Yönerge: Yukarıdaki metinden yararlanarak aşağıdaki soruların cevaplarını inceleyiniz.
Cevap: Fleming’in penisilini keşfetmesinde tesadüfün payı vardır ancak keşif yalnızca tesadüfle açıklanamaz. Petri kabının açık kalması ve küf mantarının burada gelişmesi beklenmedik bir durumdur. Fleming’i asıl önemli kılan, küf mantarının çevresinde bakterilerin bulunmadığını fark etmesi ve bunun nedenini araştırmasıdır.
Bu durum Fleming’in dikkatli gözlem yapma, merak etme, sorgulama, neden-sonuç ilişkisi kurma ve beklenmedik sonuçları değerlendirme özelliklerini gösterir. Bilim insanları deneylerde yalnızca bekledikleri sonuçlarla değil, beklemedikleri sonuçlarla da ilgilenirler. Çünkü bazen önemli bilimsel gelişmeler, beklenmeyen bir durumun dikkatle incelenmesiyle ortaya çıkabilir.
Cevap: Bilimsel çalışmalar her zaman kısa sürede kesin bir sonuca ulaşmaz. Bir araştırmada elde edilen bilgi, daha sonra başka bilim insanlarının yapacağı çalışmalar için başlangıç noktası olabilir.
Metinde Fleming penisilinle ilgili önemli gözlemler yapmış ancak penisilini küf mantarından ayırmayı başaramamıştır. Daha sonra Howard Florey ve Ernst Chain, Fleming’in çalışmalarını inceleyerek araştırmayı devam ettirmiş ve penisilini saflaştırmayı başarmıştır. Ardından hayvanlar ve insanlar üzerinde yapılan çalışmalarla penisilinin tedavide kullanılabileceği görülmüştür.
Bu nedenle bilimsel çalışmalarda süreklilik önemlidir. Araştırmaların devam ettirilmesi; eksiklerin giderilmesini, yeni yöntemlerin geliştirilmesini, sonuçların denenmesini ve elde edilen bilgilerin insan yaşamında kullanılabilir hâle gelmesini sağlar.
Cevap: Penisilin keşfedilmeseydi bakterilerin neden olduğu birçok enfeksiyonun tedavisi daha zor olurdu. Günümüzde kolaylıkla tedavi edilebilen bazı bakteriyel hastalıklar daha uzun sürebilir, ağırlaşabilir ve daha fazla insanın hayatını kaybetmesine neden olabilirdi.
Penisilinin keşfi, bakterilere karşı kullanılabilen ilaçların geliştirilmesi açısından önemli bir adım olmuştur. Bu keşif gerçekleşmeseydi antibiyotiklerle ilgili bilimsel çalışmaların ve yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi de gecikebilirdi.
Toplum sağlığı açısından düşünüldüğünde enfeksiyonların kontrol altına alınması zorlaşabilir, hastalıkların oluşturduğu sağlık sorunları artabilir ve insanların yaşam süresi ile yaşam kalitesi olumsuz etkilenebilirdi.
Penisilinin keşfi, bilimsel gelişmelerde gözlem, merak, sorgulama, araştırmanın devamlılığı ve bilim insanları arasındaki bilgi birikiminin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bir bilimsel çalışma tek bir kişinin çabasıyla sınırlı kalmayabilir; farklı bilim insanlarının katkılarıyla geliştirilerek toplum yararına kullanılabilir.
Yönerge: Yukarıdaki metin ve grafiklerden yararlanarak 4, 5, 6 ve 7. soruların cevaplarını inceleyiniz.
a) Soru: Lepisteslerin yaşadığı ortamdaki avcı türünün değişmesi, erkek lepisteslerin parlak beneklerinin sayısını ve kapladığı alanı etkiler mi?
b) Hipotez: Yetişkin lepistesleri avlayan turna balıklarının bulunmadığı ve yalnızca yavru lepistesleri avlayan sazancıkların bulunduğu bir ortamda, parlak renkli erkek lepisteslerin yaşama ve üreme şansı artar. Bu nedenle nesiller ilerledikçe erkeklerin parlak beneklerinin sayısı ve kapladığı alan artabilir.
c) Tahmin: Turna balıklarının bulunduğu ortamdan sazancıkların bulunduğu ortama taşınan lepisteslerin sonraki nesillerinde, erkeklerin benek sayısının ve beneklerin kapladığı alanın artması beklenir.
