Biyoloji Hikayesi Duyuruları  |  Sitemizdeki Konular Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredatına ve Öğrenme Çıktılarına Uygun Olarak Hazırlanmıştır.  |  Ders Kitabında Bulunan Ölçme ve Değerlendirmeler ile Yönergelerin Çözümlerine Konuların İçerisinden Ulaşabilirsiniz.  |  Soru Bankası Sayfamızdan Konular Bazında Oluşturacağınız Çoktan Seçmeli Testlerle Kendinizi Sınavlara Hazırlayabileceksiniz.  |  Maarif Modeli Temaları İçerisinde Bulunan Karekod Belgelerinin Çözümlenmiş Örneklerine Dokümanlar Sayfasından Ulaşabilirsiniz.  |  Geçmiş Yıllarda Çıkmış Sorulara Konu İçerisinden ve Sorular Menüsünden Ulaşabilirsiniz.  |  Biyoloji Hikayesi Duyuruları  |  Sitemizdeki Konular Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredatına ve Öğrenme Çıktılarına Uygun Olarak Hazırlanmıştır.  |  Ders Kitabında Bulunan Ölçme ve Değerlendirmeler ile Yönergelerin Çözümlerine Konuların İçerisinden Ulaşabilirsiniz.  |  Soru Bankası Sayfamızdan Konular Bazında Oluşturacağınız Çoktan Seçmeli Testlerle Kendinizi Sınavlara Hazırlayabileceksiniz.  |  Maarif Modeli Temaları İçerisinde Bulunan Karekod Belgelerinin Çözümlenmiş Örneklerine Dokümanlar Sayfasından Ulaşabilirsiniz.  |  Geçmiş Yıllarda Çıkmış Sorulara Konu İçerisinden ve Sorular Menüsünden Ulaşabilirsiniz.  | 
9.Sınıf Organik Moleküller Konusuna Ait Çalışma Soruları
Soru 1. 8328

I. Su

II. Amino asit

III. Peptit bağı

IV. Vitamin

Bir hücrede enzim sentezine bağlı olarak yukarıdakilerden hangilerinin miktarı azalabilir?

Cevap: A

Çözüm Mantığı

Enzim sentezi, yani protein sentezi, hücrede çeşitli moleküllerin kullanımını ve tüketimini etkiler. Su, amino asit, peptit bağı ve vitaminlerin hücre içinde durumu enzim yapımı sürecinde nasıl değişir, buna bakalım.

Su (I): Protein sentezi sırasında peptit bağlarının oluşumu için su molekülü harcanır (dehidrasyon sentezi). Dolayısıyla, su miktarı azabilir.

Amino asit (II): Amino asitler, enzimlerin yapı taşlarıdır. Yeni protein yapımı için hücrede amino asit kullanılır, ancak amino asit miktarı azalır mı, azalırsa ne kadar belirtilmemiştir. Ancak amino asitler sürekli hücreye alınır ve depolanır; bu nedenle miktarının azalması doğrudan garanti değildir.

Peptit bağı (III): Bu, protein zincirinde amino asitleri birbirine bağlayan bağdır. Enzim sentezi sırasında peptit bağları oluşur, yani sayısı artar, azalmaz.

Vitamin (IV): Vitaminler koenzim olarak görev yapar; miktarları enzim sentezi sırasında azalma göstermez. Kullanımlarına bağlı değişiklik olması beklenmez.

Şıkların Değerlendirilmesi

A şıkkı: Yalnızca su azalır; bu doğrudur, çünkü su peptit bağlarının oluşumunda kullanılır.

B şıkkı: Su ve amino asit azalır; amino asit miktarının azalması kesin değildir.

C şıkkı: Amino asit ve vitamin azalır; vitaminin azaldığını söylemek yanlış, amino asidin azalması kesin değil.

D şıkkı: Peptit bağı ve vitamin azalır; peptit bağı artar, azalmaz.

E şıkkı: Su, peptit bağı ve vitamin azalır; peptit bağı ve vitamin azalmaz, genellikle artar.

Sonuç olarak, en uygun cevap A şıkkıdır.

Soru 2. 6755

Aşağıda verilen moleküllerden hangisi polimer yapılı değildir?

