve mineraller emilir. Yanlıştır.

E) Kapı toplardamarı (vena porta): Glikoz ve amino asit gibi suda çözünen besinleri karaciğere taşır; yağların büyük kısmı bu yola girmez. Yanlıştır.

Soru 22.

Normal bir insanda;

I. Kılcak kan basıncının yükselmesi

II. Yüreğin kulakçıklarının, diastol (gevşeme) durumuna geçmesi

III. Lenf akışının tek tönde olması

Şeklindeki durumlardan hangileri, doku sıvısının miktarının artmasından sonra yeniden düzenlenebilmesini sağlar?

(1996-Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS))

Doğru Cevap: E

Doku sıvısının miktarının artması ve düzenlenmesi: Doku sıvısı, hücrelerin çevresinde bulunan ve hücrelere maddelerin taşındığı ortamdır. Eğer doku sıvısının miktarı artarsa, vücut bu dengeyi yeniden sağlamak için bazı mekanizmaları kullanır.

Seçeneklerin değerlendirilmesi

I. Kılcal kan basıncının yükselmesi: Kılcal damarlardaki basıncın yükselmesi genellikle doku sıvısının artışına neden olur, bu da durumu daha kötüleştirir. Bu yüzden doku sıvısı miktarının artmasından sonra yeniden dengeyi sağlamaz, tersine artışa sebep olabilir.

II. Yüreğin kulakçıklarının diastol (gevşeme) durumuna geçmesi: Kalbin kulakçıkları gevşediğinde kan, kalbe doğru rahatlıkla dolabilir. Bu durum lenf ve doku sıvısı dönüşünün hızlanmasına yardımcı olur ve doku sıvısının düzenlenmesine katkı sağlar.

III. Lenf akışının tek yönde olması: Lenf damarları, doku sıvısının fazla kısmını geri taşır ve bu akışın tek yönlü olması, doku sıvısının atılmasını sağlar. Böylece sıvı dengesi korunur.

Sonuç: Doku sıvısının artmasından sonra vücudun sıvı dengesini yeniden sağlaması için II. ve III. durumlar geçerlidir.

Soru 23.

İnsan kanında bulunan olgun alyuvarlar;

I. Karbondioksit bağlama

II. DNA sentezi yapma

III. Antikor sentezleme

Olaylarından hangilerini gerçekleştiremez?

(1999-Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS))

Doğru Cevap: E

Çözüm Mantığı

İnsan kanındaki olgun alyuvarlar (eritrositler), çekirdeksiz ve organelsiz hücrelerdir. Bu nedenle DNA sentezi yapamazlar ve protein sentezi için gereken genetik materyal ve organellere sahip değillerdir. Ancak, alyuvarların başlıca görevi karbondioksiti taşımaktır. Antikor sentezleme ise bağışıklık sistemi hücrelerine özgüdür ve alyuvarların bu fonksiyonu yoktur.

Şıkların Değerlendirilmesi

I. Karbondioksit bağlama: Alyuvarlar karbondioksiti bağlamada görev alır, bu yeteneklerini kaybetmezler. Yani 'gerçekleştiremez' denen durum yanlış.

II. DNA sentezi: Olgun alyuvarlar çekirdeksizdir, DNA sentezi yapamazlar.

III. Antikor sentezi: Antikorlar plazma hücreleri tarafından sentezlenir, alyuvarlar bunu yapamaz.

Buna göre, olgun alyuvarların gerçekleştiremediği işlemler yalnızca II ve III'tür. Doğru cevap E şıkkıdır.

Soru 24.

Normal bir insanda, aşağıdakilerden hangisinde verilen damarların üçünün de taşıdığı kandaki yadımlama ürünü miktarı eşittir?

(1998-Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS))

Doğru Cevap: A

Şıklarda verilen damarlara baktığımızda;

A şıkkı: Akciğer toplardamarı (oksijenli kan, az atık ürünü), Aort (oksijenli kan, az atık ürünü), Böbrek atardamarı (oksijenli kan, az atık ürünü). Bu üç damar da oksijenli kan taşıdığından atık ürün miktarları eşittir.

B şıkkı: Alt ve üst ana toplardamarlar karbondioksit yönünden yüksektir, akciğer toplardamarı ise oksijenlidir. Bu yüzden atık ürün miktarları aynı olmaz.

C şıkkı: Karaciğer üstü toplardamarı, böbrek toplardamarı, bağırsak toplardamarı hepsi oksijeni az, atık karbon dioksitçe zengin kanda taşır; bu da atık ürün miktarlarının eşit olabileceği anlamına gelir, ancak karaciğer üstü toplardamarı aynı zamanda sindirim sisteminden gelen ürünler ve karaciğerden geçen kanı da taşır, atık üründe farklılık olabilir.

D şıkkı: Böbrek atardamarı oksijenli kan taşırken, karaciğer atardamarı ve akciğer atardamarı farklı özelliklerde olabilir; bu yüzden eşit olmaz.

E şıkkı: Alt ana toplardamar ve bağırsak toplardamarı kanda atık ürün yönünden yüksektir, aort ise oksijenli kan taşıdığından eşit olmazlar.

Bu yüzden A şıkkı doğrudur. Çünkü akciğer toplardamarı, aort ve böbrek atardamarı hepsi oksijenli kan taşır ve içerdikleri solunum atık ürün miktarı benzerdir.

Soru 25.

İnsanda, homeostatik dengenin sağlanmasında rol oynayan,

I. Akciğer

II. Böbrek

III. Karaciğer

Organlarının hangileri, kanın sol karıncıktan başlayıp bir tur yaparak, sağ kulakçığa gelirken izlediği yolda yer alır?

(1997-Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS))

Doğru Cevap: D

Kısa çözüm mantığı

Kan, sol karıncıktan aortaya pompalanır ve sistemik dolaşım boyunca böbrek ve karaciğer gibi organlardan geçerek vena cava yoluyla sağ kulakçığa döner. Akciğer ise küçük dolaşımda yer alır: sağ karıncık → akciğer → sol kulakçık. Bu nedenle sol karıncıktan çıkıp sağ kulakçığa dönen bir turda akciğer bulunmaz.

Böbrek (II) ve karaciğer (III) sistemik dolaşımın üzerindedir; aortadan arteriyel kan alır, toplardamarlarla sağ kulakçığa döner.

Şıkların değerlendirilmesi

A) Yalnız I: Yanlış. Akciğer küçük dolaşımda, bu turda yok.

B) Yalnız II: Eksik. Karaciğer de bu yoldadır.

C) I ve III: Yanlış. Akciğer bu turda yer almaz.

D) II ve III: Doğru. Böbrek ve karaciğer sistemik turda yer alır.

E) I, II ve III: Yanlış. Akciğerin dahil edilmesi hatalıdır.

Soru 26.

İnsanlarda, aşağıdakilerden hangisi kan basıncının yükselmesine neden olmaz?

(1997-Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS))

Doğru Cevap: B

Kan Basıncının Yükselmesine Neden Olmayan Durumun Belirlenmesi

Kan basıncını etkileyen faktörler genellikle damarların daralması, kandaki sıvı hacminin veya kalbin debisinin artmasıdır. Bu nedenle, kan basıncının yükselmesine neden olmayan bir durumu bulmak için, şıkların kan basıncını nasıl etkilediğini anlamak gerekir.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) Atardamar çeper esnekliğinin azalması: Atardamarların esnekliği azaldığında, damar sertleşir ve kan akışı zorlaşır. Bu da kan basıncının yükselmesine neden olur.

B) Yüreğin diastol durumuna geçmesi: Diyastol kalbin gevşeme ve kanla dolma evresidir. Bu evre, kalbin dinlenme sürecidir ve kan basıncını yükseltmez. Yani bu durum kan basıncının yükselmesine neden olmayan durumdur.

C) Kandaki lipit ve proteinlerin artması: Kandaki fazla lipit ve proteinler damarların sertleşmesine ve daralmasına neden olabilir, bu da kan basıncının yükselmesine yol açar.

D) Kandaki tuz konsantrasyonunun artması: Yüksek tuz miktarı, suyun damar içerisinde tutulmasına yol açarak kan hacmini artırır ve bu da kan basıncını yükseltir.

E) Kandaki adrenalin miktarının artması: Adrenalin damarları daraltır ve kalp atış hızını artırır, bu nedenle kan basıncını yükseltir.

Sonuç olarak, yüreğin diastol durumuna geçmesi kan basıncının yükselmesine neden olmaz. Bu yüzden doğru cevap B şıkkıdır.

Soru 27.

İnsanın kan dolaşımında kanın akış hızı, aorttan başlayıp atardamar, kılcaldamar ağı, topladamar ve ana toplardamar boyunca normal olarak değişmektedir.

Bu değişiklik aşağıdaki grafiklerden hangisindeki gibidir?

(1996-Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS))

Doğru Cevap: B

Kan akış hızının dolaşım sistemindeki değişimi

İnsanın kan dolaşımında kanın akış hızı, aorttan başlayıp atardamarlar, kılcal damar ağı, toplardamarlar ve ana toplardamara doğru giderken belirli bir düzende değişir. Bu değişimi anlamak için damarların çapını, sayısını ve toplam kesit alanlarını incelememiz gerekir.

Çözüm mantığı:

Aort ve büyük atardamarlar: Damar çapı büyük ve sayısı azdır, bu nedenle kesit alanı küçüktür ve kan akış hızı yüksektir.

Kılcal damarlar: Çok sayıda ve çapları çok küçüktür, dolayısıyla toplam kesit alanı çok artar. Kesit alanı arttıkça kanın akış hızı azalır, yani kılcallarda hız en düşüktür.

Toplardamarlar: Kılcal damarlardan sonra kesit alanı azalır ve damar çapı büyür, dolayısıyla kan akış hızı tekrar artmaya başlar fakat aorttaki kadar yüksek değildir.

Şıkların değerlendirmesi:

A şıkkı: Kılcaldamarlar boyunca hız artıyor gibi, bu yanlıştır.

B şıkkı: Hız aorttan başlayıp atardamarlarda bir miktar düşüyor, kılcallarda en düşük noktaya iniyor, sonra toplardamarlarda tekrar artıyor. Bu doğru durumu yansıtıyor.

C, D ve E şıkları: Kan akış hızının değişim trendine uymayan farklı grafikler sunuyor, bu yüzden doğru değildir.

Özetle, kan akış hızı aorttan başlayarak hızla akar, kılcal damar ağında toplam kesit alanının çok artması nedeniyle hız düşer ve toplardamarlarda tekrar hız artar. Bu en doğru olarak B seçeneğinde gösterilmiştir.

Soru 28.

Aşağıdaki şemada, insandaki dolaşım sisteminin bazı damarları numaralarla gösterilmiştir.

Normal bir insanda, hangi numaralarla gösterilen damarların taşıdığı kanda, karbondioksitin dışında boşaltım maddelerinin miktarı yaklaşık olarak birbirinin aynıdır?

(1992-Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS))

Doğru Cevap: A

Çözüm Mantığı

İnsandaki dolaşım sisteminde kanın içerdiği maddelerin değişimi, kanın hangi damarlarda olduğuna bağlıdır. Karbondioksit ve diğer boşaltım maddelerinin miktarları, kanın kalpten vücuda ya da akciğerlere gidişi esnasında farklılık gösterir.

Bu soruda, "karbondioksitin dışında boşaltım maddelerinin miktarının yaklaşık birbirine eşit olduğu" damarlar aranıyor. Boşaltım maddeleri genelde idrar oluşumuyla böbreklerde atılır. Bu yüzden böbreklerden geçen damarlar bu maddeler açısından önemlidir. Böbreklerden çıkan ve giren damarlar, böbrek fonksiyonuna göre boşaltım maddelerinin içeriğini değiştirebilir.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) I ve II: Bu iki damar, genellikle böbrek atardamarı ve toplardamarı olabilir ve içerik bakımından boşaltım maddelerinin miktarı benzerdir.

B) I ve III: Farklı görevleri olan damarlar olabilir, boşaltım maddelerinde fark olabilir.

C) II ve III: Aynı sebepten farklı olabilir.

D) II ve IV: Muhtemel farklı organlara ait damarlar, dolayısıyla boşaltım maddelerinde fark oluşabilir.

E) IV ve V: Farklı yapıdaki damarlar olabilir, içeriği farklıdır.