ç) Kontrol grubu: Turna balıkları ile lepisteslerin birlikte yaşadığı kaynak havuzda kalan lepistes popülasyonudur.
d) Deney grubu: Kaynak havuzdan alınarak yalnızca sazancıkların bulunduğu havuzlara taşınan lepistes popülasyonudur.
Doğru cevap: I
Grafikler incelendiğinde nakledilen lepistes popülasyonundaki erkeklerin hem renkli benek sayısının hem de beneklerin kapladığı alanın kaynak popülasyona göre arttığı görülmektedir.
Bu nedenle, “Nakledilen lepistes popülasyonundaki erkeklerde benek sayısında ve beneklerin kapladığı alanda belirgin bir artış gözlemlenmiştir.” ifadesi doğrudur.
Cevap: Lepistesler yeniden kaynak havuza döndürüldüğünde yetişkin lepistesleri avlayan turna balıklarıyla tekrar karşılaşacaktır. Parlak renkli erkekler avcılar tarafından daha kolay fark edildiği için bu bireylerin yaşama ve üreme şansı azalabilir.
Bu nedenle nesiller ilerledikçe erkek lepisteslerdeki parlak benek sayısının ve beneklerin kapladığı alanın azalması beklenebilir. Popülasyonun özellikleri zamanla kaynak popülasyonun özelliklerine yeniden yaklaşabilir.
Cevap: Bu araştırmada bilimin doğasına ait birçok özellik görülmektedir:
Bu araştırmada da lepisteslerin yaşadığı ortam değiştirilmiş, popülasyonlar uzun süre gözlenmiş, erkeklerdeki benek sayısı ve beneklerin kapladığı alan ölçülmüş ve elde edilen verilere göre sonuç çıkarılmıştır.
Bu çalışma, çevredeki koşulların canlıların yaşama ve üreme başarısını etkileyebileceğini göstermektedir. Yetişkin lepistesleri avlayan turna balıklarının bulunduğu ortamda parlak renkler avcılar tarafından fark edilmeyi kolaylaştırırken, bu avcıların bulunmadığı ortamda parlak renkli erkekler eş seçiminde avantaj sağlayabilmektedir. Araştırmacılar bu değişimi nesiller boyunca izleyerek gözlem, deney ve ölçümlere dayalı sonuçlara ulaşmıştır.
Yönerge: Yukarıdaki metin ve grafikten yararlanarak 8 ve 9. soruların cevaplarını inceleyiniz.
Cevap: Plastik yılan modellerinin kullanılması, araştırmacıların yalnızca renk ve desen farklılığının avcıların saldırısı üzerindeki etkisini inceleyebilmesini sağlar.
Canlı yılanlar kullanılsaydı yılanların hareket etmesi, saklanması, kaçması veya farklı davranışlar göstermesi sonuçları etkileyebilirdi. Aynı özelliklere sahip plastik modeller kullanıldığında ise bu farklılıklar ortadan kaldırılmış ve desenli modeller ile kahverengi modeller daha uygun koşullarda karşılaştırılmıştır.
Modeller üzerindeki diş izlerinin incelenmesi de avcı saldırılarının gözlenebilir ve sayılabilir verilere dönüştürülmesini sağlamıştır. Böylece araştırmacılar kişisel görüşlerine göre değil, elde ettikleri verilere göre sonuca ulaşmıştır.
Doğru cevaplar: A, Ç ve D
A) Bilimsel bir hipotez, toplanan veriler ışığında desteklenebilir veya reddedilebilir.
Doğrudur. Araştırmacılar yılanların renk ve desenlerinin avcı saldırılarını etkileyip etkilemediğini topladıkları verilerle sınamıştır. Sonuçlar hipotezi destekleyebilir ya da desteklemeyebilir.
B) Bilimsel yasalar, yeterli kanıt toplandığında değişmez ve mutlak doğrulara dönüşür.
Yanlıştır. Bilimsel bilgiler yeni kanıtlar ve araştırmalar doğrultusunda yeniden değerlendirilebilir. Bilimsel bilgi değişmez ve mutlak kabul edilmez.
C) Bilimsel bir araştırmada sonuca ulaşmak için her zaman tek bir evrensel yöntem izlenir.
Yanlıştır. Bilimsel araştırmaların konusu ve amacı farklı olabileceği için kullanılan yöntemler de değişebilir.
Ç) Bilimsel bilgiler, kontrollü deneyler ve gözlemler yoluyla elde edilen verilere dayanır.
Doğrudur. Bu araştırmada farklı görünümlere sahip modeller doğal ortama bırakılmış, üzerlerindeki saldırı izleri incelenmiş ve sonuçlar elde edilen verilere göre değerlendirilmiştir.