Cevap: D

1. Sorunun Analizi

Soru, biyolojik makromoleküllerden hangisinin polimer yapılı olmadığını sormaktadır. Bir polimer, birçok tekrar eden küçük birimin (monomer) kovalent bağlarla birleşmesiyle oluşan büyük bir moleküldür (makromolekül). Bu tanıma uymayan molekülü bulmamız gerekmektedir.

2. Şıkların Değerlendirilmesi

A) Protein: Proteinler, amino asit adı verilen monomerlerin peptit bağlarıyla birbirine bağlanmasıyla oluşan polimerlerdir. Örneğin, bir polipeptit zinciri binlerce amino asitten oluşabilir. Bu nedenle protein polimer yapılıdır.

B) Kitin: Kitin, N-asetilglukozamin adı verilen türevli glukoz monomerlerinden oluşan yapısal bir polisakkarittir. Böceklerin dış iskeletinde ve mantarların hücre duvarında bulunur. Polisakkaritler de karbonhidrat polimerleridir. Bu nedenle kitin polimer yapılıdır.

C) DNA: DNA (Deoksiribonükleik Asit), nükleotit adı verilen monomerlerin (fosfat grubu, deoksiriboz şekeri ve azotlu baz içeren birimler) fosfodiester bağlarıyla birbirine bağlanmasıyla oluşan büyük bir polimerdir. Genetik bilginin taşıyıcısıdır. Dolayısıyla DNA polimer yapılıdır.

D) Steroit: Steroitler, lipid sınıfına ait, genellikle dört adet kaynaşmış karbon halkasından oluşan özel bir yapıya sahip moleküllerdir. Kolesterol, testosteron ve östrojen gibi hormonlar steroitlere örnektir. Steroitler, tekrar eden monomer birimlerinden oluşmadıkları için polimer yapılı değildirler. Bu nedenle, soruya göre polimer olmayan molekül steroittir.

E) Glikojen: Glikojen, glukoz monomerlerinin glikozit bağlarıyla birbirine bağlanmasıyla oluşan, hayvanlarda enerji depolayan dallanmış bir polisakkarittir. Polisakkaritler, karbonhidrat polimerleridir. Dolayısıyla glikojen polimer yapılıdır.

Soru 3. 6146

Glikojen sentezlemede görevli bir enzim;

I. Bakteriler,

II. Mantarlar,

III. Bitkiler,

IV. Hayvanlar

alemlerinden hangilerindeki canlılarda bulunabilir?

Cevap: E

1. Sorunun Analizi

Glikojen, glukoz moleküllerinin bir araya gelmesiyle oluşan dallanmış bir polisakkarittir ve canlılarda başlıca enerji depolama moleküllerinden biridir. Soru, glikojen sentezinde görevli bir enzimin hangi canlı alemlerinde bulunabileceğini sormaktadır. Bu soruyu yanıtlamak için, hangi canlı gruplarının glikojeni enerji deposu olarak kullandığını bilmek gereklidir.

2. Şıkların Değerlendirilmesi

A) Yalnız IV (Hayvanlar): Hayvanlar, özellikle karaciğer ve kas hücrelerinde glikojeni ana enerji depolama molekülü olarak kullanır. Dolayısıyla hayvanlarda glikojen sentezinden sorumlu enzimler (glikojen sentaz gibi) bulunur. Ancak, glikojen sentezi sadece hayvanlara özgü değildir, bu nedenle bu şık eksiktir.

B) I ve II (Bakteriler ve Mantarlar): Bakteriler, çeşitli metabolik süreçler sonucunda oluşan fazla glukozu glikojen olarak depolayabilirler (örneğin E. coli). Mantarlar da (örneğin maya) hayvanlar gibi glikojeni enerji depolama formunda kullanır ve sentezler. Bu şık doğru grupları içerse de, eksiktir.

C) III ve IV (Bitkiler ve Hayvanlar): Bitkiler, fazla glukozu başlıca nişasta (amiloz ve amilopektin) şeklinde depolarlar, glikojen şeklinde değil. Nişasta sentezi ve glikojen sentezi farklı enzim sistemleri ve yapısal özelliklere sahiptir. Dolayısıyla, bitkilerde glikojen sentezleyen enzimler bulunmaz. Bu şık yanlıştır.

D) I, II ve III (Bakteriler, Mantarlar ve Bitkiler): Yukarıda belirtildiği gibi, bitkiler glikojen sentezlemezler. Bu nedenle bu şık yanlıştır.