Bu nedenle, karbondioksitin dışında boşaltım maddelerinin miktarı yaklaşık birbirine eşit olan damarlar I ve II numaralı damarlardır. Bu yüzden doğru cevap A şıkkıdır.

Soru 29.

İnsanda, böbrek toplardamarına verilen işaretli bir alyuvar, baş atardamarlarına gidene kadar katettiği dolaşım yolunda;

I. Böbrek

II. Akciğer

III. Karaciğer

IV. İnce bağırsak

Organlarının hangilerinde bulunan kılcal damarlardan geçer?

(1994-Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS))

Doğru Cevap: B

Dolaşım Yolu ve Kılcal Damarlar

Verilen alyuvar, böbrek toplardamarından başlayıp baş atardamarlarına kadar gidiyor. Bizden, alyuvarın bu yolculuk sırasında hangi organların kılcal damarlarından geçtiğini bulmamız isteniyor.

Çözüm Mantığı:

Toplardamarlar, vücuttaki kanı kalbe taşır.

Kalpten çıkan kan, atardamarlar yoluyla vücuda dağıtılır.

Toplardamarla kalbe gelen kan önce kalbe ulaşır, sonra kalpten akciğerlere pompalanır (akciğer atardamarlarıyla).

Akciğerlerde gaz alışverişi gerçekleşir ve kan tekrar kalbe geri döner.

Sonra kan, baş atardamarları yoluyla beyne ve baş bölgesi organlarına gider.

Soruya göre alyuvarın izlediği yol:

Böbrek toplardamarı → Kalp

Kalpten akciğer atardamarı → Akciğer kılcal damarları

Akciğer toplardamarıyla kalbe dönüş

Kalpten baş atardamarları (örneğin karotid arterler)

Hangi organların kılcal damarlarından geçtiğine bakalım:

I. Böbrek: Böbrek toplardamarından gelsede, kan doğrudan kalbe gider, böbrekte artık kılcal damardan geçmez (çünkü toplardamar zaten damarlardan çıktığı için).

II. Akciğer: Kalpten çıkan akciğer atardamarıyla akciğere gider ve akciğer kılcal damarlarında gaz alışverişi yapar, kesinlikle kılcal damarlardan geçer.

III. Karaciğer: Bu yolculukta karaciğerden geçmez.

IV. İnce bağırsak: Bu yol da ince bağırsaktan geçmez.

Sonuç: Sadece II. Akciğer kılcal damarlarından geçmektedir.

Şıkların Değerlendirilmesi:

A) Yalnız I → Yanlış, böbrek kılcal damarlarından geçmez.

B) Yalnız II → Doğru, yukarıda açıkladığımız gibi.

C) I ve III → Yanlış, karaciğer yok.

D) II, III ve IV → Yanlış, karaciğer ve ince bağırsaktan geçmez.

E) I, II, III ve IV → Yanlış, sadece akciğer var.

Bu nedenle doğru cevap B) Yalnız II şıkkıdır.

Soru 30.

İnsan vücudunda kan, aşağıdaki durumların hangisindeyken hemoglobinin oksijene doymuşluğu en yüksek değerdedir?

(1988-Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS))

Doğru Cevap: B

Hemoglobinin Oksijene Doymuşluğu

Hemoglobinin oksijene doymuşluğu, kanın akciğerlerden ne kadar oksijen aldığına bağlıdır. Akciğerlerden çıkıp, vücuda pompalanan oksijen yönü en yüksek doygunluğa sahiptir. Hemoglobin, oksijenin en fazla taşındığı yerde tamamen doymuş olur.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) Sağ kulakçığa girerken: Bu kan vücuttan gelen kirli kandır. Oksijen seviyesi düşüktür.

B) Sol karıncıktan çıkarken: Kan akciğerlerden çıkarak oksijenle dolmuş olur ve vücuda pompalanır. Hemoglobinin oksijene doymuşluğu en yüksektir.

C) Böbreklerden kalbe dönerken: Bu venöz kandır, yani oksijen seviyesi düşüktür.

D) Sağ karıncıktan çıkarken: Bu da oksijeni düşük kandır (akciğer atardamarına gider).

E) Karaciğerden çıkarken: Karaciğerden çıkan kan kısmen oksijen taşır ama akciğerlerden çıkan kadar doymuş değildir.

Sonuç olarak; Vücuda oksijen taşıyan en oksijenli kan sol karıncıktan çıkarken bulunur. Bu yüzden doğru cevap B şıkkıdır.

Soru 31.

Aşağıdaki şemada karaciğerle ilgili damarlar numaralarla gösterilmiştir.

Bu damarların taşıdığı kanda, aşağıdaki durumlardan hangisi gözlenmez?

(1990-Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS))

Doğru Cevap: E

Karaciğer Damarlarındaki Kanın Özellikleri

Karaciğerin kan dolaşımında iki ana damar vardır: karaciğer atardamarı (I) ve portal ven (II). Portal ven, sindirim sisteminden gelen besinlerce zengin kanı taşır. Karaciğerden çıkan damar (III) ise temizlenmiş ve işlenmiş kanı taşır.

Çözüm Mantığı:

II numaralı damar portal vende, sindirimden gelen ve içinde glikoz, toksinler gibi maddeler bulunan kandır.

III numaralı damar, karaciğer çıkış damarında kanın karaciğerde işlendikten sonra bulunduğu halidir.

Karaciğer glikozu glikojene dönüştürür, toksinleri temizler, üre üretir ve depolanan bazı vitaminleri kana verir.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) II.ye göre, III.de toksin madde miktarının az olması: Doğru, karaciğer toksinleri temizler.

B) II.ye göre, III.de glikoz miktarının fazla olması: Yanlış çünkü karaciğer glikozu glikojene çevirir, III’de glikoz azalır.

C) II.ye göre, III.de üre miktarının fazla olması: Doğru, karaciğer protein metabolizmasında ortaya çıkan amonyağı üreye dönüştürür.

D) I.ye göre, III.de A vitamini miktarının fazla olması: Doğru, karaciğer A vitamini depolar ve kana verir.

E) II.ye göre, III.de glikojen madde miktarının az olması: Yanlış çünkü karaciğer glikozu glikojene çevirip depolar, damarla taşınan glikojen miktarı normalde azdır, III’de fazla olmaz.

Burada E şıkkı, karaciğer damarlarındaki madde değişim mantığına aykırıdır ve sorunun doğru cevabıdır.

Soru 32.

Aşağıda verilenlerden hangisi, insanda vücudun oksijen ihtiyacının karşılanmasında rol oynayan bir uyum (adaptasyon) değildir?

(1990-Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS))

Doğru Cevap: C

Kısa çözüm

Oksijen gereksinimini karşılamaya yönelik uyumlar; oksijenin taşınmasını artırmak, difüzyon mesafesini kısaltmak, gaz değişim yüzeyini genişletmek ve solunum hızını gereksinime göre ayarlamaktır. Akyuvar sayısındaki değişim ise bağışıklıkla ilgilidir, oksijen taşınmasıyla değil.

Şıkların değerlendirilmesi

A) Hemoglobinin alyuvarlarda bulunması: Hemoglobin O2 taşıma kapasitesini büyük ölçüde artırır; doğrudan oksijen sağlanmasına yönelik bir uyumdur.

B) Alveollerin bir katlı yassı epitelden oluşması: Difüzyon mesafesini en aza indirir, O2/CO2 alışverişini hızlandırır; bir uyumdur.

C) Akyuvar sayısının gereksinimine göre değişebilmesi: Enfeksiyon ve bağışıklık yanıtıyla ilgilidir; oksijen gereksinimini karşılamaya yönelik değildir. Bu nedenle doğru seçenek C’dir.

D) Akciğerlerdeki gaz değişim yüzeyinin çok geniş olması: Çok sayıda alveol sayesinde yüzey alanı artar; oksijen alımını kolaylaştırır.

E) Soluk alıp verme sıklığının kandaki CO2 miktarına göre değişebilmesi: Kemoreseptörler aracılığıyla solunum merkezinin ventilasyonu ayarlaması, gaz değişimini gereksinime göre optimize eder; bir uyumdur.

Soru 33.

Protein ve karbonhidrat bakımından zengin besin almış olan, normal bir insanda, aşağıdaki damarlardan hangisinin taşıdığı kanda, amino asit ve monosakkarit derişimi diğerlerinden daha yüksektir?

(1989-Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS))

Doğru Cevap: E

Çözüm Mantığı

Protein ve karbonhidrat bakımından zengin besin aldıktan sonra, sindirim sisteminde besinler temel yapı taşlarına ayrılır. Karbonhidratlar monosakkaritlere, proteinler amino asitlere dönüştürülür. Bu besin maddeleri, ince bağırsaktan emildikten sonra kana karışır ve önce karaciğere ulaşır. Karaciğere besinleri taşıyan damar, kapı toplardamarıdır. Bu nedenle amino asit ve monosakkarit derişimi en yüksek olan kan bu damarda bulunur.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) Karaciğer toplardamarı: Karaciğerden çıkan kanda besin maddeleri işlendikten sonra derişimi düşer.

B) Alt ana toplardamarı: Vücudun alt bölgelerinden gelen kirli kanı taşır, besin maddeleri açısından zengin değildir.

C) Karaciğer atardamarı: Karaciğere temiz kan götüren atardamardır; besin maddeleri taşımaz.

D) Göğüs lenf kanalı: Yağ asitleri ve yağlarla ilgili emilimi taşır; amino asit ve monosakkarit içermez.

E) Kapı toplardamarı: Sindirim kanalındaki besin maddelerini doğrudan karaciğere taşır, bu yüzden amino asit ve monosakkarit düzeyi en yüksektir.

Sonuç olarak, besin emiliminin ardından karaciğere en zengin şekilde amino asit ve monosakkarit taşıyan damar, kapı toplardamarı (E seçeneği)dir.

Soru 34.

İnsanlarda, dolaşım sisteminin çeşitli bölümlerinden geçmekte olan kanın, basınç değişimi aşağıdaki grafikte gösterilmiştir.

Grafiğin I, II ve III numaralı bölgelerinde, kanın hangi damarlardan geçmekte olduğu söylenebilir?

(1988-Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS))

Doğru Cevap: E

Kısa çözüm mantığı

Kan basıncı atardamarlarda en yüksek ve nabızlı, kılcal damarlarda damar direncinin artışıyla keskin biçimde düşen, toplardamarlarda ise en düşük ve neredeyse sabittir. Grafikte I en yüksek, II belirgin düşüş, III en düşük olduğundan sıralama Atardamar → Kılcal → Toplardamar olmalıdır.

Şıkların değerlendirilmesi

A) I kılcal damar olamaz; en yüksek basınç kılcallarda değil atardamarlardadır.

B) I kılcal, II toplardamar dizilimi basınç sırasına aykırı; kılcaldan sonra toplardamar gelir ama I en yüksek olamaz.

C) I toplardamar olamaz; toplardamarlarda basınç en düşüktür.

D) I atardamar doğru başlıyor; ancak II toplardamar, III kılcal sıralaması dolaşım yoluna ve basınç düşüşüne terstir.

E) Doğru. I Atardamar, II Kılcal damar, III Toplardamar basınç değişimini doğru yansıtır.

Soru 35.

İnsanda doku sıvısının çok önemli olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisi olabilir?

(1982-Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS))

Doğru Cevap: E

İnsanda Doku Sıvısının Önemi

Doku sıvısı, hücreler ile kan arasında madde alışverişini sağlar. Hücrelerin ihtiyacı olan oksijen ve besin maddeleri, kan dolaşımı aracılığıyla doku sıvısına geçer ve oradan hücrelere ulaşır. Aynı şekilde hücrelerde oluşan atık maddeler de doku sıvısına geçerek kana verilir. Bu nedenle doku sıvısı, hücrelerin yaşamsal işlevlerini sürdürebilmesi için çok önemlidir.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) Akyuvarların sayıca çok olması: Akyuvarların sayısı doku sıvısının önemini açıklamaz, bu nedenle bu şık doğru değildir.

B) Karbondioksiti toplayarak lenf ile akciğere göndermesi: Karbondioksitin taşınması kana aittir, doku sıvısı bu işlemi doğrudan yapmaz.

C) Alyuvarların sayıca çok az olması: Alyuvarların sayısı genellikle çok fazladır, bu yüzden bu ifade yanlış ve doku sıvısının önemiyle bağlantısı yoktur.