D) Bilimsel bir çalışma, aynı değişkenlerle tekrarlandığında tutarlı sonuçlar vermelidir.
Doğrudur. Bilimsel çalışmaların güvenilir olabilmesi için benzer koşullarda tekrarlandığında benzer sonuçların elde edilmesi beklenir.
E) Bilim insanları, deney tasarlarken her zaman öznel sonuçlara ulaşmayı hedefler.
Yanlıştır. Bilimsel araştırmalarda amaç, kişisel düşüncelerden mümkün olduğunca uzak durarak nesnel ve kanıta dayalı sonuçlara ulaşmaktır.
Grafikte mercan yılanlarının bulunmadığı kuzey bölgesinde desenli modellerin daha fazla, mercan yılanlarının bulunduğu güney bölgesinde ise kahverengi modellerin daha fazla saldırıya uğradığı görülmektedir. Bu sonuç, zehirli mercan yılanlarına benzeyen renk ve desenlerin, mercan yılanlarının yaşadığı bölgelerde avcıları uzaklaştırıcı bir etki oluşturabileceğini göstermektedir.
Yönerge: Yukarıdaki metinden yararlanarak 10, 11, 12 ve 13. soruların cevaplarını inceleyiniz.
Cevap: B bilim insanı, başka araştırmacıların çalışmalarından yararlandığında kullandığı bilgilerin hangi kaynaktan alındığını açıkça belirtmeliydi. Başka bir çalışmadan doğrudan alınan ifadeler uygun biçimde gösterilmeli, başka araştırmacılara ait bilgi ve veriler kendi çalışmasına aitmiş gibi sunulmamalıdır.
Makalenin ilgili bölümlerinde yararlanılan kaynaklara atıf yapılmalı ve bu kaynaklar kaynakça bölümünde gösterilmeliydi. Böylece hem bilgiyi üreten araştırmacıların emeğine saygı gösterilmiş hem de okuyucuların kullanılan bilgilerin kaynağına ulaşması sağlanmış olurdu.
Cevap: Metinde kaynak göstermeme dışında iki önemli etik ihlal daha bulunmaktadır:
Cevap: Bilimsel araştırmalarda yapılan etik ihlaller, elde edilen bilgilere olan güveni azaltır. Özellikle deney sonuçlarının değiştirilmesi, gerçekte doğru olmayan bilgilerin bilimsel bilgi gibi yayımlanmasına neden olabilir.
Yanlış veya değiştirilmiş sonuçlardan yararlanan başka araştırmacılar çalışmalarını hatalı bilgiler üzerine kurabilir. Bu durum zaman, emek ve maddi kaynak kaybına yol açabilir.
Örnekteki araştırma yüksek tansiyon tedavisinde kullanılacak bir ilaçla ilgilidir. Etkili olmadığı bilinen bir maddenin etkiliymiş gibi gösterilmesi, yanlış tedavi çalışmalarına yönelinmesine ve insan sağlığının olumsuz etkilenmesine kadar varabilecek sonuçlar doğurabilir.
Ayrıca etik dışı uygulamalar bilimsel çalışmaların güvenilirliğine zarar verir ve toplumun bilime duyduğu güveni azaltabilir.
Cevap: Araştırmacıların dürüst davranması, elde ettiği verileri değiştirmeden paylaşması, kullandığı kaynakları belirtmesi ve çalışmaya katkı sağlayan kişileri doğru biçimde göstermesi bilim insanına duyulan güveni artırır.
Etik kurallara uygun çalışan bilim insanlarının araştırmaları diğer araştırmacılar ve toplum tarafından daha güvenilir kabul edilir. Bu durum bilim insanının mesleki itibarının korunmasına ve güçlenmesine katkı sağlar.
Buna karşılık verileri değiştirmek, kaynak göstermemek veya gerçeğe aykırı bilgi vermek araştırmacının güvenilirliğini zedeler. Böyle bir durum, yalnızca araştırmacının kendisine değil, yayımladığı çalışmalara ve bağlı bulunduğu bilimsel kuruma duyulan güvene de zarar verebilir.
Bilimsel araştırmalarda amaç yalnızca istenilen sonucu elde etmek değildir. Araştırmanın sonucu beklentiyi desteklesin ya da desteklemesin, verilerin doğru biçimde kaydedilmesi ve paylaşılması, yararlanılan kaynakların belirtilmesi ve araştırmaya katkı sağlayan kişilerin doğru şekilde gösterilmesi gerekir. Bilimsel bilginin güvenilirliği büyük ölçüde bu etik ilkelere uyulmasına bağlıdır.
