Konu Detayı Sayfası
1. Biyoçeşitlilik nedir?
Biyoçeşitlilik; dünyadaki tüm canlıların çeşitliliğini ifade eder.
Tek hücreli canlılardan mantarlara, bitkilere ve hayvanlara kadar tüm türleri kapsar.
Sadece tür sayısını değil, aynı tür içindeki genetik çeşitliliği de içerir.
Ayrıca bu türlerin yaşadığı ekosistemlerin (orman, göl, deniz, çayır vb.) çeşitliliği de biyoçeşitliliğin bir parçasıdır.
2. Biyoçeşitlilik neden korunmalıdır?
Biyoçeşitlilik, ekosistemlerin sağlıklı çalışmasını sağlar; her türün ekosistemde bir görevi vardır.
Bitkiler oksijen üretir, hayvanlar tozlaşma ve besin zinciri içinde rol alır, ayrıştırıcılar madde döngülerini tamamlar.
Biyoçeşitlilik; temiz suya, temiz havaya ve sağlıklı gıdaya ulaşmamız için gereklidir.
Ayrıca ilaçların, gıda çeşitliliğinin ve pek çok ekonomik kaynağın temelinde de zengin biyoçeşitlilik bulunmaktadır.
Bu nedenle biyoçeşitliliği korumak, hem doğanın dengesini hem de insan yaşamını korumak anlamına gelir.
3. Biyoçeşitliliğin azalması, ekosistem üzerinde ne gibi sonuçlara yol açabilir?
Bir ekosistemde tür sayısı azaldıkça ekosistemin dengesi bozulur ve dayanıklılığı zayıflar.
Besin zincirleri kopabilir; bazı türler aşırı çoğalırken bazıları tamamen yok olabilir.
Bitki örtüsünün bozulmasıyla erozyon artar, su kaynakları kirlenir veya azalır.
Madde döngüleri (su, karbon, azot vb.) aksar; bu da iklimi ve yaşam koşullarını olumsuz etkiler.
Sonuç olarak biyoçeşitliliğin azalması; temiz suya, temiz havaya ve sağlıklı gıdaya erişimi zorlaştırır, ekosistemleri kırılgan hâle getirir.
► Anadolu, geçmişte çok daha zengin bir canlı çeşitliliğine sahipti.
► Bugün dünyanın bazı bölgelerinde hâlâ yaşayan Asya fili, Asya aslanı, kunduz ve yılanboyun kuşu gibi türler ise Anadolu’da artık görülmemektedir.
► Bu durum, biyoçeşitliliğin zaman içinde azalabildiğini ve türlerin yaşam alanları değiştiğinde ya da yok olduğunda bir bölgeden tamamen silinebileceğini gösterir.
► Bazı türlerin kaybolmasında insan faaliyetleri belirleyici olmuştur.
► Yılanboyun kuşu, Türkiye’de nesli tükenen canlılar arasında yer alır.

► Bu türün önemli yaşam alanlarından biri olan Amik Gölü’nün tarım amacıyla kurutulması, sulak alan ekosistemini ortadan kaldırmış ve yılanboyun kuşunun Türkiye’de yok olmasına zemin hazırlamıştır.
► Bu örnek, sulak alanların korunmasının biyoçeşitlilik açısından neden kritik olduğunu açıkça ortaya koyar.
► Günümüzde Asya filleri Hindistan Yarımadası ve çevresindeki sınırlı bir alanda yaşamaktadır.
► Ancak bilimsel bulgular, yaklaşık 6 bin yıl önce bu türün Anadolu’da daha geniş bir yayılıma sahip olduğunu ve Fırat-Dicle Havzası’na kadar uzandığını göstermektedir.

► Kahramanmaraş sınırlarında yürütülen kazı çalışmalarında bulunan fosiller, Asya fillerinin geçmişte bu coğrafyada yaşadığına dair somut kanıtlar sunar.
► Benzer şekilde Asya aslanının da geçmişte Anadolu’da yaşadığı, fakat günümüzde bu türe burada rastlanmadığı bilimsel kaynaklarda ifade edilmektedir.