D) Kılcal damarlardan süzülen materyal ile oluşması: Bu doğru bir bilgi olsa da doku sıvısının neden önemli olduğunu açıklamaz.

E) Hücreler ile kan arasındaki madde alışverişini sağlaması: Bu şık, doku sıvısının temel işlevini açıklar ve doğru cevap budur.

Soru 36.

Aşağıda verilenlerden hangisi, kan damarları dışındaki doku sıvısının, sürekli olarak normal miktarının üzerinde bir seviyede kalmasına neden olmaz?

(1990-Öğrenci Yerleştirme Sınavı (ÖYS))

Doğru Cevap: B

Çözüm Mantığı

Doku sıvısı, kan damarlarından dışarı çıkarak hücreler arasındaki boşlukları dolduran sıvıdır. Normalde bu sıvının miktarı denge halinde tutulur. Eğer bu doku sıvısının miktarı normalin üzerinde kalırsa, ödem (şişlik) oluşabilir. Soruda, "doku sıvısının sürekli olarak normal miktarının üzerinde kalmasına neden olmayan" durum isteniyor. Yani etkisi olmayan seçeneği bulmamız gerekiyor.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) Vücuda fazla miktarda tuz alınması: Tuz kandaki ve dokulardaki suyun tutulmasına neden olur, bu da ödem yaratabilir.

B) Suyun fazla miktarda içilmesi: Fazla su almak vücutta geçici sıvı artışına yol açabilir, ancak böbrekler fazla suyu atarak dengeyi sağlar, bu yüzden sürekli doku sıvısında artış olmaz.

C) Doku sıvısının ozmotik basıncının artması: Ozmotik basıncı artıran maddeler suyun dokuda tutulmasına neden olur, doku sıvısı artar.

D) Lenf kanallarının tıkanması: Lenf sistemi doku sıvısını toplar ve kana geri taşır. Tıkanma, sıvının dokularda birikmesine ve ödem oluşmasına neden olur.

E) Kan proteinlerinin azalması: Kan proteinleri, sıvıyı damar içinde tutar. Azalırsa sıvı damar dışına çıkar ve doku sıvısı artar.

Sonuç olarak, B şıkkı (suyun fazla miktarda içilmesi) doku sıvısının sürekli normalin üstünde kalmasına neden olmaz çünkü vücut fazla suyu atarak dengeyi sağlar.

Soru 37.

Sağlıklı bir insanın kalp döngüsü ile ilgili

I.Kulakçıklar sistol hâlinde iken karıncıklara kan geçer.

II.Yarım ay kapakçıkları açıldığı sırada kan atardamarlara pompalanır.

III.Karıncıklar ve kulakçıklar diastol hâlinde iken triküspit ve biküspit kapakçıklar açıktır.

İfadelerinden hangileri doğrudur?

(MEBİ 10.02.2025 AYT Deneme Sınavı)

Doğru Cevap: E

Bu soruda sağlıklı bir insanın kalp döngüsü (sistol-diastol) evrelerine göre kulakçıklar, karıncıklar, kapakçıklar ve kan akışı ile ilgili verilen üç ifadeyi değerlendireceğiz.

🔍 İfadelerin Analizi:

I. ✅ Doğru. Kulakçıklar kasıldığında (sistol), kan triküspit ve biküspit kapaklardan geçerek karıncıklara aktarılır. Bu, kalp döngüsünün ilk aşamasıdır.

II. ✅ Doğru. Karıncıklar kasıldığında (ventrikül sistolü), basınç artar ve yarım ay kapakçıkları (pulmoner ve aort kapağı) açılır. Kan bu sırada pulmoner arter ve aorta pompalanır.

III. ✅ Doğru. Her iki odacık gevşediğinde (diastol), kulakçıklar pasif olarak dolar ve kapakçıklar açıktır. Kan kulakçıktan karıncığa pasif olarak geçer.

Soru 38.

İşaretli karbon atomu içeren bir yağ asidinin lenf kılcal damarından emilip şilomikron hâlinde kalbin sağ kulakçığına taşınması sürecinde aşağıdaki yapıların hangisinden geçmesi beklenmez?

(MEBİ 20.01.2025 AYT Deneme Sınavı)

Doğru Cevap: C

Doğru Cevabın Mantığı

Yağ asitleri, özellikle uzun zincirli olanlar, bağırsaklarda emildikten sonra lenf sistemi vasıtasıyla taşınır. Bu taşınma sürecinde lenf kılcal damarlarından göğüs lenf kanalına doğru ilerlerler ve oradan kan dolaşımına karışır. Kan dolaşımına girerken genellikle sol köprücük altı toplardamarı yoluyla üst ana toplardamara geçerler ve kalbin sağ kulakçığına ulaşırlar. Alt ana toplardamar ise lenf sıvısının bu sürecinde rol oynamaz. İşte bu yüzden doğru cevap C şıkkıdır.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) Göğüs lenf kanalı: Lenf sıvısının büyük kısmının toplandığı ana kanaldır. Yağ asidi taşıyan lenf burada ilerler, bu yüzden buradan geçer.

B) Peke sarnıcı: Göğüs lenf kanalına açılan büyük bir lenf nodudur. Yağ asidi taşıyan lenf sıvısının buradan geçmesi beklenir.

C) Alt ana toplardamar: Vücudun alt kısmından kiri getiren toplardamardır. Yağ asitleri taşıyan lenf buradan değil, göğüs lenf kanalı ve sol köprücük altı toplardamarı yoluyla kan dolaşımına katılır.

D) Üst ana toplardamar: Sol köprücük altı toplardamarının birleşmesiyle oluşur ve kanı kalbin sağ kulakçığına taşır. Geçiş buradan olur.

E) Sol köprücük altı toplardamarı: Lenf sıvısı ve dolayısıyla yağ asidi taşıyan chylomicronlar buradan kan dolaşımına geçer.

Soru 39.

Sağlıklı bir insanda kılcal damarlar ve doku sıvısı arasında gerçekleşen madde alışverişiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

(2024-YKS-Alan Yeterlilik Testleri (AYT))

Doğru Cevap: E

Madde alışverişi ve basınçların rolü

Kılcal damarlar ile doku sıvısı arasında madde alışverişi, kan basıncı ve osmotik basıncın etkisiyle gerçekleşir. Kan basıncı, kılcal damarların atardamar ucunda yüksektir ve sıvı ile küçük molekülleri doku sıvısına iter. Toplardamar ucunda ise kan basıncı daha düşüktür ve bu noktada osmotik basınç, doku sıvısından kana sıvı çekilmesini sağlar.

A şıkkı yanlış: Alyuvarlar damar duvarından geçemez, sadece glikoz ve amino asitler gibi küçük moleküller geçer.

B şıkkı yanlış: Atardamar ucundaki kan basıncı toplardamar ucundan daha yüksektir, şıkın ifadesi ters.

C şıkkı yanlış: Osmotik basınç atardamar ucundan toplardamar ucuna gidildikçe değişmez veya genellikle sabittir; önemli olan kan basıncının düşmesidir.

D şıkkı yanlış: Atardamar ucundan doku sıvısına geçen maddeler, toplardamar ucundan geri kazanılan oranla genellikle fazladır çünkü bazı sıvılar lenf damarları ile geri döner.

E şıkkı doğru: Doku sıvısından kana madde geçişinde osmotik basıncın önemli bir rolü vardır. Osmotik basınç, kan plazmasındaki proteinlerin suyu çekerek doku sıvısından kana sıvı geçişini sağlar.

Soru 40.

İnsanda bulunan hemoglobinle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

(2024-YKS-Alan Yeterlilik Testleri (AYT))

Doğru Cevap: E

Hemoglobinle İlgili Sorunun Çözümü

Bu soruda, hemoglobinin yapısı ve fonksiyonlarıyla ilgili ifadelerden hangisinin yanlış olduğunu bulmamız gerekiyor. Hemoglobin, kanda oksijen taşımak için önemli bir proteindir. Soruda verilen her şıkkı tek tek inceleyerek doğru ve yanlış bilgileri tespit edeceğiz.

A şıkkı: "Hemoglobinin yapısında demir atomu vardır." Hemoglobin molekülünde demir (Fe) atomu, oksijen bağlanmasını sağlar. Bu doğru bir bilgidir.

B şıkkı: "Düşük pH, hemoglobinin oksijene karşı ilgisini azaltarak Bohr etkisine neden olur." Bohr etkisi, pH düştüğünde (asitlik arttığında) hemoglobinin oksijene bağlılığının azalmasıdır. Bu ifade doğrudur.

C şıkkı: "Hemoglobin; kandaki karbon dioksit moleküllerini bağlayıp taşıyabilir." Hemoglobin, karbon dioksit moleküllerinin bir kısmını bağlayarak taşır, ancak asıl karbon dioksit taşıyıcı molekül plazmadaki bikarbonat formudur. Buna rağmen bu ifade biyolojik olarak doğrudur.

D şıkkı: "Hemoglobinin üretimindeki artış, kanın oksijen taşıma kapasitesini artırır." Bu çok doğru bir ifadedir çünkü daha fazla hemoglobin oksijen taşınmasını kolaylaştırır.

E şıkkı: "Yüksek kesimlerde yaşayan insanlarda hemoglobin miktarı görece daha düşüktür." Bu ifade yanlıştır. Çünkü yüksek kesimlerde oksijen az olduğu için vücut daha fazla hemoglobin üreterek oksijen taşıma kapasitesini artırır.

Sonuç olarak, yanlış olan ifade E şıkkıdır.

Soru 41.

İnsan dolaşım sisteminde yer alan damarlarla ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

(2023-YKS-Alan Yeterlilik Testleri (AYT))

Doğru Cevap: E

Kısa çözüm mantığı

Kılcal damarların duvarı yalnızca tek katlı endotel hücrelerinden (ve onun bazal laminasından) oluşur; düz kas ve bağ doku katmanları içermez. Bu nedenle E şıkkı yanlıştır. Diğer şıklar, basınç, hız ve yüzey alanı ilişkileri açısından doğrudur.

Şıkların değerlendirilmesi

A) Doğru. Kalbe yakın ve kalpten kanı taşıyan atardamarlarda basınç, damar sisteminin diğer bölümlerine göre daha yüksektir.

B) Doğru. Kan akış hızı, en düşük seviyesine kılcallarda iner (toplam kesit alanı en büyük olduğu için) ve toplardamarlarda tekrar artar; bu yüzden toplardamarlarda kılcallara göre daha yüksektir.

C) Doğru. Damar tipleri arasında en büyük toplam kesit alanı kılcal damarlarındır; bu da hızın düşmesine ve madde alışverişinin kolaylaşmasına hizmet eder.

D) Doğru. Toplardamarların lümeni genelde daha geniştir ve duvarları daha incedir; bu, düşük basınçta kanın taşınmasına ve daha fazla hacmin depolanmasına uygundur.

E) Yanlış. Kılcal damar duvarı tek katlı endotel ve bazal lamina ile sınırlıdır; düz kas ve belirgin bağ doku katmanları yalnızca atardamar ve toplardamarlarda bulunur.

Soru 42.

İnsanda dokulardan kana geçen karbon dioksit ile ilgili,

I. Kan plazmasında çözünmüş hâlde taşınır.

II. Alyuvarlarda karbaminohemoglobin şeklinde taşınır.

III. Hemoglobine bağlı bikarbonat iyonları (HCO3-) şeklinde taşınır.

İfadelerinden hangileri doğrudur?

(2023-YKS-Alan Yeterlilik Testleri (AYT))

Doğru Cevap: C

1. Sorunun Analizi

Dokulardan kana geçen CO2 üç ana yolla taşınır:

(1) Kan plazmasında çözünmüş halde (%7–10),

(2) Alyuvarlarda hemoglobinin globin kısımlarına bağlanarak karbaminohemoglobin şeklinde (%20 civarı),

(3) Alyuvarlarda karbonik anhidraz ile HCO3-’a dönüştükten sonra çoğunlukla plazmada bikarbonat olarak (%60–70).

Bikarbonat hemoglobine bağlanmaz; hemoglobin esasen açığa çıkan H+ iyonlarını tamponlar (HHb), HCO3- ise klor kayması ile plazmaya çıkar.