Yönerge: Yukarıdaki senaryodan yararlanarak 14, 15 ve 16. soruların cevaplarını inceleyiniz.
Cevap: Gökhan, Seda ve Esra'nın verdiği cevaplar doğrudur.
Cevap: Çetin ve İlyas'ın cevapları kısmen doğrudur.
Çetin'in cevabı: “Tüm canlılar yaşamını devam ettirmek için eşeyli yolla üremek zorundadır.”
Bu ifadenin üremeyle ilgili kısmı doğru olmakla birlikte açıklaması hatalıdır. Üreme, bireyin kendi yaşamını devam ettirmesi için değil, türün devamının sağlanması için önemlidir. Ayrıca bütün canlılar eşeyli olarak üremez. Canlılarda eşeyli veya eşeysiz üreme görülebilir.
Doğru ifade: Canlılar türlerinin devamını sağlamak için ürer. Üreme eşeyli veya eşeysiz şekilde gerçekleşebilir.
İlyas'ın cevabı: “Adaptasyon, canlıların yaşadığı çevrede hayatta kalabilme ve üreme olasılığını artıran türe özgü kalıtsal olmayan özelliklerin tümüdür.”
Bu tanımın büyük bölümü doğrudur ancak adaptasyonların kalıtsal olmayan özellikler olduğu ifadesi yanlıştır. Adaptasyonlar nesilden nesile aktarılabilen kalıtsal özelliklerdir.
Doğru ifade: Adaptasyon, canlıların yaşadıkları çevrede hayatta kalma ve üreme başarısını artıran, nesilden nesile aktarılabilen kalıtsal özelliklerdir.
Cevap: Uğur ve Mustafa'nın verdiği cevaplar tamamen hatalıdır.
Uğur'un cevabı: “Sindirim ve solunum olayları anabolik, fotosentez ise katabolik olaylardır.”
Bu ifade yanlıştır. Sindirim ve hücresel solunumda büyük moleküllerin parçalanması söz konusu olduğundan bu olaylar katabolik (yıkım) olaylardır. Fotosentezde ise basit maddelerden organik madde sentezlendiği için fotosentez anabolik (yapım) bir olaydır.
Doğru ifade: Sindirim ve hücresel solunum katabolik, fotosentez ise anabolik bir metabolik olaydır.
Mustafa'nın cevabı: “Virüsler tüketici olarak beslenen canlılardır.”
Bu ifade de yanlıştır. Virüsler hücresel yapıya sahip değildir ve bağımsız olarak beslenme ve metabolizma faaliyetlerini gerçekleştiremez. Kendi başlarına çoğalamazlar; çoğalabilmek için bir konak hücrenin yapılarından ve maddelerinden yararlanırlar.
Doğru ifade: Virüsler tüketici canlılar gibi beslenmez. Hücre dışında bağımsız metabolik faaliyet gösteremez ve çoğalmak için konak hücreye ihtiyaç duyar.
Canlıların ortak özellikleri değerlendirilirken ifadelerin yalnızca bir bölümünün doğru olması yeterli değildir. Hücresel yapı, beslenme, enerji kullanımı, metabolizma, üreme ve adaptasyon gibi kavramların doğru anlamlarıyla kullanılması gerekir. Özellikle üremenin türün devamını sağladığı, adaptasyonların kalıtsal olduğu ve yapım-yıkım olaylarının birbirinden farklı olduğu unutulmamalıdır.
Yönerge: Yukarıdaki tahlil sonuçları tablosundan yararlanarak 17, 18, 19 ve 20. soruların cevaplarını inceleyiniz.
Cevap: Tahlil sonucunda hastanın kalsiyum değerinin normal değerlerin altında olduğu görülmektedir. Kalsiyum eksikliğinin giderilmesine yardımcı olmak için kalsiyum bakımından zengin besinlerin tüketilmesi gerekir.
Bu besinlere örnek olarak;
verilebilir.
Cevap: Magnezyum, kasların ve sinirlerin normal çalışmasında görev alan önemli minerallerden biridir. Bu nedenle magnezyum eksikliği uzun süre devam ederse özellikle sinir sistemi ve kas sisteminin çalışmasında anormallikler görülebilir.
Kaslarda kramplar, kasılmalar ve sinirsel iletimle ilgili sorunlar ortaya çıkabilir.