E) I, II ve IV (Bakteriler, Mantarlar ve Hayvanlar): Bakteriler, mantarlar ve hayvanlar, fazla glukozu glikojen molekülü halinde depolama yeteneğine sahiptirler. Bu biyolojik süreçleri gerçekleştiren özgül enzimler bu üç alemdeki canlılarda da bulunur. Bu şık, glikojen sentezleyen canlı alemlerinin tamamını kapsadığı için doğru cevaptır.

Soru 4. 5894

Kan glikoz miktarı düşük olan bir insanda öncelikli olarak aşağıdaki kaynaklardan hangisi kullanılarak glikoz miktarı yükseltilir?

Cevap: E

1. Sorunun Analizi

Bu soru, insan vücudunda kan glikoz miktarının düşmesi (hipoglisemi) durumunda, vücudun bu durumu düzeltmek için hangi enerji kaynağını öncelikli olarak kullandığını sormaktadır. Kan glikoz seviyesinin düzenlenmesi (homeostazi) hayati bir süreçtir ve çeşitli hormonlar (insülin ve glukagon gibi) ile organlar (karaciğer, pankreas) tarafından kontrol edilir.

Vücut, düşük kan glikozuna karşı ilk tepki olarak, hızla glikoz sağlayabilecek depo kaynaklarını kullanır.

2. Şıkların Değerlendirilmesi

A) Yağ dokuda bulunan trigliserit: Yağ dokusundaki trigliseritler enerji deposudur ve uzun süreli açlık veya egzersiz durumlarında enerji sağlamak için kullanılır. Trigliseritler gliserol ve yağ asitlerine ayrışır. Gliserol karaciğerde glikoza dönüştürülebilir (glikoneogenez), ancak yağ asitlerinin büyük bir kısmı glikoza dönüştürülemez. Bu süreç karaciğerdeki glikojenin yıkımına kıyasla daha yavaş ve öncelikli bir tepki değildir.

B) Karaciğerde bulunan protein: Karaciğer proteinleri veya diğer dokulardan gelen amino asitler, uzun süreli açlık durumlarında karaciğerde glikoza dönüştürülebilir (glikoneogenez). Ancak protein yıkımı vücut için yıpratıcı bir süreçtir ve karaciğerdeki glikojen depoları varken öncelikli olarak başvurulan bir yol değildir.

C) Çizgili kas hücrelerinde bulunan glikojen: Çizgili kas hücreleri önemli miktarda glikojen depolayabilir. Ancak kas glikojeni, sadece kas hücresinin kendi enerji ihtiyacını karşılamak için kullanılır. Kas hücrelerinde, glikoz-6-fosfatı serbest glikoza dönüştürerek kana salınmasını sağlayan 'glikoz-6-fosfataz' enzimi bulunmadığı için, kas glikojeni doğrudan kan glikoz seviyesini yükseltemez.

D) Çizgili kas hücrelerinde bulunan miyofibriller: Miyofibriller, kas hücrelerinin kasılmasını sağlayan protein iplikçikleridir (aktin, miyozin). Miyofibrillerin yıkımı, aşırı enerji kıtlığı durumlarında (örneğin ileri düzey açlık) proteinleri enerji kaynağı olarak kullanma anlamına gelir. Bu, vücudun çok geç başvurduğu, acil bir glikoz kaynağı olmaktan çok uzak, yıkıcı bir süreçtir.

E) Karaciğerde bulunan glikojen: Karaciğer, kan glikoz seviyesini düzenleyen ana organdır. Kan glikoz miktarı düştüğünde, pankreastan salgılanan glukagon hormonu karaciğerdeki glikojenin glikoza yıkımını (glikojenoliz) hızlandırır. Karaciğer hücrelerinde glikoz-6-fosfataz enzimi bulunduğu için, serbest glikoz kana verilebilir ve kan glikoz seviyesi hızla yükseltilir. Bu, düşük kan glikozuna karşı vücudun en hızlı ve öncelikli tepkisidir.

Soru 5. 5910

Bir hücrede; Yukarıdaki tepkimelerinden, ortamdaki amonyak miktarını artırabilen ve azaltabilenler aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?