2. Şıkların Değerlendirilmesi

A) Yalnız I: Yanlış. I doğru olsa da II de doğrudur; bu nedenle yalnız I denilemez.

B) Yalnız III: Yanlış. III ifadesi hatalıdır; HCO3- hemoglobine bağlı taşınmaz, çoğunlukla plazmada serbest bikarbonat olarak bulunur.

C) I ve II: Doğru. CO2 plazmada çözünmüş halde ve alyuvarlarda karbaminohemoglobin olarak taşınır. III yanlış olduğu için en uygun seçenek budur.

D) II ve III: Yanlış. II doğru olsa da III yanlıştır.

E) I, II ve III: Yanlış. III ifadesi yanlış olduğundan hepsi doğru değildir.

Soru 43.

Aşağıdaki durumların hangisinde insan kalbinin atış hızında düşüş olması beklenir?

(2021-YKS-Alan Yeterlilik Testleri (AYT))

Doğru Cevap: E

- Bu soru, insan vücudunun farklı durumlarda kalp atış hızını nasıl etkilediği hakkında bilgiyi ölçer. A, B, C ve D şıklarında bahsi geçen durumlar, genellikle kalp atış hızını artırır.

- Örneğin, adrenalin ve tiroksin hormonlarının seviyesi arttığında, bu hormonlar kalp atış hızını hızlandırır. Karbondioksit seviyesi arttığında, vücut daha fazla oksijen ihtiyacı olduğunu hisseder ve bu da kalp atış hızının artmasına neden olur. Aynı şekilde, vücut ısısı arttığında, metabolizma hızı artar ve bu da kalp atış hızını artırır.

- Ancak, E şıkkında bahsi geçen asetilkolin, kalp atış hızını yavaşlatan bir nörotransmitterdir. Bu nedenle, asetilkolin miktarı arttığında, kalp atış hızı düşer. Bu yüzden E şıkkı doğru cevaptır.

Soru 44.

Aşağıda, bir insanın dolaşım sisteminde yer alan bazı damarlar ve kalbin kısımları karışık olarak verilmiştir.

1. Sağ kulakçık

2. Akciğer atardamarı

3. Sağ karıncık

4. Akciğer toplardamarı

5. Aort atardamarı 

6. Sol karıncık

7. Sol kulakçık

Buna göre, üst ana toplardamar içinde bulunan işaretli bir alyuvarın yukarıdaki yapılardan geçme sırası aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

(2019-YKS-Alan Yeterlilik Testleri (AYT))

Doğru Cevap: D

1. Sorunun Konusu: İnsanlarda Büyük ve Küçük Kan Dolaşımı Bu soru, dolaşım sisteminde alyuvarların (eritrositlerin) izlediği yolu test eder. Özellikle kalbin bölümleri ve damarlar arasındaki doğru sıralamayı bilmek gerekir.

2. Sorunun Türü: Olay sıralama / Bilgiyi modele dönüştürme Verilen damar ve kalp kısımlarının, bir alyuvarın dolaşım sırasına göre sıralanmasını isteyen kronolojik bilgi sorusudur.

3. Şıkların Analizi (Doğru Cevaba Odaklı):

Üst ana toplardamar (vena cava superior), vücuttan gelen kirli kanı sağ kulakçığa (1) getirir. Buradan alyuvarların izlediği yol:

  1. Sağ kulakçık (1)

  2. Sağ karıncık (3)

  3. Akciğer atardamarı (2)

  4. Akciğer (burada oksijenlenir, fakat doğrudan soruda yer almıyor)

  5. Akciğer toplardamarı (4)

  6. Sol kulakçık (7)

  7. Sol karıncık (6)

  8. Aort atardamarı (5)
    (Alyuvar tekrar vücuda ve ardından tekrar toplardamardan geri döner.)

???? Şık D kontrol edelim:
1 - 3 - 2 - 4 - 7 - 6 - 5
Bu sıralama, dolaşım sistemindeki gerçek biyolojik yolculukla birebir örtüşür.

Soru 45.

İnsandaki lenf sistemiyle ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

(2018-YKS-Alan Yeterlilik Testleri (AYT))

Doğru Cevap: C

Açıklama: Lenf sistemi, kan dolaşımıyla birlikte çalışan ikinci bir sıvı taşıma sistemidir. Görevleri bağışıklık savunmasından sıvı dengesine kadar uzanır. Ancak oksijen taşımak, lenf sisteminin görevi değildir.

Şıkların değerlendirmesi:

A) Hücreler arasında biriken sıvıyı kan dolaşımına aktarır. ✅ Lenf sistemi, dokular arasında sızan sıvıyı (lenfi) toplar ve tekrar toplardamar sistemine taşır.

B) Lenf düğümlerinde bazı akyuvarlar üretilir. ✅ Özellikle lenfositler (B ve T hücreleri), lenf düğümlerinde bulunur ve çoğalabilir.

C) Oksijenin doku hücrelerine taşınmasını sağlar. ❌ Yanlış. Oksijen taşıma işi kan dolaşımındaki alyuvarlar (eritrositler) tarafından yapılır, lenf sistemi bu görevi yapmaz.

D) Vücut savunmasında işlev görür. ✅ Lenfositler, antijenleri tanır, savunma hücreleri üretir. Bağışıklık sisteminin önemli bir parçasıdır.

E) İnce bağırsaktan emilen bazı besinlerin taşınmasında işlev görür. ✅ Yağlar ve yağda çözünen vitaminler (A, D, E, K), şilomikron olarak lenf kılcallarıyla taşınır.

Sonuç: 🔴 C şıkkı yanlıştır, çünkü lenf sistemi oksijen taşımaz. ✅ Doğru cevap: C

Soru 46.

Toplardamardaki kanın hareket etmesinde

I. Kulakçıkların gevşemesi ile oluşan emme kuvveti,

II. Damar yapısında bulunan düz kasların kasılması,

III. Kalbin üst bölgesinden gelen kan için yer çekimi etkisi

Faktörlerinden hangileri etkilidir?

(MEBİ 03.03.2025 AYT Deneme Sınavı)

Doğru Cevap: E

Toplardamardaki kan, genellikle düşük basınçla ve yerçekimine karşı hareket eder. Bu nedenle kalbe dönüşü sağlamak için çeşitli fiziksel ve fizyolojik mekanizmalar birlikte görev alır. Şimdi şıkları değerlendirelim:

I. Kulakçıkların gevşemesi ile oluşan emme kuvveti; Doğrudur. Kulakçıklar (atriyumlar) gevşediğinde (diyastol) içerideki basınç düşer ve emme kuvveti oluşur. Bu da toplardamardaki kanın kalbe çekilmesini sağlar.

II. Damar yapısında bulunan düz kasların kasılması; Doğrudur. Toplardamarların çeperinde az miktarda düz kas bulunur. Bu kaslar ritmik olarak kasılıp gevşeyerek kanın ilerlemesine yardımcı olur. Ayrıca çevredeki iskelet kaslarının kasılması da toplardamarları sıkıştırarak kanı iter.

III. Kalbin üst bölgesinden gelen kan için yer çekimi etkisi Doğrudur. Özellikle baştan ve üst ekstremitelerden gelen toplardamarlar, kalbe doğru yerçekimi yönünde akar. Bu nedenle bu bölgelerde kanın dönüşü daha kolaydır.

Sonuç: Üç ifade de doğrudur. 

Soru 47.

Aort atardamarındaki işaretli amonyak molekülünün, üre şeklinde idrar bileşimine en kısa yoldan katılması sürecinde aşağıdaki damarların hangisinden geçmesi beklenmez?

(MEBİ 02.04.2025 AYT Deneme Sınavı)

Doğru Cevap: E

Bu soruda, aort atardamarındaki amonyak molekülünün, üreye dönüştürülüp idrarla atılana kadar izlediği en kısa dolaşım yolunu bilmemiz gerekiyor. Bu süreçte özellikle karaciğer (üre sentezi) ve böbrekler (üre atılımı) kritik organlardır.

🔄 Amonyağın Üreye Dönüşme ve Atılma Süreci:

1. Aort atardamarı → Vücut dokularına oksijenli kan gönderir.

2. Karaciğer atardamarı ve kapı toplardamarı üzerinden karaciğere ulaşan kan, burada üre döngüsü ile amonyak → üre dönüşümünü sağlar.

3. Karaciğerden çıkan kan, karaciğer toplardamarı yoluyla alt ana toplardamara dökülür.

4. Alt ana toplardamar, kanı sağ kulakçığa taşır → sonra sağ karıncık → akciğer atardamarı → akciğerler (temizlenme).

5. Temizlenen kan tekrar kalbe gelir → sol kulakçık → sol karıncık → aort → böbrek atardamarı yoluyla böbreklere gider.

6. Böbrekte üre süzülerek idrara geçer ve dışarı atılır.

Şimdi seçenekleri değerlendirelim:

✅ A. Karaciğer toplardamarı → Karaciğerden çıkan kanın alt ana toplardamara gitmesini sağlar. → Gerekli, geçilir.

✅ B. Karaciğer atardamarı → Aorttan çıkan kanın karaciğere ulaşmasını sağlar. → Gerekli, geçilir.

✅ C. Alt ana toplardamar → Karaciğerden gelen kanın kalbe dönmesini sağlar. → Gerekli, geçilir.

✅ D. Akciğer atardamarı → Kanın kalpten akciğere gidip temizlenmesini sağlar. → Dolaylı olarak gereklidir.

❌ E. Böbrek toplardamarı Böbrekten çıkan temiz kanı taşır. → Ancak üre bu damar yoluyla atılmaz, aksine süzülerek idrara verilir. → Amonyağın üreye dönüşüp idrarla atılması sürecinde bu damar geçilmez.

Sonuç: Amonyağın üre olup idrarla atılmasında böbrek toplardamarı görev almazDoğru cevap: E şıkkı

Soru 48.

Polen alerjisi olan bir birey, yoğun şekilde bu

alerjene maruz kaldığında vücudunda

I. Plazma hücreleri, polen tanelerindeki antijenlere karşı özgül antikorlar üretir.

II. Mast hücreleri uyarılarak histamin ve yangı oluşturan kimyasal maddeler salgılar.

III. Polen taneleri vücuda girdikten sonra antijenlerle antikorlar tutunur.

olaylarından hangileri gerçekleşir?

(MEBİ AYT Tarama Testi)

Doğru Cevap: E

1. Sorunun İçeriği / Ne Sorduğu

Bu soru, polen alerjisi olan bir bireyin, alerjene (polene) maruz kaldığında vücudunda meydana gelen immünolojik olayları anlamamızı istiyor. Temel olarak, tip I aşırı duyarlılık reaksiyonu (alerji) mekanizmasını ve bu mekanizmada hangi hücre ve moleküllerin görev aldığını sorgulamaktadır. Bize verilen üç ifadeyi değerlendirerek, hangilerinin bu süreçte gerçekleştiğini bulmamız gerekiyor.

2. Doğru Cevabın Açıklaması

Polen alerjisi, bağışıklık sisteminin zararsız bir maddeye (polen) aşırı tepki vermesiyle oluşan bir durumdur. Bu süreçte verilen üç ifade de alerjik reaksiyonun farklı aşamalarını veya bileşenlerini doğru bir şekilde tanımlar:

I. Plazma hücreleri, polen tanelerindeki antijenlere karşı özgül antikorlar üretir.
Bu ifade doğrudur. Alerjinin başlaması için ilk aşamada (duyarlılaşma fazı), B lenfositleri polen antijenleriyle karşılaşır ve T yardımcı hücrelerin de katkısıyla plazma hücrelerine dönüşür. Bu plazma hücreleri, polene özgü IgE antikorları üretir. Bu IgE antikorları, alerjik reaksiyonun temelini oluşturur. Daha sonraki maruziyetlerde de IgE seviyeleri korunur ve hatta artabilir.

II. Mast hücreleri uyarılarak histamin ve yangı oluşturan kimyasal maddeler salgılar.
Bu ifade kesinlikle doğrudur ve alerjik reaksiyonun semptomlarından doğrudan sorumludur. Vücuda giren polen antijenleri, daha önce mast hücrelerinin yüzeyine bağlanmış olan IgE antikorlarına bağlanır. Bu bağlanma, mast hücrelerini uyarır ve hücre içindeki granüllerin boşalmasına (degranülasyon) neden olur. Bu granüllerden salgılanan histamin, lökotrienler ve prostaglandinler gibi kimyasal maddeler, damar genişlemesi, artan damar geçirgenliği, düz kas kasılması ve mukus salgısı gibi yangısal (iltihabi) reaksiyonlara yol açarak alerji semptomlarını (hapşırma, burun akıntısı, kaşıntı vb.) oluşturur.