Cevap: Hayır. Fosfor eksikliği başka bir mineral kullanılarak giderilemez. Çünkü minerallerin canlı vücudunda farklı görevleri vardır ve bir mineral diğer mineralin yerine kullanılamaz.
Bu nedenle fosfor eksikliğinin giderilebilmesi için süt ve süt ürünleri, yumurta, et, balık, kuru baklagiller ve kuruyemişler gibi fosfor içeren besinlerin yeterli miktarda tüketilmesi gerekir.
Cevap: Aşağıdaki tablo, farklı besin gruplarına yer verilen örnek bir günlük beslenme planıdır.
| Öğün | Örnek Besinler | Beslenmeye Katkısı |
|---|---|---|
| Kahvaltı | Süt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmek, domates, salatalık ve mevsim meyvesi | Kalsiyum, fosfor, protein, vitamin ve farklı minerallerin alınmasına katkı sağlar. |
| Ara Öğün | Yoğurt ile badem, fındık veya ceviz | Kalsiyum, magnezyum ve fosfor gibi minerallerin alınmasına yardımcı olur. |
| Öğle | Et, tavuk, balık veya kuru baklagil yemeği; bulgur pilavı; salata ve ayran | Protein ile birlikte demir, fosfor, potasyum ve farklı minerallerin alınmasını sağlar. |
| Ara Öğün | Mevsim meyvesi ve bir miktar kuruyemiş | Potasyum, magnezyum, vitamin ve lif alınmasına katkı sağlar. |
| Akşam | Sebze yemeği, yoğurt, tam tahıllı ekmek veya bulgur ve salata | Kalsiyum, potasyum, magnezyum ve diğer minerallerin dengeli alınmasına yardımcı olur. |
Gün içinde yeterli miktarda su tüketilmesi ve tek tip beslenme yerine farklı besin gruplarından yararlanılması da dengeli beslenmenin önemli bir parçasıdır.
Mineraller vücutta düzenleyici ve yapısal görevler üstlenir. Her mineralin farklı görevleri bulunduğu için bir mineralin eksikliği başka bir mineral alınarak giderilemez. Bu nedenle mineral eksikliklerinin önlenmesinde tek tip beslenmek yerine farklı besin gruplarını içeren yeterli ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak önemlidir.
Yönerge: Yukarıdaki metinden yararlanarak 21 ve 22. soruların cevaplarını inceleyiniz.
Doğru cevap: E) Nesnelerin su üzerinde oluşturduğu dönme hareketi
Ateş karıncalarının birbirlerine tutunarak oluşturduğu salın su üzerinde kalmasını açıklamak için suyun özellikleri ile karıncaların oluşturduğu yapının özellikleri incelenebilir.
Cevap: Bazı nesnelerin suda batmadan kalabilmesinde birden fazla faktör etkili olabilir:
Bu nedenle bir nesnenin suda batmadan kalması yalnızca ağırlığına değil, suyun özelliklerine ve nesnenin yapısına da bağlıdır.
Ateş karıncalarının oluşturduğu sal, canlıların çevre koşullarına karşı sergileyebildiği dikkat çekici davranışlardan biridir. Bu örnek aynı zamanda suyun kaldırma kuvveti, moleküller arasındaki çekim ve yüzey alanı gibi özelliklerin nesnelerin su üzerinde kalmasında etkili olabileceğini göstermektedir.
Yönerge: Yukarıdaki metinden yararlanarak 23. sorunun cevabını inceleyiniz.
Cevap: Selüloz, insanların sindirim sisteminde parçalanamayan bir karbohidrat çeşididir. Bu nedenle yapı taşlarına ayrılarak hücresel solunumda kullanılamaz ve doğrudan enerji üretimine katılmaz.
Bununla birlikte selüloz, besin lifi olarak sindirim sistemi için önemlidir. Bağırsak hareketlerinin düzenli olmasına yardımcı olur, dışkının hacmini artırır ve besin artıklarının bağırsaklardan daha kolay ilerlemesini sağlar.
Bu nedenle selüloz enerji kaynağı olarak kullanılmasa da sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına katkı sağlar.
Yönerge: Yukarıdaki metin ve görselden yararlanarak 24 ve 25. soruların cevaplarını inceleyiniz.