Cevap: E

1. Sorunun Analizi

Bu soru, bir hücrede gerçekleşen çeşitli metabolik tepkimelerin ortamdaki amonyak (NH3) miktarını nasıl etkilediğini belirlemeyi amaçlamaktadır. Soru metninde "Yukarıdaki tepkimelerinden" ifadesi geçse de, tepkimelerin listesi (I, II, III, IV, V, VI, VII) doğrudan verilmemiştir. Bu nedenle, biyolojik süreçler ve metabolik yollar hakkındaki genel bilgimizle ve doğru cevap şıkkını (E) referans alarak bu tepkimelerin ne olabileceğini varsaymak gerekmektedir. Şıklar incelendiğinde, bazı tepkimelerin amonyak miktarını artırdığı, bazılarının ise azalttığı belirtilmektedir.

2. Varsayılan Tepkimeler ve Amonyak Üzerindeki Etkileri

Verilen şıkların ve doğru cevabın (E) mantığına uygun olarak, aşağıdaki tepkimelerin varsayıldığı kabul edilmiştir:

I. Protein Sentezi: Amino asitlerin ribozomlarda birleşerek polipeptit zincirini oluşturmasıdır. Bu süreç, doğrudan amonyak miktarını artırmaz veya azaltmaz. Dolayısıyla amonyak için nötr bir etkiye sahiptir.

II. Glikojen Sentezi: Glikoz moleküllerinin birleşerek depolama polisakkariti olan glikojeni oluşturmasıdır. Bu tepkime azotlu bileşik metabolizmasıyla doğrudan ilişkili değildir, dolayısıyla amonyak miktarını etkilemez.

III. Amino Asit Sentezi (Redüktif Aminasyon): Özellikle α-keto asitlere (örneğin α-ketoglutarat) serbest amonyak eklenerek yeni bir amino asit (örneğin glutamat) sentezlenmesidir. Bu tepkime ortamdaki amonyak miktarını azaltır.

IV. Amino Asitlerin Oksidatif Deaminasyonu: Amino asitlerden amino (-NH2) grubunun amonyak (NH3) olarak uzaklaştırılmasıdır. Örneğin, glutamat dehidrogenaz enzimi ile glutamatın α-ketoglutarata dönüştürülmesi sırasında amonyak açığa çıkar. Bu tepkime ortamdaki amonyak miktarını artırır.

V. Transaminasyon: Bir amino asitten amino grubunun bir keto asite aktarılmasıdır. Bu süreçte net amonyak üretimi veya tüketimi olmaz, sadece amino grubu bir molekülden diğerine transfer edilir. Dolayısıyla amonyak için nötr bir etkiye sahiptir.

VI. Karbonhidrat Yıkımı (Glikoliz ve Krebs Döngüsü): Glikozun enerji üretimi için basamaklı olarak parçalanmasıdır. Bu süreç azotlu bileşik metabolizmasıyla doğrudan ilişkili değildir, dolayısıyla amonyak miktarını etkilemez.

VII. Nükleotit Katabolizması (Pürin/Pirimidin Yıkımı): Pürin ve pirimidin nükleotitlerinin yıkımı sırasında (örneğin adenozin deaminaz, guanaz enzimleri aracılığıyla) amonyak açığa çıkmasıdır. Bu tepkime ortamdaki amonyak miktarını artırır.

3. Şıkların Değerlendirilmesi

A): Amonyak Miktarını Artırabilenler → I ve V, Amonyak Miktarını Azaltabilenler → III, IV ve VII

Varsayımlarımıza göre I (Protein sentezi) ve V (Transaminasyon) amonyak miktarını artırmaz. Ayrıca IV ve VII amonyak miktarını artırır, azaltmaz. Bu şık yanlıştır.

B): Amonyak Miktarını Artırabilenler → II ve VI, Amonyak Miktarını Azaltabilenler → I ve III

Varsayımlarımıza göre II (Glikojen sentezi) ve VI (Karbonhidrat yıkımı) amonyak miktarını artırmaz. I (Protein sentezi) amonyağı azaltmaz. Bu şık yanlıştır.

C): Amonyak Miktarını Artırabilenler → III ve IV, Amonyak Miktarını Azaltabilenler → I ve II

Varsayımlarımıza göre III (Amino asit sentezi) amonyak miktarını artırmaz, aksine azaltır. I (Protein sentezi) ve II (Glikojen sentezi) amonyağı azaltmaz. Bu şık yanlıştır.

D): Amonyak Miktarını Artırabilenler → IV ve VI, Amonyak Miktarını Azaltabilenler → Yalnız V

Varsayımlarımıza göre IV (Amino asitlerin oksidatif deaminasyonu) amonyak miktarını artırır ancak VI (Karbonhidrat yıkımı) artırmaz. V (Transaminasyon) amonyak miktarını azaltmaz. Bu şık yanlıştır.