III. Polen taneleri vücuda girdikten sonra antijenlerle antikorlar tutunur.
Bu ifade de doğrudur. Alerjik reaksiyonun tetiklenmesi için polen tanelerinin (içlerindeki antijenlerin) vücuda girmesi ve önceden oluşmuş olan özgül IgE antikorlarına bağlanması gerekir. Bu bağlanma (antijen-antikor etkileşimi), mast hücrelerinin yüzeyinde gerçekleşir ve ikinci maddede açıklanan mast hücre degranülasyonunu başlatır.

Sonuç olarak, verilen üç olay da polen alerjisi sırasında gerçekleşen temel mekanizmalardır. Bu nedenle doğru cevap E seçeneğidir.
 

3. Yanlış Şıkların Değerlendirilmesi

* A) Yalnız I, B) Yalnız II, C) I ve III, D) II ve III: Bu seçenekler, alerjik reaksiyonun sadece bir veya iki aşamasını kapsadığı için yanlıştır. Polen alerjisi karmaşık bir immünolojik süreç olup, hem antikor üretimi (I), hem antijen-antikor etkileşimi (III) hem de mast hücrelerinin salgıladığı kimyasallarla semptom oluşumu (II) birbirini tamamlayan olaylardır. Bu nedenle, tüm bu olayların gerçekleştiğini belirten E seçeneği dışındaki tüm şıklar eksik kalır ve doğru değildir.

Soru 49.

İnsanda bağışıklık sisteminin verdiği aşağıdaki yanıtlardan hangisi özgül bağışıklık tepkisidir?

(MEBİ AYT Tarama Testi)

Doğru Cevap: B

1. Sorunun İçeriği / Ne Sorduğu

Bu soru, insandaki bağışıklık sisteminin hangi yanıtının 'özgül bağışıklık' tepkisi olduğunu sormaktadır. Bağışıklık sistemi, vücudu hastalıklara karşı koruyan karmaşık bir yapıdır ve genel olarak iki ana kategoriye ayrılır: özgül (adaptif/kazanılmış) bağışıklık ve özgül olmayan (doğal/doğuştan) bağışıklık. Soruyu çözmek için bu iki bağışıklık türü arasındaki temel farkları anlamak önemlidir.

  • Özgül Olmayan (Doğal) Bağışıklık: Vücudun ilk savunma hattıdır. Doğumdan itibaren var olan, hızlı ve genel bir savunma mekanizmasıdır. Belirli bir patojene karşı değil, tüm yabancı maddelere karşı genel bir tepki verir. Fiziksel engeller (deri, mukus), kimyasal engeller (mide asidi, gözyaşındaki lizozim), fagositik hücreler (makrofajlar, nötrofiller), doğal katil hücreler, iltihaplanma ve ateş bu gruba girer.
  • Özgül (Adaptif/Kazanılmış) Bağışıklık: Belirli patojenlere karşı özel olarak hedeflenmiş bir savunma hattıdır. Patojenle ilk kez karşılaşıldığında gelişir ve 'hafıza' özelliği taşır; yani aynı patojenle tekrar karşılaşıldığında daha hızlı ve güçlü bir yanıt verir. Bu bağışıklık türü lenfositler (B ve T hücreleri) tarafından sağlanır ve antikor üretimi gibi süreçleri içerir.

2. Doğru Cevabın Açıklaması

Doğru cevap B seçeneğidir: 'B lenfositlerinin antijenlere karşı antikor üretmesi'.
B lenfositleri, özgül bağışıklık sisteminin humoral (sıvısal) bağışıklık kolunun ana hücreleridir. Her B lenfosit, yüzeyinde belirli bir antijen (patojene özgü molekül) ile eşleşen reseptörlere sahiptir. Bir B lenfosit, kendi spesifik antijeniyle karşılaştığında aktive olur ve plazma hücrelerine dönüşerek bu antijene özel antikorlar üretir. Üretilen antikorlar, patojeni hedef alarak yok edilmesine veya etkisiz hale getirilmesine yardımcı olur. Bu süreç, belirli bir antijene karşı geliştirilen özelleşmiş bir yanıt olduğu için özgül bağışıklığın en belirgin örneklerinden biridir. Ayrıca, bu süreçte hafıza B hücreleri de oluşur ve gelecekte aynı antijenle karşılaşılması durumunda daha hızlı ve güçlü bir yanıt verilmesini sağlar.

3. Yanlış Şıkların Değerlendirilmesi

  • A) Makrofajların bakterileri fagositozla yok etmesi: Makrofajlar, vücuda giren yabancı maddeleri ve patojenleri fagositoz adı verilen bir süreçle yutan ve sindiren fagositik hücrelerdir. Bu, özgül olmayan (doğal) bağışıklığın bir parçasıdır çünkü makrofajlar belirli bir patojeni hedef almaz; genel olarak yabancı olarak algıladıkları her şeyi yok etmeye çalışır.
  • C) Doğal katil hücrelerin kanserleşmiş hücreleri yok etmesi: Doğal katil (NK) hücreleri de lenfositler arasında yer alsa da, özgül olmayan bağışıklık sisteminin bir parçasıdır. Bu hücreler, virüs bulaşmış veya kanserleşmiş hücreleri, yüzeylerindeki belirli molekülleri tanıyarak (özgül antijen tanıma olmaksızın) öldürme yeteneğine sahiptir. Özgül bir hafıza oluşturmazlar.
  • D) Göz yaşındaki lizozim enziminin mikroorganizmaları parçalaması: Lizozim enzimi, gözyaşı, tükürük ve mukus gibi vücut sıvılarında bulunan, bakteri hücre duvarını parçalayan bir antimikrobiyal maddedir. Bu, vücudun kimyasal savunma hatlarından biri olup özgül olmayan bağışıklığa aittir. Belirli bir mikroorganizmaya özgü değil, genel bir koruma sağlar.
  • E) Vücuda giren mikroorganizmaların ateş ile baskılanması: Ateş, vücudun enfeksiyona karşı verdiği genel bir fizyolojik tepkidir. Yüksek vücut ısısı, bazı mikroorganizmaların çoğalmasını yavaşlatır ve bağışıklık hücrelerinin aktivitesini artırabilir. Bu da özgül olmayan bağışıklık tepkileri arasında yer alır; belirli bir patojene özel bir yanıt değildir.
Soru 50.

İnsanın bağışıklık sisteminin özgül tepkiler oluşturmasını sağlayan B lenfositlerle ilgili bazı özellikler aşağıda verilmiştir.

I. mikroorganizmaları tanıma,

II. humoral bağışıklıkta görev alma,

III. hafıza hücrelerine dönüşebilme,

IV. antijen tanıyan reseptörler bulundurma,

V. kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alma

Bu özelliklerden hangisi T lenfositler için geçerli değildir?

(MEBİ AYT Tarama Testi)

Doğru Cevap: B

1. Sorunun İçeriği / Ne Sorduğu

Soru, insanın bağışıklık sisteminin özgül (adaptif) yanıtlarında önemli rol oynayan B lenfositler için verilen beş özellikten hangisinin T lenfositler için *geçerli olmadığını* sormaktadır. Bu soru, B ve T lenfositlerinin temel fonksiyonel farklarını ve bağışıklık sistemi içerisindeki rollerini anlamayı gerektirir.

2. Doğru Cevabın Açıklaması

Doğru cevap B şıkkıdır: **II. humoral bağışıklıkta görev alma**.

  • **B lenfositler:** Bağışıklık sisteminin humoral (sıvısal) bağışıklıktan sorumlu ana hücreleridir. Antijenlerle karşılaştıklarında plazma hücrelerine dönüşür ve antikor (immünoglobulin) üretirler. Bu antikorlar vücut sıvıları (kan, lenf) içinde dolaşarak patojenleri, toksinleri veya enfekte hücreleri hedef alır. Bu nedenle, humoral bağışıklıkta görev alma B lenfositlerin temel ve ayırt edici bir özelliğidir.
  • **T lenfositler:** T lenfositler ise antikor üretmezler ve humoral bağışıklığı doğrudan gerçekleştirmezler. Onlar, 'hücresel bağışıklık'tan sorumludurlar. Sitotoksik T hücreleri, virüsle enfekte olmuş hücreleri veya kanser hücrelerini doğrudan tanır ve yok ederken, Yardımcı T hücreleri bağışıklık yanıtını düzenleyerek diğer bağışıklık hücrelerini (B hücreleri, makrofajlar, sitotoksik T hücreleri) aktive eder ve onların işlevlerini optimize eder. Yardımcı T hücreleri B hücrelerinin antikor üretimine dolaylı olarak yardımcı olsa da, T lenfositlerin kendileri humoral bağışıklığın uygulayıcısı değildir. Bu yüzden, 'humoral bağışıklıkta görev alma' T lenfositler için geçerli bir özellik değildir.

3. Yanlış Şıkların Değerlendirilmesi

  • **A) I. mikroorganizmaları tanıma:** Hem B lenfositler hem de T lenfositler, nihayetinde mikroorganizmaları veya onların antijenlerini tanıyarak bağışıklık yanıtını başlatır. B lenfositler antijenleri doğrudan tanıyabilirken, T lenfositler antijen sunan hücreler (ASH) tarafından MHC molekülleri aracılığıyla sunulan antijenleri tanır. Tanıma mekanizması farklı olsa da, her ikisi de patojenleri 'tanıma' sürecinin bir parçasıdır. Bu nedenle, bu ifadenin T lenfositler için tamamen geçerli olmadığını söylemek doğru değildir.
  • **C) III. hafıza hücrelerine dönüşebilme:** Hem B lenfositler hem de T lenfositler (yardımcı T hücreleri ve sitotoksik T hücreleri dahil), antijenle ilk kez karşılaştıklarında aktive olduklarında bir kısmı efektör hücrelere, bir kısmı da hafıza hücrelerine dönüşebilir. Bu hafıza hücreleri, aynı antijenle ikinci bir karşılaşmada daha hızlı ve güçlü bir bağışıklık yanıtı oluşturulmasını sağlar. Bu özellik T lenfositler için de geçerlidir.
  • **D) IV. antijen tanıyan reseptörler bulundurma:** Hem B lenfositler (B hücre reseptörleri - BCR) hem de T lenfositler (T hücre reseptörleri - TCR) yüzeylerinde antijenlere özgü reseptörler bulundururlar. Bu reseptörler, bağışıklık sisteminin özgüllüğünü ve belirli antijenleri tanıma yeteneğini sağlar. Bu özellik T lenfositler için de geçerlidir.
  • **E) V. kemik iliğindeki kök hücrelerden köken alma:** Tüm kan hücreleri gibi, lenfositler de kemik iliğindeki hematopoietik kök hücrelerden köken alır. B lenfositler kemik iliğinde olgunlaşırken, T lenfositler olgunlaşmak üzere timus bezine göç ederler. Ancak 'köken aldıkları' yer, yani ilk oluştukları yer kemik iliğidir. Bu özellik T lenfositler için de geçerlidir.
Soru 51.

Hasar görmüş ya da mikroorganizmalar tarafından enfekte edilmiş dokularda yangısal tepki (iltihaplanma) ortaya çıkar.

Yangısal tepkide

I. fagositoz yapan akyuvarların hasarlı bölgeye ulaşması,

II. mast hücrelerinden histamin salgılanması,

III. kılcal damarların genişlemesi ve geçirgenliğinin artması,

IV. hasar görmüş bölgede kan akışının hızlanması

olaylarının gerçekleşme sırası aşağıdakilerden

hangisinde doğru verilmiştir?

(MEBİ AYT Tarama Testi)

Doğru Cevap: A

1. Sorunun İçeriği / Ne Sorduğu

Bu soru, vücudun hasar görmüş veya enfekte olmuş dokulara verdiği doğal bir savunma mekanizması olan yangısal tepkinin (iltihaplanma) fizyolojik olaylarının doğru sıralamasını istemektedir. Verilen dört olayın kronolojik sırasını belirlememiz gerekmektedir: fagositoz yapan akyuvarların ulaşması, histamin salgılanması, kılcal damarların genişlemesi/geçirgenliğinin artması ve kan akışının hızlanması.
 