Cevap: a ve c tüplerinde mavi-mor renk oluşması beklenir.
a tüpü (-4 °C): Düşük sıcaklıkta enzimin çalışma hızı çok azalır. Bu nedenle nişastanın önemli bir kısmı parçalanmadan kalır. İyot, ortamda kalan nişasta ile mavi-mor renk oluşturur.
b tüpü (25 °C): Enzim bu sıcaklıkta çalışabildiği için nişastayı parçalar. Bu nedenle ortamda nişasta azalır ve iyotla mavi-mor renk oluşması beklenmez.
c tüpü (70 °C): Yüksek sıcaklık enzimin yapısını bozarak çalışmasını engelleyebilir. Enzim görev yapamadığı için nişasta parçalanmadan kalır ve iyot damlatıldığında mavi-mor renk oluşur.
Cevap: Tüpler oda sıcaklığına getirildikten sonra a ve b tüplerine Benedict çözeltisi damlatıldığında renk değişimi gözlenmesi beklenir.
a tüpünde bulunan enzim, -4 °C'de yapısını kaybetmez; yalnızca çalışma hızı çok azalır. Tüp oda sıcaklığına getirildiğinde enzim yeniden etkinleşir ve nişastanın parçalanmasını sağlar. Böylece Benedict çözeltisinin renk değiştirmesine neden olacak ürünler oluşur.
b tüpünde enzim 25 °C'de zaten çalışabildiği için nişastanın parçalanması gerçekleşmiştir. Bu nedenle Benedict çözeltisi eklendiğinde renk değişimi gözlenir.
c tüpünde ise 70 °C'nin etkisiyle enzimin yapısı bozulmuştur. Tüp oda sıcaklığına getirilse bile enzim eski yapısına ve etkinliğine geri dönemez. Bu nedenle nişasta parçalanamaz ve Benedict çözeltisiyle beklenen renk değişimi oluşmaz.
Enzimlerin çalışması sıcaklıktan etkilenir. Düşük sıcaklıklarda enzim etkinliği azalırken uygun sıcaklığa dönüldüğünde yeniden artabilir. Çok yüksek sıcaklıklarda ise enzimin yapısı bozulabilir. Bu nedenle sıcaklığın etkisi değerlendirilirken düşük ve yüksek sıcaklığın enzim üzerindeki sonuçlarının aynı olmadığı unutulmamalıdır.
Yönerge: Yukarıdaki tablo ve metinden yararlanarak 26, 27 ve 28. soruların cevaplarını inceleyiniz.
Cevap: Öğrenci 1. tüpteki bitki özütünü, 3. tüpteki maltozu ve 9. tüpteki glikoz ayıracını kullanmalıdır.
Bitki özütü ile maltoz bir araya getirilip uygun koşullarda bir süre bekletilir. Eğer bitki özütünde maltozu sindiren enzim bulunuyorsa maltoz parçalanarak yapı taşı olan glikoz oluşur.
Daha sonra ortama glikoz ayıracı eklendiğinde renk değişimi görülmesi, ortamda glikoz oluştuğunu ve dolayısıyla maltozun parçalandığını gösterir. Böylece bitki özütünde maltozu sindirebilen bir enzimin bulunduğu hipotezi desteklenmiş olur.
Cevap: Deneyde temel olarak 4. tüpteki sükroz, 9. tüpteki glikoz ayıracı ve 10. tüpteki fruktoz ayıracı kullanılmalıdır. Sükroz uygun şekilde parçalandıktan sonra oluşan ürünler bu ayıraçlarla belirlenir.
Sükroz parçalandığında glikoz ve fruktoz oluşur. Parçalanma sonrasında glikoz ayıracı ve fruktoz ayıracı ile yapılan kontrollerde her ikisinde de uygun renk değişiminin gözlenmesi, sükrozun yapı taşlarının glikoz ve fruktoz olduğunu gösterir.
Deney sonuçlarına göre X özütü A ve C ayıraçlarıyla renk değişimi oluşturmuş, B ile oluşturmamıştır. Y özütü ise yalnızca B ayıracıyla renk değişimi oluşturmuştur.
a) “X özütü bitkisel ise A kesinlikle maltoz ayıracıdır.” → YANLIŞ
X özütü bitkisel ise A ve C, bitkisel kaynaklarda bulunabilen maltoz ve sükrozu belirleyen ayıraçlar olabilir. Ancak A'nın hangisi olduğu kesin olarak söylenemez. A, maltoz ayıracı olabileceği gibi sükroz ayıracı da olabilir.
b) “Y özütü hayvansal ise B'nin glikojen ayıracı olduğu kesindir.” → DOĞRU
Glikojen hayvanlarda depo edilen bir polisakkarittir. Y özütü hayvansal olduğunda renk değişimi görülen B ayıracının glikojen ayıracı olması beklenir.
c) “X özütü hayvansal ise C sükroz ayıracı olabilir.” → YANLIŞ
Sükroz bitkisel kaynaklı bir karbohidrattır. Hayvansal bir özütte sükroz bulunması beklenmediğinden, X özütü hayvansal kabul edildiğinde renk değişimi oluşturan C'nin sükroz ayıracı olduğu söylenemez.