► Bu veriler, bazı türlerin zamanla bölgeden tamamen çekildiğini ya da yok olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
► Anadolu’nun geçmişteki zengin faunası, fosil bulgularıyla daha net anlaşılmaktadır.
► Çankırı’nın Çorakyerler Omurgalı Fosil Lokalitesi’nde yapılan kazılarda, kedigiller (Felidae) ailesinden kılıç dişli kaplana ait fosiller bulunmuştur.

► Ancak kılıç dişli kaplanlar günümüzde nesli tükenmiş canlılar arasındadır.
► Bu tür bulgular, Anadolu’nun geçmişte çok çeşitli ve güçlü bir hayvan topluluğunu barındırdığını gösterir.
► Nesli tükenen canlılara ait pek çok fosil örneği, Ankara’da Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne bağlı Şehit Cuma Dağ Tabiat Tarihi Müzesi’nde sergilenmektedir.
► Fosiller, yalnızca geçmişteki canlı çeşitliliğini tanımamıza yardımcı olmaz; aynı zamanda doğal kaynakların ve yaşam alanlarının korunmadığı durumlarda biyoçeşitliliğin nasıl hızla azalabileceğini de hatırlatır.
2. Sunudan sonra soruların cevapları
a) Doğal kaynakların ve biyoçeşitliliğin korunmasıyla ilgili uygulamalar hakkında neleri merak ediyorum?
– Özel Çevre Koruma Bölgelerinde (Belek, Köyceğiz-Dalyan, Tuz Gölü vb.) hangi türler için özel izleme ve koruma programları uygulandığını merak ediyorum.
– Bu alanlarda yaşayan yerel halkın, koruma çalışmaları sürecine nasıl katıldığını ve bu çalışmaların onların geçimini nasıl etkilediğini öğrenmek istiyorum.
– Kaçak avcılığın önlenmesi, deniz kaplumbağalarının yuvalarının korunması, orman yangınlarının engellenmesi için hangi somut tedbirlerin alındığını merak ediyorum.
– Turizm faaliyetlerinin bu bölgelerde nasıl sınırlandırıldığını ve “sürdürülebilir turizm” uygulamalarının nasıl yapıldığını öğrenmek istiyorum.
b) Canlıların yaşam haklarını savunarak merhametli davranmanın ve doğayı korumanın önemi nedir?
– Doğadaki her canlı, ekosistemin dengesi için önemli bir role sahiptir; bu nedenle sadece insanı değil, tüm canlıların yaşam hakkını gözetmek bir vicdan ve sorumluluk meselesidir.
– Canlılara merhametli davranmak; hayvanlara işkence etmemek, yaşam alanlarını tahrip etmemek ve onları sadece “kaynak” olarak görmemek anlamına gelir.
– Doğayı koruma bilinci, gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakmanın temel şartıdır; bu da aynı zamanda bir vatandaşlık görevidir.
– Canlıların yaşam haklarına saygı duyan bir toplumda şiddet azalır, empati ve dayanışma artar; bu da hem çevre hem insanlar için daha sağlıklı bir yaşam ortamı oluşturur.
3. 5N1K tekniği – Örnek uygulama: “Köyceğiz-Dalyan Özel Çevre Koruma Bölgesi” (deniz kaplumbağalarının korunması)
Ne? Köyceğiz-Dalyan Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde deniz kaplumbağalarının (özellikle caretta caretta) yuvalama alanlarının korunmasına yönelik çalışmalar.
Neden? Bu türlerin nesli tehlike altında olduğu için, yuvalama sahillerinin korunmaması durumunda türün bölgeden ve dünyadan yok olma riski artmaktadır.
Nasıl? Sahillerin belirli dönemlerde insan girişine kapatılması, ışık ve gürültü kirliliğinin azaltılması, yuvaların işaretlenmesi, bilinçlendirme ve denetim çalışmalarıyla.
Nerede? Muğla ili sınırları içindeki Köyceğiz Gölü, Dalyan Deltası ve İztuzu Plajı çevresinde.
Ne zaman? Özellikle deniz kaplumbağalarının yumurta bıraktığı ve yavruların denize ulaştığı dönemlerde (ilkbahar–yaz aylarında) daha yoğun olmak üzere yıl boyunca.
Kim? Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, gönüllüler ve bölge halkı.