2. Doğru Cevabın Açıklaması

Yangısal tepki, vücudun kendini koruma amacıyla başlattığı karmaşık bir süreçtir. Doğru sıralama aşağıdaki gibidir:

II. mast hücrelerinden histamin salgılanması: Yangısal tepki, doku hasarı veya enfeksiyonla başlar. Hasarlı bölgedeki mast hücreleri, yaralanma sinyallerini algılayarak histamin gibi kimyasal medyatörleri salgılar. Histamin, yangısal tepkinin başlatıcı moleküllerinden biridir.

III. kılcal damarların genişlemesi ve geçirgenliğinin artması: Salgılanan histamin, hasarlı bölgedeki kılcal damarların genişlemesine (vazodilatasyon) ve geçirgenliğinin artmasına neden olur. Damar genişlemesi kan akışını hızlandırırken, geçirgenliğin artması plazma sıvısının, proteinlerin (antikorlar gibi) ve bağışıklık hücrelerinin damar dışına çıkarak hasarlı bölgeye ulaşmasını kolaylaştırır.

I. fagositoz yapan akyuvarların hasarlı bölgeye ulaşması: Kılcal damarların geçirgenliğinin artması (III. olay), fagositoz yapabilen akyuvarların (özellikle nötrofiller ve makrofajlar) kan damarlarından dışarı çıkarak (diapedezis) hasarlı dokuya geçişini sağlar. Bu akyuvarlar, enfeksiyon etkenlerini veya hücre kalıntılarını fagosite ederek temizler.

IV. hasar görmüş bölgede kan akışının hızlanması: Kılcal damarların genişlemesi (III. olayın bir sonucu) bölgeye daha fazla kan akışına neden olur. Bu durum, iltihaplanmanın klasik belirtileri olan kızarıklık (rubor) ve ısı artışından (calor) sorumludur. Bazı akademik yaklaşımlarda, kan akışının hızlanması (IV) genel bir sonuç olarak, akyuvarların bölgeye ulaşmasının (I) hemen ardından veya bir miktar sonraki belirginleşen bir makroskobik etki olarak değerlendirilebilir, özellikle akyuvarların ulaşması sürecinin kendisi zaten artan geçirgenlik ve mevcut kan akışı ile başladığı düşünüldüğünde.

Bu sıralama (II – III – I – IV), yangısal tepkinin adım adım ilerleyişini biyolojik olarak en tutarlı şekilde ifade eder. İlk olarak kimyasal sinyal (histamin) salınır, ardından damar değişiklikleri (genişleme ve geçirgenlik artışı) meydana gelir, bu değişiklikler bağışıklık hücrelerinin bölgeye gelmesini sağlar ve son olarak artan kan akışı gibi daha belirgin fizyolojik sonuçlar gözlemlenir.
 

3. Yanlış Şıkların Değerlendirilmesi

  • B) III – II – I – IV: Yangısal tepki, histamin salgılanması (II) ile başlar, kılcal damar değişiklikleri (III) histaminin etkisidir. Dolayısıyla III ile başlaması yanlıştır.
  • C) II – IV – III – I: Histamin salgılanması (II) doğrudur. Ancak kan akışının hızlanması (IV), kılcal damarların genişlemesinin (III) bir sonucudur. Dolayısıyla IV'ün III'ten önce gelmesi yanlıştır.
  • D) IV – II – III – I: Kan akışının hızlanması (IV), histamin salgılanmasından (II) önce gerçekleşemez. Kan akışının hızlanması histaminin neden olduğu damar genişlemesinin bir sonucudur.
  • E) I – II – III – IV: Akyuvarların hasarlı bölgeye ulaşması (I), yangısal tepkinin ilk adımı değildir. Histamin salgılanması (II) ve damar değişiklikleri (III) bu olaya zemin hazırlar.
Soru 52.

Vücuda giren hastalık yapıcı bakteriye karşı bir akyuvar hücresinde gerçekleşen metabolik olaylar aşağıda şematize edilmiştir.

Soru Resim 2

Bu akyuvar hücresi ile ilgili

I. Savunmanın 2. hattında yer alır.

II. Vücudun özgül bağışıklık kazanmasını sağlar.

III. Fagositoz yaparak bakteriyi etkisiz hâle getirir.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

(MEBİ AYT Tarama Testi)

Doğru Cevap: D

1. Sorunun İçeriği / Ne Sorduğu

Bu soru, vücuda giren hastalık yapıcı bakterilere karşı bir akyuvar hücresinde (beyaz kan hücresi) gerçekleşen metabolik olayları şematize eden bir görsel üzerinden, bu akyuvar hücresinin bağışıklık sistemindeki rolünü ve gerçekleştirdiği işlemleri değerlendirmemizi istiyor. Verilen görsel, bir bakterinin akyuvar hücresi tarafından fagositoz yoluyla alınıp sindirilmesini ve atıkların dışarı atılmasını açıkça göstermektedir. Soruda üç farklı ifade verilmiş ve hangilerinin doğru olduğunu bulmamız beklenmektedir.

2. Doğru Cevabın Açıklaması

Görselde ve metinde bahsedilen akyuvar hücresinin bakteriyi içeri alıp lizozom enzimleri yardımıyla parçalaması olayı fagositoz olarak adlandırılır. Bu olay, vücudun bağışıklık sisteminin önemli bir parçasıdır. Şimdi ifadeleri tek tek inceleyelim:

I. Savunmanın 2. hattında yer alır: Vücudun bağışıklık sistemi üç temel savunma hattına ayrılır. Birinci hat (deri, mukozalar gibi fiziksel engeller), ikinci hat (fagositoz yapan hücreler, doğal katil hücreler, iltihaplanma, ateş gibi özgül olmayan savunmalar) ve üçüncü hat (lenfositler aracılığıyla sağlanan özgül bağışıklık). Fagositoz yapan akyuvar hücreleri (örneğin makrofajlar, nötrofiller), patojenin türüne bakmaksızın genel bir yanıt verdikleri için savunmanın 2. hattında yer alırlar. Bu nedenle, I. ifade doğrudur.

II. Vücudun özgül bağışıklık kazanmasını sağlar: Özgül bağışıklık, belirli bir patojene karşı gelişen ve hafızası olan bağışıklıktır. Bu tür bağışıklık, T ve B lenfositleri gibi hücreler tarafından sağlanır. Görselde sadece bakterinin fagositoz yoluyla yok edilmesi gösterilmiştir. Fagositoz, özgül olmayan bir savunma mekanizmasıdır. Bazı fagositoz yapan hücreler (antijen sunan hücreler) özgül bağışıklığın başlamasına yardımcı olsalar da, gösterilen doğrudan fagositoz süreci vücudun özgül bağışıklık kazanmasını sağlamaz, daha çok patojeni doğrudan yok etmeye odaklanır. Bu nedenle, II. ifade yanlıştır.

III. Fagositoz yaparak bakteriyi etkisiz hâle getirir: Görselde açıkça görüldüğü üzere, bakteri akyuvar hücresi tarafından içeri alınır (fagositoz), lizozomlarla birleşerek sindirilir ve atıklar dışarı atılır. Bu süreç, bakterinin hücre içinde parçalanarak etkisiz hale getirilmesi anlamına gelir. Bu nedenle, III. ifade doğrudur.

Doğru olan ifadeler I ve III'tür. Bu da 'D' şıkkına karşılık gelmektedir.

3. Yanlış Şıkların Değerlendirilmesi

* A) Yalnız I: II. ve III. ifadelerin yanlış olduğu varsayılır, ancak III. ifade doğrudur.
* B) Yalnız II: I. ve III. ifadelerin yanlış olduğu varsayılır, ancak I. ve III. ifadeler doğrudur, II. ifade yanlıştır.
* C) I ve II: II. ifadenin yanlış olması nedeniyle bu şık doğru olamaz. Fagositoz yapan hücreler genellikle özgül olmayan savunmada görev alır.
* E) II ve III: II. ifadenin yanlış olması nedeniyle bu şık doğru olamaz. Ayrıca I. ifade de doğrudur ve göz ardı edilmiştir." }

Soru 53.

Aşağıda aktif ve pasif bağışıklığa ait bazı özelliklerin belirtildiği bir çalışma kâğıdı verilmiştir.

Soru Resim 2

 

Buna göre çalışma kâğıdındaki özelliklerden hangisi yanlış işaretlemiştir?

(MEBİ AYT Tarama Testi)

Doğru Cevap: A

1. Sorunun İçeriği / Ne Sorduğu

Bu soru, aktif ve pasif bağışıklık türleri arasındaki farkları anlamamızı gerektiriyor. Bize bir çalışma kağıdı verilmiş ve bu kağıtta bazı özelliklerin aktif veya pasif bağışıklıkla ilişkilendirilerek işaretlendiği görülüyor. Sorunun amacı, bu işaretlemelerden hangisinin yanlış olduğunu tespit etmemizdir. Yani, verilen özelliğin aslında ait olduğu bağışıklık türüyle yanlış eşleştirildiğini bulmamız bekleniyor.

2. Doğru Cevabın Açıklaması

Doğru cevap A şıkkıdır, yani I numaralı özellik yanlış işaretlenmiştir. Gelin I numaralı ifadeyi inceleyelim:

**I. Bağışıklık belleği (hafıza hücreleri) oluşur.**
Bu özellik, aktif bağışıklığın temel bir özelliğidir. Aktif bağışıklıkta, vücut bir mikroorganizmaya (antijene) karşı kendi bağışıklık tepkisini oluşturur. Bu tepki sırasında, gelecekte aynı mikroorganizma ile tekrar karşılaşıldığında daha hızlı ve güçlü bir yanıt vermek üzere hafıza B ve T hücreleri oluşur. Bu hafıza hücreleri sayesinde bağışıklık uzun süreli olur. Pasif bağışıklıkta ise vücuda dışarıdan hazır antikorlar verilir ve vücudun kendi bağışıklık sistemi aktive olmadığı için hafıza hücreleri oluşmaz. Çalışma kağıdında bu özellik pasif bağışıklık olarak işaretlenmiştir ki bu yanlıştır. Hafıza hücrelerinin oluşumu aktif bağışıklığa aittir.

3. Yanlış Şıkların Değerlendirilmesi

**B) II. Vücudun kendi antikorlarını üretmesi sağlanır.**
Bu ifade aktif bağışıklığın doğru bir özelliğidir. Vücut, antijenle karşılaştığında (hastalık geçirme veya aşılanma) kendi antikorlarını üretir. Çalışma kağıdında aktif bağışıklık olarak işaretlenmesi doğrudur.

**C) III. Plasenta, anne sütü veya serum ile kazanılır.**
Bu ifade pasif bağışıklığın doğru bir özelliğidir. Bebek anneden plasenta veya anne sütü yoluyla antikor alır. Aynı şekilde, bir enfeksiyon durumunda veya zehirlenmede dışarıdan hazır antikor içeren serumlar (antiserum) verilebilir. Bu durumlarda vücut antikor üretmez, hazır antikorları alır. Çalışma kağıdında pasif bağışıklık olarak işaretlenmesi doğrudur.

**D) IV. B ve T lenfositleri görev alır.**
Bu ifade aktif bağışıklığın doğru bir özelliğidir. Aktif bağışıklık tepkisinde, B lenfositleri antikor üretirken, T lenfositleri hücresel bağışıklıkta ve diğer bağışıklık hücrelerinin düzenlenmesinde rol oynar. Pasif bağışıklıkta ise bu hücreler doğrudan aktive olmaz. Çalışma kağıdında aktif bağışıklık olarak işaretlenmesi doğrudur.

**E) V. Kısa süreli bağışıklık sağlar.**
Bu ifade pasif bağışıklığın doğru bir özelliğidir. Pasif bağışıklıkta alınan antikorlar zamanla vücut tarafından parçalanır ve yeni antikor üretimi olmadığı için bağışıklık belleği oluşmaz. Dolayısıyla sağlanan koruma kısa süreli olur. Çalışma kağıdında pasif bağışıklık olarak işaretlenmesi doğrudur.

Soru 54.