ç) “Y bitki özütü ise A kesinlikle glikojen ayıracıdır.” → YANLIŞ
Glikojen hayvanlarda depo edilen karbohidrattır. Bitkilerde depo karbohidratı olarak glikojen değil, nişasta bulunur. Bu nedenle bitkisel bir özüt üzerinden A'nın kesinlikle glikojen ayıracı olduğu sonucuna ulaşılamaz.
Karbohidratların yapısı ve canlılardaki dağılımı, uygun ayıraçlar kullanılarak araştırılabilir. Bir maddenin parçalanması sonucunda ortaya çıkan yapı taşlarının belirlenmesi de o maddenin yapısı hakkında bilgi verir. Ayrıca nişastanın bitkilerde, glikojenin ise hayvanlarda temel depo polisakkariti olduğu unutulmamalıdır.
Doğru cevap: C) 2 ve 12. tüp
Tabloda 2. tüpte hayvan özütü, 12. tüpte ise glikojen ayıracı bulunmaktadır.
Glikojen, hayvanlarda kullanılan temel depo polisakkaritidir. Bu nedenle bilinmeyen özütte glikojen bulunduğunun gösterilmesi, özütün hayvansal kaynaklı olduğunu destekleyen bir kanıt oluşturur.
Glikojen ayıracı özüte eklendiğinde uygun renk değişiminin görülmesi, ortamda glikojen bulunduğunu gösterir. Hayvan özütü de karşılaştırma amacıyla kullanılabilir.
Yönerge: Yukarıdaki metin ve tablodan yararlanarak 30 ve 31. soruların cevaplarını inceleyiniz.
Doğru cevap: A) Enzim aktivitesi sıcaklık değişiminden etkilenir mi?
4, 5, 6 ve 7. deney düzeneklerinde tampon çözelti, enzim ve substrat miktarları aynıdır. Bu düzenekler arasındaki temel fark sıcaklıktır.
Bu nedenle bu düzeneklerde oluşan renk değişimleri karşılaştırılarak sıcaklığın enzim aktivitesi üzerindeki etkisi araştırılabilir.
B seçeneği: Saf suyun etkisini belirlemek için diğer bütün koşulların aynı tutulduğu, yalnızca saf su miktarının değiştirildiği düzenekler bulunmamaktadır.
C seçeneği: Enzim miktarının etkisini araştırmak için farklı miktarlarda enzim içeren düzenekler hazırlanması gerekirdi.
D seçeneği: Substrat miktarının enzim aktivitesine etkisini incelemek için farklı miktarlarda substrat kullanılan düzenekler bulunması gerekirdi.
E seçeneği: Tüm düzeneklerde tampon çözeltinin pH değeri 6,0'dır. pH değiştirilmediği için pH'ın enzim aktivitesi üzerindeki etkisi bu deneyle araştırılamaz.
Cevap: 1, 2, 3 ve 7. deney düzeneklerinde renk değişimi beklenmez.
1. deney düzeneği: Ortamda hem enzim hem de substrat bulunmamaktadır. Bu nedenle katekolün benzokinona dönüşmesini sağlayacak reaksiyon gerçekleşmez.
2. deney düzeneği: Ortamda substrat bulunmasına rağmen enzim bulunmamaktadır. Enzim olmadığı için katekol benzokinona dönüştürülemez ve renk değişimi oluşmaz.
3. deney düzeneği: Ortamda enzim bulunmasına rağmen substrat bulunmamaktadır. Enzimin etki edeceği katekol olmadığı için ürün oluşmaz ve renk değişimi görülmez.
7. deney düzeneği: Enzim ve substrat bulunmasına rağmen sıcaklık 80 °C'dir. Bu kadar yüksek sıcaklık enzimin yapısını bozarak etkinliğini kaybetmesine neden olur. Enzim çalışamadığı için benzokinon oluşmaz ve renk değişimi görülmez.
4, 5 ve 6. deney düzeneklerinde ise enzim ile substrat birlikte bulunmaktadır. Enzim 4 °C'de daha yavaş çalışsa da yapısı bozulmadığından reaksiyon gerçekleşebilir. 22 °C ve 40 °C'de de enzim etkinliğine bağlı olarak renk değişimi gözlenebilir.