6. Türkiye ve KKTC’de doğal kaynakların, biyoçeşitliliğin ve nesli tehlikede olan canlıların korunması ile ilgili çıkarımlar
– Türkiye’de ve KKTC’de; milli parklar, tabiat parkları, sit alanları ve Özel Çevre Koruma Bölgeleri ilan edilerek hassas ekosistemler yasal koruma altına alınmıştır.
– Deniz kaplumbağaları, Akdeniz foku, bazı kuş türleri ve endemik bitkiler gibi nesli tehlike altında olan türler için özel izleme ve koruma projeleri yürütülmektedir.
– Sulak alanların (Göksu Deltası, Tuz Gölü, Uzungöl vb.) korunması, hem göçmen kuşlar hem de su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı açısından öncelikli hâle getirilmektedir.
– Buna rağmen illegal yapılaşma, kaçak avcılık, kirlilik ve kontrolsüz turizm baskısı bazı bölgelerde hâlâ ciddi tehditler oluşturmaktadır.
– Bu yüzden mevcut koruma önlemlerinin uygulanmasının sıkı şekilde denetlenmesi, yerel halkın ve öğrencilerin bilinçlendirilmesi gerektiği sonucuna varılabilir.
7. Alınan önlemlerin gelecekte topluma ve bilime katkıları
– Korunan alanlar, gelecekteki bilimsel araştırmalar için “doğal laboratuvarlar” olacaktır; bilim insanları bu bölgelerde iklim değişikliği, tür davranışları ve ekosistem süreçlerini inceleyebilecektir.
– Biyoçeşitliliğin korunması; ilaç sanayiinde kullanılabilecek yeni bileşiklerin keşfi, yeni tarım bitkilerinin geliştirilmesi gibi bilimsel ve ekonomik katkılar sağlayacaktır.
– Sağlıklı ekosistemler; temiz su, temiz hava ve verimli toprak demektir. Bu da toplumun genel sağlığının ve yaşam kalitesinin artması anlamına gelir.
– Doğal ve kültürel değerlerin korunması, sürdürülebilir turizmi destekleyerek hem yerel halka gelir sağlar hem de ülkenin tanıtımına katkıda bulunur.
8. Önlemlerin yeterliliği ve ülke varlıklarına sahip çıkmanın gerekliliği üzerine değerlendirme
– Mevcut koruma alanları ve projeler önemli ve gerekli adımlardır; ancak tek başına yeterli değildir. Bazı bölgelerde uygulamada eksikler, denetim yetersizlikleri ve bilinç eksikliği görülmektedir.
– Ülke varlıklarına sahip çıkmak; sadece devletin görevi değil, her vatandaşın sorumluluğudur. Bireyler kurallara uymadıkça, en güçlü kanunlar bile tam etki gösteremez.
– Koruma önlemlerinin güçlendirilmesi için; çevre eğitiminin erken yaşlardan itibaren verilmesi, yerel halkın karar süreçlerine katılması ve ekonomik olarak da sürdürülebilir modellerin oluşturulması gereklidir.
– Sonuç olarak, doğal kaynaklar ve biyoçeşitlilik; bir ülkenin en değerli hazinelerinden biridir. Bu hazinelere sahip çıkmak, hem bugünkü hem de gelecekteki nesillere karşı ahlaki ve kültürel bir görevdir.
Araştırma Raporu Formunu görüntülemek için tıklayın.
Analitik Dereceli Puanlama Anahtarını görüntülemek için tıklayın.
Öz Değerlendirme Formunu görüntülemek için tıklayın.
► Biyoçeşitlilik, yaşamla ilgili tüm çeşitlilikleri kapsayan geniş bir kavramdır.
► Yalnızca türlerin sayısını değil; tür çeşitliliğini, genetik çeşitliliği, ekosistem çeşitliliğini ve doğadaki ekolojik süreçlerin/olayların çeşitliliğini de içine alır.
► Bu nedenle biyoçeşitlilik, bir ülkenin doğal zenginliğinin önemli bir göstergesi kabul edilir.
► İnsan yaşamının uzun vadede sürdürülebilmesi, doğanın canlı ve cansız tüm bileşenleriyle birlikte dengesini korumasına bağlıdır.