Bağışıklık sistemi, antijenlerle karşılaşma durumuna

göre farklı tepkiler oluşturur. Bir antijenle ilk kez

karşılaşıldığında verilen tepkiye birincil bağışıklık

cevabı, aynı antijenle yeniden karşılaşıldığında

verilen tepkiye ise ikincil bağışıklık cevabı denir.

Buna göre

I. Antijen ile ilk karşılaşma durumunda vücutta antikor üretimi hemen gerçekleşmez.

II. Aynı antijenle karşılaşan bellek hücreleri; daha hızlı, etkili ve uzun süreli antikor üretilmesini sağlar.

III. Birincil ve ikincil bağışıklık cevabı olarak üretilen antikorlar farklı özelliktedir.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

(MEBİ AYT Tarama Testi)

Doğru Cevap: C

1. Sorunun İçeriği / Ne Sorduğu

Bu soru, insan bağışıklık sisteminin antijenlerle ilk kez veya tekrar karşılaştığında verdiği tepkileri, yani birincil ve ikincil bağışıklık cevaplarını anlamamızı istiyor. Verilen üç ifadeyi bu bilgiler ışığında değerlendirerek hangilerinin doğru olduğunu bulmamız bekleniyor. Temel olarak bağışıklık belleği ve antikor üretim dinamikleri hakkındaki bilgimizi ölçüyor.

2. Doğru Cevabın Açıklaması

Doğru cevap C şıkkıdır, yani I ve II numaralı ifadeler doğrudur. * **I. Antijen ile ilk karşılaşma durumunda vücutta antikor üretimi hemen gerçekleşmez.** Bu ifade doğrudur. Bağışıklık sistemi bir antijenle ilk kez karşılaştığında, o antijene özgü B ve T lenfositlerinin bulunması, aktive olması, çoğalması (klonal genişleme) ve antikor üreten plazma hücrelerine farklılaşması belirli bir zaman alır. Bu süreye 'gecikme fazı' denir ve genellikle birkaç gün sürer. Bu nedenle antikor üretimi hemen başlamaz, belirli bir gecikmenin ardından başlar. * **II. Aynı antijenle karşılaşan bellek hücreleri; daha hızlı, etkili ve uzun süreli antikor üretilmesini sağlar.** Bu ifade de doğrudur. Birincil bağışıklık cevabı sırasında oluşan bellek B ve T hücreleri, aynı antijenle ikinci kez karşılaşıldığında çok daha hızlı bir şekilde aktive olur ve çoğalır. Bu durum, antikor üretiminin (B bellek hücrelerinden plazma hücrelerine dönüşümle) çok daha kısa sürede başlamasını, daha yüksek miktarlarda antikor üretilmesini, üretilen antikorların antijene daha yüksek afiniteyle bağlanmasını (daha etkili olmasını) ve bu cevabın daha uzun süreli olmasını sağlar. Bu, ikincil bağışıklık cevabının birincil cevaptan çok daha güçlü olmasının temel nedenidir. Dolayısıyla, I ve II numaralı ifadeler biyolojik gerçeklerle uyumludur ve doğrudur.

3. Yanlış Şıkların Değerlendirilmesi

* **III. Birincil ve ikincil bağışıklık cevabı olarak üretilen antikorlar farklı özelliktedir.** Bu ifade, bazı açılardan yanıltıcı veya lise düzeyi için 'yanlış' kabul edilebilir. Evet, ikincil yanıtta üretilen antikorlar genellikle daha yüksek afiniteli (antijene daha sıkı bağlanan) ve daha yüksek miktarda IgG sınıfı antikorlardır. Birincil yanıtta ise başlangıçta daha çok IgM, ardından IgG üretilir ve antikor afinitesi genellikle daha düşüktür. Dolayısıyla 'miktar', 'afinite' ve 'baskın izotip' gibi özellikler açısından farklılıklar vardır. Ancak, antikorların temel yapıları (hepsi immünoglobulindir), hedefledikleri antijen (aynı antijene özgüdürler) ve temel işlevleri (antijeni etkisiz hale getirme) aynıdır. 'Farklı özelliktedir' ifadesi, antikorların tamamen farklı tiplerde moleküller olduğu izlenimini yaratabilir ki bu doğru değildir. Her iki durumda da aynı antijene özgü immünoglobulinler üretilir, sadece bu üretimin niceliksel ve niteliksel (afinite) bazı dinamikleri farklılık gösterir. Lise düzeyinde bu ifade, genellikle 'temel yapısal veya fonksiyonel farklılıklar' olarak algılanmadığı için yanlış kabul edilir. Bu nedenle, I ve II doğru kabul edilirken, III genellikle yanlış kabul edilir.

Konu İle İlgili Sorular

Soru 1.

İnsanda, mide atardamarına verilen işaretli bir alyuvar molekülü bir tur atıp tekrar bu damara gelinceye kadar aşağıda verilen damarların hangisinden geçmek zorunda değildir?

Doğru Cevap: E

Kan dolaşımının temel prensibi

İnsanda kan, kalpten çıkarak atardamarlar aracılığıyla dokulara oksijen ve besin taşır. Daha sonra toplardamarlarla kalbe döner. Mide atardamarına verilen işaretli bir alyuvarın dolaşımı incelenirken, vücuttaki dolaşım yollarının sırası önemlidir.

Çözüm Mantığı

İşaretli alyuvar mide atardamarından karnın organlarına gider. Bu alyuvarların kanı önce karnın organlarından toplanır ve kapı toplardamarı ile karaciğere gelir. Karaciğerden çıkan kan karaciğer üstü toplardamarı ile kalbe döner. Kalpten sonra oksijenlenmek üzere aort atardamarı aracılığıyla akciğerlere yani akciğer toplardamarına gider. Dolayısıyla, alyuvarın bir tur atmak için geçmesi gereken damarlar bu şıklarda varsa geçmelidir.

Şıkların Değerlendirilmesi

A) Kapı toplardamarı: Mide ve bağırsaklardan gelen kan karaciğere bu damarla gelir. Alyuvar kesinlikle buradan geçer.

B) Karaciğer üstü toplardamarı: Karaciğerden kan kalbe bu damarla döner. Alyuvar buradan geçer.

C) Akciğer toplardamarı: Akciğere oksijen taşıyan damar. Alyuvar oksijen almak için geçer.

D) Aort atardamarı: Kalpten organlara kanı taşıyan temel atardamardır. Alyuvar midede buradan çıkar.

E) Üst ana toplardamar: Vücutta üst kısımdan gelen kanı kalbe getirir. Çünkü mide dolaşımı vücudun üst kısmı ile ilgili değil, karın bölgesindedir, alyuvarlar üst ana toplardamardan geçmek zorunda değildir.

Bu nedenle, alyuvarların geçmediği damar üst ana toplardamardır.

Soru 2.

Kalp yapısında bulunan biküspit, triküspit ve yarımay kapakçıklarının görevi nedir? Kısaca açıklayınız.

Açık uçlu soru. Cevap açıklamasını görmek için aşağıdaki butonu kullanın.
Kalp Yapısındaki Kapakçıkların Analizi
Kapakçık Türü Konumu Görevi
Biküspit (Mitral) Kapakçık Sol kulakçık ↔ Sol karıncık Kanın sol kulakçıktan sol karıncığa geçmesini sağlar, geri kaçmasını önler.
Triküspit Kapakçık Sağ kulakçık ↔ Sağ karıncık Kanın sağ kulakçıktan sağ karıncığa geçmesini sağlar, geri kaçmasını önler.
Yarımay Kapakçıklar Aort ve Akciğer atardamarında Kalpten çıkan kanın geri kaçmasını önler.
Soru 3.

İnsanlarda kan proteinleri,

I. Kanın pıhtılaşmasında rol oynama

II. Sindirilmiş besin maddelerini taşıma

III. Kan plazmasının osmotik basıncını dengelemede rol oynama

IV. Vücudun bağışıklık tepkisinde rol oynama

İşlevlerinden hangilerini gerçekleştirir?

Doğru Cevap: E

Protrombin ve fibrinojen proteinleri kanın pıhtılaşmasında görev yapar.

Sindirilmiş besinlerin taşınması kanın plazma kısmının görevidir.

Kan proteinleri olan albumin, globülin ve fibrinojen plazmada bulunur ve osmotik basıncın oluşmasında etkili olur.

Kan proteini olan globülinler bir çeşit antikor olarak görev yapar.

Soru 4.

Karaciğer aşağıda verilen organların hangisinden kan almaz?

Doğru Cevap: C

Kısa çözüm mantığı

Karaciğerin iki kaynaktan kanı gelir: hepatik arter (kalpten oksijenli kan) ve portal ven (ince bağırsak, dalak, pankreas gibi sindirim sistemi organlarından besince zengin kan). Böbrekler ise kanlarını renal venlerle doğrudan vena kavaya boşaltır, portal dolaşıma katılmaz; bu yüzden karaciğer böbrekten kan almaz.

Şıkların değerlendirmesi

A) Kalp: Hepatik arter aracılığıyla karaciğere oksijenli kan gelir. Alır.

B) İnce bağırsak: Üst mezenterik ven üzerinden portal vene, oradan karaciğere kan taşınır. Alır.

C) Böbrek: Renal venlerle doğrudan vena kavaya dökülür; portal vene katılmaz. Karaciğer böbrekten kan almaz.

D) Dalak: Splenik ven portal vene katılır; kanı karaciğere gider. Alır.

E) Pankreas: Pankreatik venler splenik/mezenterik venler üzerinden portal vene dökülür. Alır.

Soru 5.

Şekilde çizgili kaslara gelen kılcal damar ile çizgili kaslar arasındaki madde geçişleri gösterilmiştir.

Buna göre, verilen moleküllerinden hangisinin geçiş yönü doğru verilmemiştir?

Doğru Cevap: A

► Kılcal damardan çizgili kaslara oksijen ve glikoz, çizgili kaslardan kılcal damarlara karbondioksit ve amonyak geçebilir.

► Çizgili kaslar hormon salgılamazlar.

► Dolayısıyla bir çizgili kas dokusundan kılcal damara hormonların geçişi gerçekleşmez.

Soru 6.

Bağışıklık sistemi, antijenlerle karşılaşma durumuna

göre farklı tepkiler oluşturur. Bir antijenle ilk kez

karşılaşıldığında verilen tepkiye birincil bağışıklık

cevabı, aynı antijenle yeniden karşılaşıldığında

verilen tepkiye ise ikincil bağışıklık cevabı denir.

Buna göre

I. Antijen ile ilk karşılaşma durumunda vücutta antikor üretimi hemen gerçekleşmez.

II. Aynı antijenle karşılaşan bellek hücreleri; daha hızlı, etkili ve uzun süreli antikor üretilmesini sağlar.

III. Birincil ve ikincil bağışıklık cevabı olarak üretilen antikorlar farklı özelliktedir.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

(MEBİ AYT Tarama Testi)

Doğru Cevap: C

1. Sorunun İçeriği / Ne Sorduğu

Bu soru, insan bağışıklık sisteminin antijenlerle ilk kez veya tekrar karşılaştığında verdiği tepkileri, yani birincil ve ikincil bağışıklık cevaplarını anlamamızı istiyor. Verilen üç ifadeyi bu bilgiler ışığında değerlendirerek hangilerinin doğru olduğunu bulmamız bekleniyor. Temel olarak bağışıklık belleği ve antikor üretim dinamikleri hakkındaki bilgimizi ölçüyor.

2. Doğru Cevabın Açıklaması

Doğru cevap C şıkkıdır, yani I ve II numaralı ifadeler doğrudur. * **I. Antijen ile ilk karşılaşma durumunda vücutta antikor üretimi hemen gerçekleşmez.** Bu ifade doğrudur. Bağışıklık sistemi bir antijenle ilk kez karşılaştığında, o antijene özgü B ve T lenfositlerinin bulunması, aktive olması, çoğalması (klonal genişleme) ve antikor üreten plazma hücrelerine farklılaşması belirli bir zaman alır. Bu süreye 'gecikme fazı' denir ve genellikle birkaç gün sürer. Bu nedenle antikor üretimi hemen başlamaz, belirli bir gecikmenin ardından başlar. * **II. Aynı antijenle karşılaşan bellek hücreleri; daha hızlı, etkili ve uzun süreli antikor üretilmesini sağlar.** Bu ifade de doğrudur. Birincil bağışıklık cevabı sırasında oluşan bellek B ve T hücreleri, aynı antijenle ikinci kez karşılaşıldığında çok daha hızlı bir şekilde aktive olur ve çoğalır. Bu durum, antikor üretiminin (B bellek hücrelerinden plazma hücrelerine dönüşümle) çok daha kısa sürede başlamasını, daha yüksek miktarlarda antikor üretilmesini, üretilen antikorların antijene daha yüksek afiniteyle bağlanmasını (daha etkili olmasını) ve bu cevabın daha uzun süreli olmasını sağlar. Bu, ikincil bağışıklık cevabının birincil cevaptan çok daha güçlü olmasının temel nedenidir. Dolayısıyla, I ve II numaralı ifadeler biyolojik gerçeklerle uyumludur ve doğrudur.