E): Amonyak Miktarını Artırabilenler → IV ve VII, Amonyak Miktarını Azaltabilenler → Yalnız III

Varsayımlarımıza göre **IV (Amino Asitlerin Oksidatif Deaminasyonu)** ve **VII (Nükleotit Katabolizması)** tepkimeleri amonyak miktarını artırır. **III (Amino Asit Sentezi)** tepkimesi ise ortamdaki amonyak miktarını azaltır. Diğer tepkimelerin (I, II, V, VI) amonyak metabolizmasına doğrudan belirgin bir etkisi olmadığı veya listedeki diğer şıklara uymadığı göz önüne alındığında, bu şık varsayımlarımızla ve biyolojik bilgilerle tamamen uyumludur. Bu nedenle, bu şık doğrudur.

Soru 6. 6621

İdrarında bulunan üre miktarı normalden fazla olan bir insan;

I. Glikojen,

II. Trigliserit,

III. Protein,

IV. Vitamin

besinlerinden hangilerini aşırı tüketmiş olabilir?

Cevap: A

1. Sorunun Analizi

Soru, idrarında normalden fazla üre bulunan bir kişinin hangi besinleri aşırı tüketmiş olabileceğini araştırmaktadır. Üre, azot içeren besin maddelerinin (özellikle proteinlerin) metabolik yıkımı sonucunda oluşan bir azotlu atık ürünüdür. Memelilerde, proteinlerin yapı birimi olan amino asitlerin katabolizması sırasında açığa çıkan amonyak (NH3), karaciğerde üre döngüsü ile daha az toksik olan üreye dönüştürülür ve böbrekler aracılığıyla idrarla atılır. Dolayısıyla, idrardaki üre miktarının normalden fazla olması, vücutta protein yıkımının veya proteinli besin alımının artışını gösterir.

2. Şıkların Değerlendirilmesi

I. Glikojen: Glikojen, karbonhidratların (glikozun) karaciğer ve kaslarda depolanmış formudur. Karbonhidratlar temel olarak karbon, hidrojen ve oksijenden oluşur; yapılarında azot bulunmaz. Karbonhidratların metabolizması sonucunda enerji, karbondioksit (CO2) ve su (H2O) açığa çıkar. Bu nedenle, glikojenin veya diğer karbonhidratların aşırı tüketimi doğrudan üre üretimini artırmaz.

II. Trigliserit: Trigliseritler, yağların (lipitlerin) temel depo formudur ve gliserol ile yağ asitlerinden oluşur. Yağlar da karbon, hidrojen ve oksijenden meydana gelir ve azot içermezler. Yağların metabolizması (beta oksidasyon ve Krebs döngüsü) sonucunda enerji, CO2 ve H2O üretilir. Dolayısıyla, trigliseritlerin aşırı tüketimi de idrardaki üre miktarını artırmaz.

III. Protein: Proteinler, amino asitlerden oluşur ve tüm amino asitler yapılarında azot atomu içerir. Aşırı protein tüketildiğinde veya vücut enerji ihtiyacını karşılamak için proteinleri kullandığında, amino asitler deamine edilir. Bu deaminasyon süreci, amino gruplarının (–NH2) amino asitlerden ayrılmasını sağlar. Ayrılan amino grupları amonyağa dönüşür ve bu toksik amonyak karaciğerde üre döngüsü ile üreye çevrilir. Üre ise kan dolaşımı yoluyla böbreklere taşınır ve idrarla dışarı atılır. Bu mekanizma nedeniyle, proteinlerin aşırı tüketimi idrardaki üre miktarını belirgin şekilde artırır.

IV. Vitamin: Vitaminler, vücudun normal fonksiyonları için küçük miktarlarda ihtiyaç duyduğu organik bileşiklerdir. Enerji kaynağı olarak kullanılmazlar ve metabolizmaları sonucunda üre üretilmez. Bazı vitaminler (örneğin B vitaminleri) azot içerse de, bunların metabolizması üre oluşumuna yol açmaz. Aşırı vitamin alımı, genellikle suyla çözünen vitaminlerin idrarla atılımını artırabilir ancak üre miktarını etkilemez.