► Çünkü ekosistemler bize doğrudan ya da dolaylı biçimde; gıda, tıbbi değeri olan bitkiler, odun, hayvan yemi gibi pek çok kaynağı sağlar.
► Doğa bu “hizmetleri” çoğu zaman fark edilmeyen ama yaşamı ayakta tutan bir sistem gibi, karşılıksız sunar.
Tür çeşitliliği: Bir bölgede bulunan türlerin sayısı ve dağılımı.
Genetik çeşitlilik: Aynı tür içindeki bireyler arasında görülen genetik farklılıklar.
Ekosistem çeşitliliği: Orman, step, deniz, kıyı, çöl, dağ gibi farklı ekosistemlerin çeşitliliği.
► Türkiye, Avrupa ve Orta Doğu arasında biyoçeşitliliği en yüksek ülkelerden biridir.
► Ülkemizde 173 memeli, 493 kuş, 180 sürüngen ve 369 iç su balığı taksonu bulunması, tür çeşitliliğinin ne kadar yüksek olduğunu gösterir.
► Bu zenginliğin önemli nedenlerinden biri de Türkiye’nin coğrafi yapısının ve iklimsel farklılıklarının çok çeşitli yaşam alanları oluşturmasıdır.
► Bitkiler açısından da benzer bir tablo vardır: Türkiye’de tanımlanmış 12.150 damarlı bitki taksonu bulunur ve bunların 3.496’sı endemiktir (yani yalnızca bu coğrafyada doğal olarak yaşar). Avrupa kıtasında toplam bitki türü sayısının yaklaşık 12.000 civarında olduğu düşünüldüğünde, Türkiye florasının ne kadar güçlü olduğu daha net anlaşılır.
► Günümüzde hem dünyada hem Türkiye’de biyoçeşitlilik insan faaliyetleri nedeniyle ciddi ölçüde zarar görmektedir ve bu kayıp ne yazık ki artarak sürmektedir.
► Doğanın kirlenmesi, yaşam alanlarının yok edilmesi, iklim değişikliği, doğal kaynakların aşırı tüketimi ve istilacı türlerin yayılması; sonuçta türlerin azalmasına ve ekosistem dengesinin bozulmasına yol açar. Bu yüzden sürdürülebilir bir yaşam için biyoçeşitliliğin korunması zorunludur.
Biyoçeşitliliği korumaya yönelik çalışmalar, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de çeşitli uluslararası sözleşme ve anlaşmalar çerçevesinde yürütülür. Öne çıkan bazıları şunlardır:
► Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi
► CITES (Nesli Tehlikede Olan Türlerin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme)
► Ramsar Sözleşmesi (Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar)
► Bern Sözleşmesi (Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarının Korunması)
► Akdeniz’de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitlilik Protokolü
► Karadeniz’de Biyolojik Çeşitlilik ve Peyzajın Korunması Protokolü
Bunlar içinde özellikle Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, diğer birçok ulusal ve uluslararası uygulamayı da etkileyen temel çerçevelerden biridir. Türkiye bu anlaşmalar doğrultusunda, doğal kaynakların gelecek nesiller için korunması ve kaynakların sürdürülebilir şekilde kullanılması yönünde taahhütte bulunmuştur.
Türkiye’nin biyolojik zenginliğini tanımlamak ve izlemek için çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Örneğin TÜBİTAK öncülüğünde Türkiye Bitkileri Veri Tabanı oluşturulmuş; 2007–2013 yılları arasında gönüllü uzmanların katkısıyla Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veri Tabanı geliştirilmiştir.
Koruma çalışmaları genel olarak üç ana başlıkta toplanır:
► Tür koruma
► Alan koruma (yerinde/in-situ koruma)
► Alan dışı (ex-situ) koruma
Benzer çalışmalar KKTC’de ve dünyanın pek çok ülkesinde de yürütülür. KKTC’de Turizm ve Çevre Bakanlığına bağlı Çevre Koruma Dairesi çeşitli projelerle koruma çalışmalarını destekler; ayrıca çevre mevzuatı kapsamında flora-fauna ve yabani kuşların korunmasına yönelik düzenlemelerle uygulamalar güçlendirilir.