3. Yanlış Şıkların Değerlendirilmesi

* **III. Birincil ve ikincil bağışıklık cevabı olarak üretilen antikorlar farklı özelliktedir.** Bu ifade, bazı açılardan yanıltıcı veya lise düzeyi için 'yanlış' kabul edilebilir. Evet, ikincil yanıtta üretilen antikorlar genellikle daha yüksek afiniteli (antijene daha sıkı bağlanan) ve daha yüksek miktarda IgG sınıfı antikorlardır. Birincil yanıtta ise başlangıçta daha çok IgM, ardından IgG üretilir ve antikor afinitesi genellikle daha düşüktür. Dolayısıyla 'miktar', 'afinite' ve 'baskın izotip' gibi özellikler açısından farklılıklar vardır. Ancak, antikorların temel yapıları (hepsi immünoglobulindir), hedefledikleri antijen (aynı antijene özgüdürler) ve temel işlevleri (antijeni etkisiz hale getirme) aynıdır. 'Farklı özelliktedir' ifadesi, antikorların tamamen farklı tiplerde moleküller olduğu izlenimini yaratabilir ki bu doğru değildir. Her iki durumda da aynı antijene özgü immünoglobulinler üretilir, sadece bu üretimin niceliksel ve niteliksel (afinite) bazı dinamikleri farklılık gösterir. Lise düzeyinde bu ifade, genellikle 'temel yapısal veya fonksiyonel farklılıklar' olarak algılanmadığı için yanlış kabul edilir. Bu nedenle, I ve II doğru kabul edilirken, III genellikle yanlış kabul edilir.

Soru 7.

Vücut savunmasında rol oynayan organların isimlerini ve görevlerini kısaca yazınız.

Açık uçlu soru. Cevap açıklamasını görmek için aşağıdaki butonu kullanın.

Vücut Savunmasında Rol Oynayan Organlar ve Görevleri

1. Timus Bezi

  • Görevi: T lenfositlerinin (T hücreleri) olgunlaşmasını sağlar.
  • Bağışıklık sisteminin eğitici organıdır, özellikle bebeklik ve çocukluk döneminde aktif çalışır.

2. Karaciğer

  • Görevi: Zararlı maddeleri (toksinleri) süzer ve bağışıklık sistemine destek olur.
  • Antikor üretiminde ve patojenlere karşı vücudu korumada rol oynar.

3. Dalak

  • Görevi: Yaşlanmış alyuvarları parçalar ve enfeksiyonlara karşı savaşan lenfositleri üretir.
  • Bağışıklık sisteminin bir parçası olarak mikroplarla mücadele eder.

4. Lenf Düğümleri

  • Görevi: Lenf sıvısını süzerek zararlı mikroorganizmaları ve yabancı maddeleri yok eder.
  • Lenfosit üretir ve bağışıklık hücrelerinin aktivitesini düzenler.

5. Bademcikler (Tonsiller)

  • Görevi: Solunum ve sindirim yoluyla vücuda giren mikropları tutarak bağışıklık sistemini uyarır.
  • Özellikle çocukluk döneminde enfeksiyonlara karşı savunmada önemli rol oynar.

6. Kemik İliği

  • Görevi: Bağışıklık hücreleri (akyuvarlar, lenfositler) ve alyuvarları üretir.
  • Bağışıklık sisteminin temel hücrelerini oluşturur ve kan yapımında görev alır.

Bu organlar birlikte çalışarak vücudu mikroplara, toksinlere ve diğer zararlı maddelere karşı korur.

Soru 8.

Aşağıdakilerden hangisi dolaşım sisteminin görevlerinden biri değildir?

Doğru Cevap: D

Dolaşım sistemi, kan, kalp ve damarları kapsayan bir sistemdir ve vücutta besin, oksijen ve atık madde taşınmasında görev alır. Ancak, dolaşım sistemi hormon salgılamaz.

Hormon salgılama görevi endokrin sisteme aittir.

Şıkların Analizi
Şıklar Doğru mu? Açıklama
A Doğru Kan, karbondioksit ve diğer metabolik atıkları böbreklere ve akciğerlere taşıyarak vücuttan atılmasını sağlar.
B Doğru Kan akışı, vücut sıcaklığını dengelemede rol oynar (örn. deri damarlarının genişlemesi veya daralması).
C Doğru Akciğer ve lenf sistemleri ile bağışıklık hücrelerini taşır ve vücudu enfeksiyonlara karşı korur.
D Yanlış Dolaşım sistemi hormon üretmez! Hormon üretimi endokrin bezler (hipofiz, tiroit, pankreas vs.) tarafından yapılır.
E Doğru Vücutta su, iyon ve sıcaklık dengesini sağlar, bu da homeostaziyi korur.
Soru 9.

Aşağıda aktif ve pasif bağışıklığa ait bazı özelliklerin belirtildiği bir çalışma kâğıdı verilmiştir.

Soru Resim 2

 

Buna göre çalışma kâğıdındaki özelliklerden hangisi yanlış işaretlemiştir?

(MEBİ AYT Tarama Testi)

Doğru Cevap: A

1. Sorunun İçeriği / Ne Sorduğu

Bu soru, aktif ve pasif bağışıklık türleri arasındaki farkları anlamamızı gerektiriyor. Bize bir çalışma kağıdı verilmiş ve bu kağıtta bazı özelliklerin aktif veya pasif bağışıklıkla ilişkilendirilerek işaretlendiği görülüyor. Sorunun amacı, bu işaretlemelerden hangisinin yanlış olduğunu tespit etmemizdir. Yani, verilen özelliğin aslında ait olduğu bağışıklık türüyle yanlış eşleştirildiğini bulmamız bekleniyor.

2. Doğru Cevabın Açıklaması

Doğru cevap A şıkkıdır, yani I numaralı özellik yanlış işaretlenmiştir. Gelin I numaralı ifadeyi inceleyelim:

**I. Bağışıklık belleği (hafıza hücreleri) oluşur.**
Bu özellik, aktif bağışıklığın temel bir özelliğidir. Aktif bağışıklıkta, vücut bir mikroorganizmaya (antijene) karşı kendi bağışıklık tepkisini oluşturur. Bu tepki sırasında, gelecekte aynı mikroorganizma ile tekrar karşılaşıldığında daha hızlı ve güçlü bir yanıt vermek üzere hafıza B ve T hücreleri oluşur. Bu hafıza hücreleri sayesinde bağışıklık uzun süreli olur. Pasif bağışıklıkta ise vücuda dışarıdan hazır antikorlar verilir ve vücudun kendi bağışıklık sistemi aktive olmadığı için hafıza hücreleri oluşmaz. Çalışma kağıdında bu özellik pasif bağışıklık olarak işaretlenmiştir ki bu yanlıştır. Hafıza hücrelerinin oluşumu aktif bağışıklığa aittir.

3. Yanlış Şıkların Değerlendirilmesi

**B) II. Vücudun kendi antikorlarını üretmesi sağlanır.**
Bu ifade aktif bağışıklığın doğru bir özelliğidir. Vücut, antijenle karşılaştığında (hastalık geçirme veya aşılanma) kendi antikorlarını üretir. Çalışma kağıdında aktif bağışıklık olarak işaretlenmesi doğrudur.

**C) III. Plasenta, anne sütü veya serum ile kazanılır.**
Bu ifade pasif bağışıklığın doğru bir özelliğidir. Bebek anneden plasenta veya anne sütü yoluyla antikor alır. Aynı şekilde, bir enfeksiyon durumunda veya zehirlenmede dışarıdan hazır antikor içeren serumlar (antiserum) verilebilir. Bu durumlarda vücut antikor üretmez, hazır antikorları alır. Çalışma kağıdında pasif bağışıklık olarak işaretlenmesi doğrudur.

**D) IV. B ve T lenfositleri görev alır.**
Bu ifade aktif bağışıklığın doğru bir özelliğidir. Aktif bağışıklık tepkisinde, B lenfositleri antikor üretirken, T lenfositleri hücresel bağışıklıkta ve diğer bağışıklık hücrelerinin düzenlenmesinde rol oynar. Pasif bağışıklıkta ise bu hücreler doğrudan aktive olmaz. Çalışma kağıdında aktif bağışıklık olarak işaretlenmesi doğrudur.

**E) V. Kısa süreli bağışıklık sağlar.**
Bu ifade pasif bağışıklığın doğru bir özelliğidir. Pasif bağışıklıkta alınan antikorlar zamanla vücut tarafından parçalanır ve yeni antikor üretimi olmadığı için bağışıklık belleği oluşmaz. Dolayısıyla sağlanan koruma kısa süreli olur. Çalışma kağıdında pasif bağışıklık olarak işaretlenmesi doğrudur.

Soru 10.

Hücrelerle madde alışverişi sırasında;

I. X'in osmotik basıncının artması

II. Kılcal damardaki Y/Z oranının artması

III. Y ile Z değerinin yaklaşık olarak eşit olması

Durumlarından hangileri ödeme sebep olabilir?

Doğru Cevap: D

Ödemin Oluşumu ve Faktörlerin Değerlendirilmesi:

Ödem, doku sıvısında (X) gereğinden fazla sıvı birikmesi durumudur. Bu, genellikle kan basıncı (Y) ile kanın ozmotik basıncı (Z) arasındaki dengesizliklerden kaynaklanır.

Kan basıncı (Y) → Kılcal damardan sıvının dokuya geçmesini sağlar.

Kan ozmotik basıncı (Z) → Doku sıvısındaki suyun tekrar kana dönmesini sağlar.

Doku sıvısı (X) → Kılcal damarlardan sıvı geçişi ile oluşur.

Ödem oluşması için:

1. Kan basıncının (Y) artması gerekir (sıvıyı dokuya iterek birikmesine yol açar).

2. Osmotik basıncın (Z) azalması gerekir (kana geri emilimin azalmasına neden olur).

Şıkların Değerlendirilmesi:

I. X'in osmotik basıncının artması → Ödeme sebep olur.

  • Doku sıvısının osmotik basıncı artarsa, kılcal damardan sıvı çekerek ödeme neden olur.
  • Doku sıvısında protein veya çözünen madde miktarı arttıkça suyun dışarı çekilmesi kolaylaşır.

II. Kılcal damardaki Y/Z oranının artması → Ödeme sebep olur.

  • Y (kan basıncı) artarsa veya Z (osmotik basınç) azalırsa, daha fazla sıvı dokuya geçer ve ödem oluşur.

III. Y ile Z değerinin yaklaşık olarak eşit olması → Ödeme sebep olmaz.

  • Kan basıncı ve osmotik basınç dengede olursa, sıvı dengesi korunur ve ödem oluşmaz.
  • Ödem için bu dengenin bozulması gereklidir.
BiyolojiHikayesi

Öğrencilerimizin TYT (Temel Yeterlilik Testi) ve AYT (Alan Yeterlilik Testi) gibi sınavlara hazırlanırken kullanabilecekleri bilgileri sunuyoruz. Biyoloji konularında güçlü bir temel oluşturmak ve sınav başarınızı artırmak için doğru adrestesiniz!

Bilgilerimiz

Adres

Hasanefendi - Ramazan Paşa Mah.1921 Sok.No:24/A Efeler-Aydın

Email

destek@biyolojihikayesi.com

Telefon

+90.555.608 59 45

Bülten

iyzico ile Güvenli Öde - Visa - Mastercard

© Biyoloji Hikayesi. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım: Biyoloji Hikayesi
Dağıtım: Rolpa Bilişim Pazarlama Yönetim Sistemleri 🔒