3. Sonuç

Yukarıdaki analizler ışığında, idrardaki üre miktarının normalden fazla olması, sadece proteinlerin (III) aşırı tüketimi veya artan protein yıkımı ile doğrudan ilişkilidir. Diğer besin maddelerinin (glikojen, trigliserit, vitamin) aşırı tüketimi üre miktarında belirgin bir artışa neden olmaz. Bu nedenle doğru cevap 'Yalnız III' seçeneğini içeren A şıkkıdır.

Soru 7. 5832

Canlıların temel bileşenlerine ait;

I. C atomu bulundurma,

II. Anabolik tepkimeler sonucu üretilebilme,

III. Hücresel solunum tepkimelerinde tüketilme,

IV. Polimer yapılı olma

Özelliklerinden hangileri organik bileşiklerin tümü için ortaktır?

Cevap: A

1. Sorunun Analizi

Soru, canlıların temel bileşenleri arasında yer alan organik bileşiklerin tümünde ortak olan özellikleri belirlememizi istemektedir. Organik bileşikler dendiğinde karbonhidratlar, lipitler, proteinler, nükleik asitler, vitaminler ve hormonlar gibi molekül grupları akla gelmelidir. Her bir özelliğin bu grupların tamamı için geçerli olup olmadığını dikkatlice değerlendirmeliyiz.

2. Şıkların Değerlendirilmesi

I. C atomu bulundurma: Organik bileşiklerin temel tanımı, karbon (C) atomu içermeleridir (genellikle hidrojen ile birlikte). Karbon atomları, organik moleküllerin iskeletini oluşturur ve bu atomların farklı şekillerde bağlanmasıyla organik çeşitlilik meydana gelir. Bu, tüm organik bileşikler için evrensel bir tanımlayıcı özelliktir. Örneğin, glikoz, amino asitler, yağ asitleri, DNA ve vitaminler gibi tüm organik moleküller karbon içerir.

II. Anabolik tepkimeler sonucu üretilebilme: Canlı hücreler, daha küçük moleküllerden veya inorganik öncüllerden kendi karmaşık organik bileşiklerini sentezlerler. Bu sentez tepkimeleri (yapım tepkimeleri) anabolik tepkimeler olarak adlandırılır ve enerji harcanarak gerçekleşir. Proteinler amino asitlerden, polisakkaritler monosakkaritlerden, nükleik asitler nükleotitlerden anabolik tepkimelerle üretilir. Hatta fotosentez gibi süreçlerle inorganik maddelerden (CO2 ve H2O) glikoz gibi temel organik moleküller üretilir. Canlılardaki tüm organik bileşikler bir şekilde anabolik reaksiyonlar zinciri sonucunda oluşur. Bu özellik, yaşayan sistemlerdeki tüm organik bileşikler için geçerlidir.

III. Hücresel solunum tepkimelerinde tüketilme: Hücresel solunum, genellikle glikoz gibi enerji verici organik moleküllerin ATP üretmek için oksijenli veya oksijensiz ortamda parçalanması sürecidir. Ancak, tüm organik bileşikler hücresel solunumda doğrudan veya birincil olarak tüketilmez. Örneğin, DNA ve RNA gibi genetik materyaller; hücre zarının yapısını oluşturan fosfolipitler; bazı hormonlar ve yapısal proteinler (kollajen, keratin) temel organik bileşikler olmasına rağmen, öncelikli olarak enerji üretimi için tüketilmezler. Onların esas görevleri yapısal, düzenleyici veya bilgi depolama gibi farklı işlevlerdir. Bu nedenle, bu özellik tüm organik bileşikler için ortak değildir.

IV. Polimer yapılı olma: Polimerler, monomer adı verilen tekrarlayan küçük birimlerden oluşan büyük moleküllerdir (örneğin, proteinler amino asit polimerleridir, nişasta glikoz polimeridir, nükleik asitler nükleotit polimerleridir). Ancak, tüm organik bileşikler polimer değildir. Lipitler (yağlar, steroidler, fosfolipitler) kimyasal yapıları gereği genellikle polimer kabul edilmezler. Ayrıca, monosakkaritler (glikoz, fruktoz), amino asitler ve nükleotitler (bireysel birimler olarak) de polimer değildir, onlar monomerdir. Vitaminler ve birçok küçük organik molekül de polimer yapılı değildir. Bu nedenle, bu özellik tüm organik bileşikler için ortak değildir.