Enzimlerin çalışması ortam koşullarından etkilenir. Bu deneyde sıcaklık değiştirilerek katekol oksidaz enziminin aktivitesi incelenmiştir. Enzim ve substratın bulunmadığı ya da enzimin yüksek sıcaklık nedeniyle yapısının bozulduğu ortamlarda reaksiyon gerçekleşmez. Uygun koşullarda ise katekol, katekol oksidaz enziminin etkisiyle benzokinona dönüşür ve renk değişimi gözlenir.
Yönerge: Yukarıdaki tablo ve metinden yararlanarak 32, 33 ve 34. soruların cevaplarını inceleyiniz.
Doğru cevap: E) Çiğ sütün taşınma ve saklanma koşulları, mikrobiyal aktiviteye ve sütün kimyasal bileşimine etki eder mi?
Araştırmada çiğ sütler iki farklı sıcaklıkta saklanmış ve belirli zaman aralıklarında lipaz aktivitesi ile pH değerindeki değişimler ölçülmüştür.
Bu nedenle araştırmanın temel problemi, çiğ sütün taşınma ve saklanma koşullarının mikroorganizmaların etkinliği ve sütün kimyasal özellikleri üzerinde etkili olup olmadığını belirlemeye yöneliktir.
Tablodaki sonuçlarda özellikle 21 °C'de bekletilen B grubunda lipaz aktivitesinin daha yüksek değerlere ulaştığı ve pH değerinin daha hızlı düştüğü görülmektedir. Bu durum saklama koşullarının sütte meydana gelen değişimleri etkilediğini göstermektedir.
Doğru cevap: C) Çiğ sütün taşınma ve saklanma koşulları mikrobiyal aktiviteyi ve sütün kimyasal bileşimini olumsuz etkiler.
Hipotez, araştırma problemine yönelik test edilebilir bir açıklama veya tahmindir. Bu araştırmada farklı sıcaklıklarda bekletilen sütlerde lipaz aktivitesi ve pH değişimi ölçüldüğü için hipotezin de bu değişkenlerle ilişkili olması gerekir.
Sonuçlara bakıldığında 21 °C'de saklanan B grubunda lipaz aktivitesi genel olarak daha yüksek, pH değeri ise özellikle ilerleyen saatlerde daha düşük bulunmuştur. Bu durum uygun olmayan saklama koşullarında mikrobiyal etkinliğin ve sütün kimyasal yapısındaki değişimlerin artabileceğini desteklemektedir.
Cevap: Sağlıklı ve kaliteli süt ürünleri elde edebilmek için çiğ sütün üreticiden alınmasından işlenmesine kadar geçen süreçte uygun koşullarda korunması gerekir.
Tablodaki veriler de bu durumu desteklemektedir. 4 °C'de saklanan A grubunda pH değişimi daha yavaş gerçekleşirken, 21 °C'de saklanan B grubunda lipaz aktivitesi daha fazla artmış ve pH daha hızlı düşmüştür.
Bu nedenle çiğ sütün düşük sıcaklıkta saklanması ve kısa sürede işlenmesi, sütün kalitesinin korunmasına yardımcı olur.
Çiğ süt, mikroorganizmaların gelişmesi için uygun bir ortamdır. Sütün uygun olmayan sıcaklıklarda uzun süre bekletilmesi, mikroorganizmaların etkinliğinin artmasına ve sütün kimyasal özelliklerinin değişmesine neden olabilir. Bu nedenle üreticiden tüketiciye kadar geçen süreçte uygun sıcaklık koşullarının korunması, hijyene dikkat edilmesi ve sütün mümkün olduğunca kısa sürede işlenmesi sağlıklı ve kaliteli süt ürünlerinin elde edilmesi açısından önemlidir.
Öğrencilerimizin TYT (Temel Yeterlilik Testi) ve AYT (Alan Yeterlilik Testi) gibi sınavlara hazırlanırken kullanabilecekleri bilgileri sunuyoruz. Biyoloji konularında güçlü bir temel oluşturmak ve sınav başarınızı artırmak için doğru adrestesiniz!
Hasanefendi - Ramazan Paşa Mah.1921 Sok.No:24/A Efeler-Aydın
destek@biyolojihikayesi.com
+90.555.608 59 45
©
Biyoloji Hikayesi.
Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım:
Biyoloji Hikayesi
Dağıtım:
Rolpa Bilişim Pazarlama Yönetim Sistemleri
🔒