Tür koruma çalışmaları, nesli tehlike altındaki türlerin devamını sağlamayı hedefler. Türkiye’de bu kapsamda deniz kaplumbağaları, Akdeniz foku ve kelaynak için koruma programları yürütülmektedir.
► Akdeniz fokunun korunması için ilgili bakanlık bünyesinde “Akdeniz Foku Türk Ulusal Komitesi” oluşturulmuş; Ege ve Akdeniz kıyılarında belirli pilot alanlarda koruma çalışmaları sürdürülmüştür.

► Türkiye’de deniz kaplumbağalarına ait 21 önemli üreme bölgesi belirlenmiş; bu alanlar koruma statüsü ile güvence altına alınmıştır.
► Şanlıurfa–Birecik çevresinde yaşayan ve nesli risk altında olan kelaynaklar, kurulan üreme istasyonlarıyla korunmaya alınmıştır.

► Türlerin kendi habitatlarında yaşamasını güvenceye almak için, kanun ve yönetmelikler çerçevesinde alan koruma çalışmaları yapılır.
► Bu kapsamda millî parklar, tabiat koruma alanları, tabiat parkları, yaban hayatı geliştirme sahaları ve sulak alanlar biyoçeşitlilik açısından kritik bölgelerdir.
► Kaz Dağları Millî Parkı ve Hatay Dağ Ceylanı Yaban Hayatı Geliştirme Sahası bu tür uygulamalara örnek gösterilebilir.

► Bu alanların korunmasında Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü görev alır.
► Biyoçeşitlilik yalnızca doğada değil, doğa dışı ortamlarda da korunabilir. Bu amaçla arboretumlar, botanik bahçeleri, gen bankaları, arazi gen bankaları ve tohum bankaları kurulmuştur.
► Türkiye’de alan dışı korumada önemli adımlardan biri, Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü ile atılmış; burada ulusal tohum gen bankası oluşturulmuştur.
► Bu bankada 3.339 türe ait 55.000’den fazla tohum örneği korunur; yerel çeşitler, ıslah edilmiş çeşitler, yabani türler ve endemikler bu kapsamda yer alır.
► Ankara’daki Türkiye Tohum Gen Bankasında ise koruma altındaki tohum sayısının 51.000 olduğu belirtilmektedir.
► Ayrıca 1992’de başlatılan çalışmalarla Ulusal Arazi Gen Bankası yaklaşımı geliştirilmiş; Türkiye kökenli meyve ve bağ genetik kaynakları farklı araştırma enstitülerinin arazi gen bankalarında, türlerin ekolojik ihtiyaçları dikkate alınarak en az iki ayrı yerde korunacak şekilde planlanmıştır. Bu süreçte koordinatör kurum olarak Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü öne çıkar.
► Botanik bahçeleri ve arboretumlar da hem yerli hem de yurt dışından gelen birçok bitki türünün korunmasına katkı sağlar.
► Türkiye Millî Botanik Bahçesi (Ankara), Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi (İstanbul) ve Ali Nihat Gökyiğit Botanik Bahçesi (Adana/Çukurova Üniversitesi) önemli örneklerdendir.

► İstanbul’da 1982’de kurulan Atatürk Arboretumu ise özellikle ağaçlar ve odunsu bitkiler açısından güçlü bir koleksiyona sahiptir. Bu alanlar aynı zamanda eğitim, araştırma ve doğayla buluşma imkânı sunduğu için toplumsal farkındalığı da artırır.
Konu İle İlgili Sorular
Öğrencilerimizin TYT (Temel Yeterlilik Testi) ve AYT (Alan Yeterlilik Testi) gibi sınavlara hazırlanırken kullanabilecekleri bilgileri sunuyoruz. Biyoloji konularında güçlü bir temel oluşturmak ve sınav başarınızı artırmak için doğru adrestesiniz!
Hasanefendi - Ramazan Paşa Mah.1921 Sok.No:24/A Efeler-Aydın
destek@biyolojihikayesi.com
+90.555.608 59 45
©
Biyoloji Hikayesi.
All Rights Reserved. Designed by
Biyoloji Hikayesi
Distributed By:
Rolpa Bilişim Pazarlama Yönetim Sistemleri