3. Sonuç

Yukarıdaki değerlendirmeler sonucunda, 'C atomu bulundurma' (I) ve 'Anabolik tepkimeler sonucu üretilebilme' (II) özellikleri tüm organik bileşikler için ortak olan özelliklerdir. Diğer özellikler (III ve IV) ise tüm organik bileşikler için geçerli değildir. Bu nedenle doğru cevap I ve II'yi içeren seçenektir.

Soru 8. 6653

Vücudumuzda bulunan;

I. Kalsiyum,
II. Demir,
III. Sodyum,
IV. İyot
V. Fosfor atomları ile;

a. Oksijen bağlama,
b. Kemiklerin sertleşmesini sağlama,
c. Hormonların yapısına katılma
d. ATP yapısına katılma

Görevleri arasında yapılan aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi doğrudur?

Cevap: B

1. Sorunun Analizi

Bu soruda, vücudumuzda hayati öneme sahip bazı inorganik maddeler (mineraller) ve bu maddelerin temel biyolojik işlevleri arasında doğru eşleştirmenin bulunması istenmektedir. Her bir elementin vücuttaki rolünü ve ilgili görevi ayrı ayrı değerlendirmeliyiz.

2. Şıkların Değerlendirilmesi

A) I - d (Kalsiyum - ATP yapısına katılma): Kalsiyum (Ca), vücudumuzdaki en bol mineraldir ve temel görevi kemiklerin ve dişlerin yapısına katılmaktır, yani kemiklerin sertleşmesini sağlamaktır (b). Ayrıca kas kasılması, sinir iletimi ve kan pıhtılaşması gibi birçok fizyolojik süreçte rol oynar. ATP (adenozin trifosfat) yapısına katılan temel element ise fosfordur (P) (d). Dolayısıyla bu eşleştirme yanlıştır.

B) II - a (Demir - Oksijen bağlama): Demir (Fe), alyuvarlarda bulunan hemoglobin molekülünün ve kaslarda bulunan miyoglobinin temel bileşenidir. Hemoglobin, oksijeni akciğerlerden alıp dokulara taşımakla görevlidir, yani oksijen bağlama (a) ve taşıma işlevini üstlenir. Bu eşleştirme doğrudur.

C) III - c (Sodyum - Hormonların yapısına katılma): Sodyum (Na), hücre içi ve dışı sıvı dengesinin korunması, sinir uyarılarının iletimi ve kas kasılmasında önemli rol oynayan bir elektrolittir. Ancak doğrudan hormonların yapısal bir bileşeni (c) değildir. Hormon yapısına katılan elementlerden biri iyottur (tiroid hormonları için). Dolayısıyla bu eşleştirme yanlıştır.

D) IV - b (İyot - Kemiklerin sertleşmesini sağlama): İyot (I), tiroid bezinden salgılanan tiroksin ve triiyodotironin gibi tiroid hormonlarının sentezi için vazgeçilmez bir eser elementtir, yani hormonların yapısına katılır (c). Kemiklerin sertleşmesini sağlayan (b) başlıca elementler kalsiyum ve fosfordur. Dolayısıyla bu eşleştirme yanlıştır.

E) V - a (Fosfor - Oksijen bağlama): Fosfor (P), ATP'nin (adenozin trifosfat) yapısına katılarak (d) enerji depolama ve transferinde kilit rol oynar. Aynı zamanda DNA, RNA, fosfolipitler ve kemiklerin önemli bir yapısal bileşenidir. Oksijen bağlama (a) görevi ise demir (hemoglobin aracılığıyla) ile ilgilidir. Dolayısıyla bu eşleştirme yanlıştır.

BiyolojiHikayesi

Öğrencilerimizin TYT (Temel Yeterlilik Testi) ve AYT (Alan Yeterlilik Testi) gibi sınavlara hazırlanırken kullanabilecekleri bilgileri sunuyoruz. Biyoloji konularında güçlü bir temel oluşturmak ve sınav başarınızı artırmak için doğru adrestesiniz!

Bilgilerimiz

Adres

Hasanefendi - Ramazan Paşa Mah.1921 Sok.No:24/A Efeler-Aydın

Email

destek@biyolojihikayesi.com

Telefon

+90.555.608 59 45

Bülten

© Biyoloji Hikayesi. Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım: Biyoloji Hikayesi
Dağıtım: Rolpa Bilişim Pazarlama Yönetim Sistemleri 🔒